RSS

Oak Bluffs

Oak Bluffs

Oak Bluffs (Martha’s Vineyard) Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Zenci tatil beldelerinden biri. Hatta 19. Yüzyıl’ın sonunda  Edgartown’daki beyazlar tarafından ırkçı « İnkwell » ismi bile takılmış. Şehir 1876’da kurulan Methodist açıkhava kilisesinin etrafına kurulmuş ve çok renkli ahşap evler inşa edilmiş. Evlerin birçoğu 1876-1890 tarihini taşıyor. Aşağıda resmi olan Nancy’s Seafood restaurant oldukça meşhur. Clinton ailesinden sonra Obama ailesi de her sene geliyor ve bu sene (2016) Obama ailesinin büyük kızı Maila burada garsonluk yapıyor. (İstiridyeler, eh işte, Karides dürüm fena değil, Yengeçburger destansı). Evlerden bir seçki aşağıda. Elbette daha çok var hepsini koyamadım.

Tabernacle, cathédrale en plein-air

Tabernacle, cathédrale en plein-air

IMG_3009 IMG_3012 IMG_3014 IMG_3033 IMG_3036 IMG_3037 IMG_3039 IMG_3040

 
Poster un commentaire

Publié par le août 9, 2016 dans Uncategorized

 

Étiquettes :

Kibir ateşi

Kibir ateşi

Samim Akgönül

 

 kibir_nedir_001_6485

2016’da Tayyipistler kendilerini yenilmez hissediyorlar. Bütün rakiplerini bertaraf ettiler, eski ortaklarını yok ettiler. Kendi eğitim sistemlerini kurdular. Sonsuza dek dinine ve kinine sahip nesiller yetiştirecekler.

2006’da Gülenistler kendilerini yenilmez hissediyorlardı. Ergenekon başlamıştı. İktidar partisi ile füzyon halindeydiler. Devlette kadrolaşma tam gazdı. Kendi eğitim sistemlerini kurmuşlardı. Sonsuza dek altın nesiller yetiştireceklerdi.

1997’da Neo-Kemalistler kendilerini yenilmez hissediyorlardı. 28 Şubat başlamıştı. İslamistleri her yerden kovuyorlardı. Kendi eğitim sistemlerini kurmuşlardı. Sonsuza dek Neo-Kemalist nesiller yetiştireceklerdi. 28 Şubat bin yıl sürecekti.

1983’de Militaristler kendilerini yenilmez hissediyorlardı. Cunta her kuruma yerleşmişti. Solcuları her yerden kovuyorlar, hapsediyorlar, sürgüne gönderiyorlar, asıyorlardı. Kendi eğitim sistemlerini kurmuşlardı. Sonsuza dek militarist nesiller yetiştireceklerdi. Türk-İslam sentezi son zafer olacaktı.

1974’de Ecevitçiler kendilerini yenilmez hissediyorlardı. Kıbrıs harekatı başarılmıştı. Rakipleri bertaraf etmek için fırsat bu fırsattı. Meclis derhal feshedildi. Devlet kadroları baştan aşağı değiştirildi. Kendi eğitim sistemlerini kuruyorlardı. Sonsuza dek ulusal solcu nesiller yetiştireceklerdi.

1957’de Menderesçiler kendilerini yenilmez hissediyorlardı. Üçüncü seçim zaferi gelmişti. NATO’ya girilmiş sırt Amerika’ya dayanmıştı. Cemaatler arkalarındaydı. Ezan Arapçaya dönmüştü. Basın susturulmuştu. Rakipleri tamamen bertaraf edildi. Kemalist eğitim sistemi yerle bir edildi. Devlet kadroları baştan aşağı değiştirildi. Sonsuza dek sağcı milliyetçi müslüman nesiller yetiştireceklerdi.

1945’de İnönücüler kendilerini yenilmez hissediyorlardı. Rejime hakimiyet tamamlanmıştı. Savaşa girilmemiş ama savaşın bütün faşist politikaları uygulanmıştı. İnönü resmi paralardaydı. Rahatlıkla Birleşmiş Milletlere girmek için çok partili rejime geçilebilirdi. Eğitim sistemi tamamen ellerindeydi. Sonsuza dek Milli Şefçi nesiller yetiştireceklerdi.

1934’de Kemalistler kendilerini yenilmez hissediyorlardı. Beyaz sayfa tamamlanmıştı. Onuncu yıl kutlanmış, Milli olan her şeye sahip olunmuştu. Bütün iç rakipler bertaraf edilmiş, İstiklal mahkemeleri bitirilmiş, devrimler tamamlanmıştı. Eğitim sistemi tamamen değiştirilmişti. Sonsuza dek Kemalist nesiller yetiştireceklerdi.

1923’de…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 26, 2016 dans News

 

Étiquettes : , ,

Turquie, la crise permanente comme outil de domination

Turquie, la crise permanente comme outil de domination

The Conversation

21 juillet 2016

Capture d’écran 2016-07-24 à 07.38.40

LIRE LA SUITE

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 24, 2016 dans Media, News

 

Étiquettes : , , , ,

4th Turkish Migration Conference – Vienna

4th Turkish Migration Conference

Vienna

12-15 July 2016

Capture d’écran 2016-07-11 à 12.20.41

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 11, 2016 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , ,

European Review : Turkey and Europe Cultural Aspects

European Review

Turkey and Europe Cultural Aspects

Capture d’écran 2016-07-05 à 12.38.04

Capture d’écran 2016-07-05 à 12.40.49

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 5, 2016 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , ,

Imagining and regulating ethnic and religious diversity in Turkey

Imagining and regulating ethnic and religious diversity in Turkey 
Macro-configurations and micro-dynamics

Göttingen, 8-9 July 2016


Co-organizers

Sinem Adar, Markus Dressler, Matthias Koenig, Zeynep Özgen

Capture d’écran 2016-07-02 à 18.40.44

Capture d’écran 2016-07-02 à 18.41.37

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 2, 2016 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , , , , ,

Göçebe Yazılar

Göçebe Yazılar

Ali DAYIOGLU

YENI DÜZEN

13.06.2016

gocebe-yazilar

Tarihçi ve siyaset bilimci Samim Akgönül tarafından kaleme alınan “Göçebe Yazılar”, yazarın 2006-2013 yıllarında yaptığı seyahatler sırasında yazılmış olan ve Türkiye, Fransa ve Yunanistan’daki azınlık sorunları, din, toplum ve devlet ilişkileri, kamu yönetimi, siyaset ve göçmen topluluklar gibi meseleleri konu alan toplam 68 yazıdan oluşuyor. Kitabın özgünlüğü, böylesine ‘asık yüzlü’ konuları ele almasına ve okuyucuyu bilgi bombardımanına tutmasına karşın, isminin ruhuna yakışır şekilde seyahat kitabı gibi rahat okunmasından kaynaklanmakta. Kitabın bu özelliği, “Neden Kulüp Rakı Sipariş Ettim?” başlıklı yazıda doruğa ulaşmakta, yazar, neden Kulüp Rakı’yı [Kulüp Rakısı değil, Kulüp Rakı!] tercih ettiğini anlatırken milletlerin inşa döneminde ve sanayi ötesi toplumlarda bireysel tercihlerin nedenleriyle ilgili enfes bir sosyolojik analiz yapmakta. Bunların dışında, yazılarda bahsedilen konularla ilgili sonradan ortaya çıkan gelişmeler her bir yazının başında aktarıldığından, yazara göre Fransa ve Yunanistan’da, ama özellikle de Türkiye’de değişen-değişmeyen, iyiye-kötüye giden meseleleri görmek de mümkün oluyor.

Bu uzunca girizgâhtan sonra, kitapta yer alan yazılara bakıldığında Türkiye Yazıları (Yunanistan yazıları da bu başlık altında yer alıyor) başlığı altında özellikle “Regard”, “Üç Kırılma”, “Patrikhane ve Uluslararasıcılık”, “Azınlık Hakları, Azınlığın Hakları Değildir”, “Azınlık Haklarını Kaldırın!” ve “Yeni Türkiye İçin Üç Esin Kaynağı” başlıklı yazıların bir adım öne çıktıkları söylenebilir. Fransa Yazıları başlığı altında ise “Fransa’da Yerli Seçimler” ile “Fransa’da Bölgesel Seçimler: Denge Oyunu”nun. Tabii, böyle bir seçkinin okuyucunun ilgi alanına göre yapıldığını söylemeye gerek bile yok ama “Üç Sağdan Üç Sola: Alternatif Doğar mı? Doğmalı mı?” başlıklı “Sonsöz Yazısı”nın Türkiye’nin yakın tarihine ve Türkiye’deki sol hareketlerle ilgili son dönemdeki gelişmelere (Gezi Parkı’nda yaşananlar gibi) ilgi duyan hemen herkesin ilgisini çekeceğini söylemek mümkün.

Yukarıdaki seçkiden hareket edersek, “Regard”da öne çıkan husus, Kıbrıs’ta da birbirinin yerine kullanılan ama aslında farklı kavramlar olan ‘çokkültürlülük’ ile ‘çokkültürcülüğün’ açık ve net tanımlarının yapılması, birincinin var olan bir durumu, ikincinin ise bir siyasayı, hatta ideolojiyi ifade ettiğinin altının çizilmesidir. “Üç Kırılma”da ise, toplumdaki kırılmaların ulus-devletlerde ve ulus-devletin vazgeçilmez olduğunu düşünen kesimlerde hem kâbus olarak yaşandığı hem de araç olarak kullanıldığı belirtildikten sonra, Türkiye’deki dinsel, etnik ve sınıfsal kırılmaların analizi yapılmakta, nedenleri ortaya konulmaktadır. “Patrikhane ve Uluslararasıcılık”, İstanbul’daki Ekümenik Patrikhane’nin 20. yüzyılın ikinci yarısından, özellikle de Bartholomeos’un Patrik seçilmesinin ardından öneminin ve prestijinin artmasının nedenleri tartışılmakta, Ekümenik Patrikhane ile Moskova Patrikhanesi arasında yaşanan üstünlük mücadelesi aktarılmaktadır.

Bu seçki içerisinde yeni bir seçki daha yapılırsa kitabın ‘başyapıtları’ olarak, “Azınlık Hakları, Azınlığın Hakları Değildir”, “Azınlık Haklarını Kaldırın!” ve “Yeni Türkiye İçin Üç Esin Kaynağı” başlıklı yazıları seçmek gerekecek. İlk iki yazı, azınlık haklarının Türkiye ve Yunanistan’da (buraya Kıbrıs’ı da ekleyebiliriz) nasıl algılandığına ama gerçekte ne olduğuna ilişkin zihin açıcı bilgiler veriyor. Bu noktada sözü Samim Akgönül’e bırakmak yerinde olacaktır: “Azınlık kavramı, Türkiye ve Yunanistan devletlerinin en önemli ideolojik aygıtı eğitim aracılığı ile, eğreti, ikinci sınıf, potansiyel hain vs. olarak kamuoyuna tanıtıldı. Azınlık hakları ise gayrimeşru haklar olarak. Aslında yeni azınlık hakları literatüründe, haklar grup olarak azınlıklara verilmiyor. Azınlığa ait bireylere veriliyor. Böylece birey kendini hem çoğunluktan hem de ait olduğu azınlıktan koruyabiliyor. Diğer bir değişle, 1992’den bu yana, yani BM Ulusal Azınlıkları Koruma Deklarasyonu’ndan beri, azınlık hakları yok, azınlığa ait bireylerin hakları var. İster kullanırlar, ister kullanmazlar”. (s. 85)

“Yeni Türkiye İçin Üç Esin Kaynağı”nda ise, azınlık kavramını reddeden (Fransa) ve kabul eden (Finlandiya) devletler ile federatif, konfederatif ve otonomist devletlerde ‘azınlık sorunlarının’ nasıl çözümlendiği aktarılarak başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin alt kimliklerle olan sorunlarını nasıl çözeceğine ilişkin öneriler sunulmakta. Günümüzde Türkiye’deki Kürt sorununun gerçek bir savaşa dönüştüğü gerçeği göz önünde bulundurulduğunda adı geçen yazının öneminin bir kat daha arttığını söylemek mümkün.

Fransa Yazıları’na gelince,  “Fransa’da Yerli Seçimler” ile “Fransa’da Bölgesel Seçimler: Denge Oyunu” başlıklı yazılarda Fransa’da ‘azınlık sorunlarının’ çözümünde adem-i merkeziyetçiliğin oynadığı önemli role değinmenin dışında, yerel seçimlerin iktidarı ne denli etkili denetlediği aktarılmakta, dolayısıyla da bu seçimlerin iç dengeler bakımından önemi ortaya konulmaktadır.

Son olarak, “Üç Sağdan Üç Sola: Alternatif Doğar mı? Doğmalı mı?” başlıklı “Sonsöz Yazısı”na değinmek ve üzerinde epeyce kafa yormak gerek. Samim Akgönül bu yazıda, Tanıl Bora’nın referans olmuş “Türk Sağının Üç Hali: Milliyetçilik, Muhafazakârlık, İslamcılık” kitabının konusunu oluşturan Türkiye’deki sağ akımların 2000’li yıllardan itibaren geçirdikleri değişimi tartışmanın yanı sıra AKP’nin Milli Görüş’ten ayrışıp farklı siyasi görüşe sahip kitlelerin desteğini nasıl elde ettiğini aktarmakta. Bunun ardından,  Akgönül, Gezi Parkı direnişiyle uzun zaman sonra kendini gösterebilen Türkiye soluyla ilgili analizlerini okuyucuyla paylaşıyor. Gezi direnişinin ruhunun iyi anlaşılması gerektiğine işaret eden ve bu direnişe katılanların beklentilerinin tahlilini yapan Akgönül, Türkiye’de (ve de Kıbrıs’ta) sol hareketin geleceğiyle ilgili ipuçları veriyor. Sistemi dönüştürmek isteyen, tahakküm altında ve kalıplara sokularak yaşamayı reddeden, kendi hayatlarına etki etmek arzusunda olan, karar mekanizmalarına daha aktif katılmak isteyen bireyleri kucaklayabildiği ölçüde solun güçlenebileceğini zihnimizde canlandırıyor…

 
Poster un commentaire

Publié par le juin 13, 2016 dans Media, Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , ,

 
Suivre

Recevez les nouvelles publications par mail.

Rejoignez 2 539 autres abonnés

%d blogueurs aiment cette page :