RSS

Turquie : entretien avec Samim Akgönül

Turquie : entretien avec Samim Akgönül

ARTE,  22 novembre 2016

Andrea Fies  s’entretient avec le politologue franco-turc Samim Akgönül sur l’escalade de la répression en Turquie depuis le putsch raté de juillet dernier. Elle évoque également avec lui la grande purge d’Erdogan (au sein de l’armée, de la justice et des médias) et les rapports ambigus qu’entretiennent l’Union Européenne et la Turquie.

capture-decran-2016-11-25-a-14-15-57

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 25, 2016 dans Media

 

Étiquettes : , , , ,

Avrupa Konseyi’nde sansür ve vandalizm

Avrupa Konseyi’nde sansür ve vandalizm

Samim Akgönül

T24, 09.11.2016

ak

Önce dekoru yerleştirelim. Avrupa Konseyi, Strasbourg’da bulunan ve Avrupa değerlerinin inşası ve korunması için 1949’da kurulmuş en eski Avrupa kurumu. Bu değerlerin en önemlileri elbette demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü. Söz konusu kurumun Türkiye için önemi büyük zira hem kuruluşundan birkaç ay sonra Türkiye Avrupa Konseyi’ne üye oldu hem de konseyin bir organı olan (ve Türkiye’de daha iyi tanınan) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin en önemli “müşterilerinden” biri. Son yıllarda mahkemeye gelen insan hakları ihlâl iddialarının hatırı sayılır bir kısmı da “ifade özgürlüğü” konusunda. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi şöyle diyor:

“Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu  makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.”

Avrupa Konseyi’nin spesifik olarak AKP iktidarı için de ayrı bir önemi var. Türkiye’de siyasal İslam olarak adlandırılan akımın en etkin isimleri uluslararası siyaseti bu kurumda öğrendiler. Avrupa Konseyi önce Milli Görüş hareketi için sonra da AKP kadroları için bir okul oldu. Abdullah Gül, 1990’larda zamanını Refah Partisi’nin temsilcisi olarak Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) ile Strasbourg’da her geçen gün güçlenen Milli Görüş’ün Eyüp Sultan Camii’nde geçirirdi. Günümüzün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise 2010 – 2012 yılları arasında AKPM Başkanlığı görevine kadar yükseldi. Türkiye 2016 yılında Avrupa Konseyi’nin “Grand Contributeur”ü yani en çok finansal kaynak sağlayan ülkelerinden biri haline geldi.  Bu sayede Konsey’den gelebilecek eleştirileri kısıtlamayı ümit ediyor ve bu ümitleri de boşa çıkmıyor açıkçası. Parayı veren…

Ayrıca AKP için Strasbourg, özellikle Avrupalı Türklere ulaşmak konusunda önemli bir giriş kapısı konumunda. Şu anda bu şehirde biri Milli Görüş diğeri Diyanet olmak üzere iki büyük cami inşa ediliyor. İmam hatip lisesi açıldı, ilahiyat “fakültesi” burada kuruldu. AKP’ye yakın dernekler burada yoğun olarak başkonsolosluk ile istişare içinde AKP lehine lobicilik yapmaktalar.

 

Böyle bir durumda, özellikle Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesi ayaklar altına alınırken ekim AKPM toplantısı sırasında (13 Ekim 2016) Türkiye delegasyonu 15 Temmuz darbesi hakkında bir sergi açtı. Amaç, Parlamenterleri bu darbenin ne kadar tehlikeli olduğuna ikna etmek ve Avrupa Konseyi ilkelerinin çiğnenmesine bahane olarak göstermekti. Mevlüt Çavuşoğlu da eskiden başkanlığını yaptığı kuruma Türkiye’nin Dışişleri bakanı olarak gelmişti. Ancak aynı günlerde konseyin fuayesinde başka bir sergi daha vardı. Maltalı sanatçı Norbert Francis Attard’ın gerçekleştirdiği dev bir patchwork tarih boyunca sansürlenmiş sanatçı, siyasetçi, düşünür ve eserleri bir araya getirmişti. Bertold Brecht’den Charlie Chaplin’e ifade özgürlüğü kısıtlanmış bir çok kişi bu eserde buluşmuştu. Bu büyük boyutlu çalışmanın minicik bir yerinde de artık meşhur olmuş sarığında bomba olan bir Müslümanın (kimilerine göre bu Müslüman peygamberi betimliyordu) karikatürü yer alıyor ve sansürü simgelemek için üstünde kırmızı bir çizgi bulunuyordu.

YAZININ DEVAMI

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 12, 2016 dans Media

 

Étiquettes : , , , ,

Kuram ve ampirik doğrulama : Diken ve Kaplumbağa

Kuram ve ampirik doğrulama : Diken ve Kaplumbağa

zenon_achilletortue

Diken internet gazetesinde çıkan bir haber üzerine dile getirdiğim bir yorum hakkında bir sosyolog ve bir ilahiyatçı meslektaşımla yaptığımız tartışmayı önemli bulduğum için bu tartışmada kullandığım argümanı paylaşmak istiyorum.

Diken gazetesine göre bir ilahiyatçı hoca başı açık öğrencilerine “Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor” demiş. Haber burada : http://www.diken.com.tr/akademisyenden-basi-acik-ogrencilere-sizin-yuzunuzden-melekler-derse-gelmiyor/

Haberin doğruluğu yanlışlığı meselesine girmiyorum. Bu haber üzerine sosyal medyada yarı ironik şunu söylemiştim:

Bu önermenin (« Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor ») bilimsel olarak doğru bir önerme olduğunu düşünüyorum ve meslektaşımı tebrik ediyorum.

  1. Bu önermenin yarısı yüzde yüz doğrudur (Melekler derse girmiyor)
  2. Bu önermenin diğer yarısı (« sizin yüzünüzden ») doğruluğu ya da yanlışlığı ispat edilemeyecek bir veridir. Dolayısıyla bir hipotezdir ancak ampirik yöntemle (Schrödinger’in Kedisi gibi) sağlaması yapılamaz. Dolayısıyla bir kısım insanların bunu « doğru » kabul etmesi bilimsel olarak bir sakınca yaratmaz.
  3. Velhasıl kelam kastedilen şey, Melek isminde öğrencilerin devamsızlık sorunu değilse (eğer öyleyse bu önerme bilimsel olarak yanlıştır) bu önerme bilimsel olarak doğrudur

Bu yorum üzerine sosyolog meslektaşım yaptığım yorumun kuramsal olarak doğru olduğunu ancak benim yorumumun da ampirik olarak ispat edilemeyeceğini söyledi. İlahiyatçı meslektaşım ise yorumumun alaycı olduğunu zira söz konusu bölümün ilahiyat olduğunu ve dolaysıyla “Melek” kavramının bu bilim dalında konsensüse ulaşmış ölçülebilir bir veri olduğunu söyledi.

İkisi de haklıdır. Bu Teori ve Ampirik doğrulama konusunda eskiden verdiğim sosyolojide Kuram ve Yöntemler dersinde kullandığım bir örnek var: “Aşil ve Kaplumbağa”.

Zenon’un paradoksuna göre aralarındaki anlaşmaya göre, Aşil ne kadar hızlı giderse gitsin Kaplumbağanın yarışa başladığı ya da yarışta eriştiği noktaya geldiğinde, Kaplumbağanın aldığı yol minicik de olsa, önünde kat edilecek yeni bir yol olur. Ve bu sonsuza kadar devam ettiğinden Aşil asla kaplumbağayı yakalayamaz. Teoride Aşilin Kaplumbağayı geçme şansı % 0’dır.

Zenon paradoksu “iyi” bir kuramdır: belirli şartlar bir araya geldiğinde en imkansız şeyler bile gerçekleşebilir. Şimdi bu teorinin sahada doğrulamasına bakalım.

  1. İnsanlar ve Kaplumbağalar yarışmazlar. Ancak %0 olmayan minicik bir ihtimal, örneğin bir orman yangınından kaçma durumu olabileceğini varsayabiliriz.
  2. İnsanlar ve kaplumbağalar konuşamazlar ancak %0 olmayan minicik bir şekilde anlaşabilecekleri bir kodlama bulabileceklerini varsayabiliriz.
  3. Kaplumbağalar ölçüm aletleri kullanamazlar ancak %0 olmayan minicik bir ihtimalle (örneğin içgüdüler) kat ettikleri yolu hesaplayabileceklerini varsayabiliriz.
  4. İnsanlar ve Kaplumbağalar etik sorumluluklardan yoksundurlar, yani yukarıdaki varsayımlar gerçekleşse bile Aşil’in sözünde durma olasılığı bu sonsuz küçük olasılıkların da sonsuz küçüğündedir

Dolayısıyla sahaya indiğimizde ve Aşil ile kaplumbağayı yan yana koyduğumuzda Aşil’in kaplumbağayı geçme şansı belki %100 değildir ama %99,99999∞’dur ki sosyal bilimlerde bu olasılık yok sayılabilir. (Müspet bilimlerde nereden itibaren yok sayılabileceği bilimine göre değişir). Yani bu önermede iyi bir teori asla ve asla pratikte gözlemlenemez. Aşil her zaman kaplumbağayı geçer.

Uzun lafın kısası kurama inanmayın, en azından kuramla yetinmeyin, ama sakın kuramsız kalmayın.

 

 
Poster un commentaire

Publié par le octobre 22, 2016 dans News

 

Toplumsal Tarih Ekim 2016

Toplumsal Tarih Ekim 2016

capture-decran-2016-10-05-a-09-41-39

 
Poster un commentaire

Publié par le octobre 5, 2016 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , ,

Colloque Interdisciplinaire « LES FRONTIÈRES »

Colloque Interdisciplinaire « LES FRONTIÈRES »

Université de Strasbourg – CNRS Amphithéâtre Cavaillès
6 – 7 octobre 2016

capture-decran-2016-09-20-a-18-49-55 capture-decran-2016-09-20-a-18-50-03 capture-decran-2016-09-20-a-18-50-16 capture-decran-2016-09-20-a-18-50-24

 

programme-frontieres-06-07-octobre

 
Poster un commentaire

Publié par le septembre 20, 2016 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , ,

Erdoğan, la guerre tous azimuts

Erdoğan, la guerre tous azimuts

Samim Akgönül

The convesations

8 septembre 2016

erdogan

 Yurtta harp, cihanda harp »
(Guerre dans la patrie, guerre dans le monde)

La célèbre citation de Carl Von Clausewitz, l’officier prussien qui a ferraillé contre Napoléon au début du XIXe siècle, m’a toujours semblé une erreur, un prétexte inventé de toutes pièces, pour justifier une situation de conflit physique alors qu’il existe une autre option, même si celle-ci ne peut être appelée « la paix » si facilement. La guerre n’est pas la continuation de la politique par d’autres moyens. La guerre est le contraire de la politique, le contraire de la gestion des affaires de la cité. Tout au plus peut-elle être considérée comme un outil qui légitimerait l’absence de politique.

Depuis les élections du 7 juin 2015, où – en l’absence relative de conflit physique en Turquie – la politique a pu regagner ses lettres de noblesse et provoquer un effritement logique du pouvoir de Recep Tayyip Erdoğan, ce dernier a bien appris sa leçon. Lui qui espérait vivre, à travers ce nouveau mandat, sa période de Usta (maître), à l’issue de celles d’apprenti et de compagnon, considère désormais qu’il doit mener une guerre à l’intérieur comme à l’extérieur. Et constate, avec une délectation mélangée à de la paranoïa, que la guerre continue lui garantit des pouvoirs absolus que la paix (ou du moins l’absence de guerre) ne lui garantissait pas.

Cette guerre est tridimensionnelle.

LIRE LA SUITE

 

 
Poster un commentaire

Publié par le septembre 17, 2016 dans Media, News

 

Étiquettes : ,

Oak Bluffs

Oak Bluffs

Oak Bluffs (Martha’s Vineyard) Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Zenci tatil beldelerinden biri. Hatta 19. Yüzyıl’ın sonunda  Edgartown’daki beyazlar tarafından ırkçı « İnkwell » ismi bile takılmış. Şehir 1876’da kurulan Methodist açıkhava kilisesinin etrafına kurulmuş ve çok renkli ahşap evler inşa edilmiş. Evlerin birçoğu 1876-1890 tarihini taşıyor. Aşağıda resmi olan Nancy’s Seafood restaurant oldukça meşhur. Clinton ailesinden sonra Obama ailesi de her sene geliyor ve bu sene (2016) Obama ailesinin büyük kızı Maila burada garsonluk yapıyor. (İstiridyeler, eh işte, Karides dürüm fena değil, Yengeçburger destansı). Evlerden bir seçki aşağıda. Elbette daha çok var hepsini koyamadım.

Tabernacle, cathédrale en plein-air

Tabernacle, cathédrale en plein-air

IMG_3009 IMG_3012 IMG_3014 IMG_3033 IMG_3036 IMG_3037 IMG_3039 IMG_3040

 
Poster un commentaire

Publié par le août 9, 2016 dans Uncategorized

 

Étiquettes :

 
%d blogueurs aiment cette page :