RSS

Archives de Tag: akgönül

Resilience, Adaptation but Extinction: Minorities in Turkey in the Framework of Fundamental Human Rights

Resilience, Adaptation but Extinction: Minorities in Turkey in the Framework of Fundamental Human Rights

 

Termin: Freitag, 14.12.2018 | 20:00 Uhr
Eintritt: 6,00 /6,00 €

EinsteinHaus, Club Orange
Nr. 18H0101218

Because of the Ottoman past where the society was divided up according to the religious belonging, minorities in Turkey are »religious«. In other words, only non-Muslims are perceived and treated as minorities and have, de jure and de facto some minority rights. These silts of the imperial past, manly Greek orthodox, Gregorian Armenians, Sephardi Jews, but also some other small groups, suffered during the Republican period from many abusive measures and discriminations against. This lecture will try to scrutinize how minority rights in Turkey have been implemented and / or unapplied during the last decades where a new literature of »Minority rights« has been built within the European system, especially in the Framework of the Council of Europe and the OSCE, Turkey being member of both organizations. The lecture will also explore the situation of other minorities that are not recognized as such as Kurds or Alevis in the framework of the evolutions in general human rights, including AKP’s inconsistent approach to the identity issues.

Eine Anmeldung ist nicht nötig.
[ alle Termine ] [ zurück zur Übersicht ] [ Details ausdrucken ]

Beratung zum Kursinhalt:
Markus Stadtrecher | Tel. 0731 1530-24 | E-Mail stadtrecher@vh-ulm.de

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 13, 2018 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , ,

Book launch: European Perspectives on Islamic Education and Public Schooling

Book launch: European Perspectives on Islamic Education and Public Schooling

 

Program 3rd of December

09.30 Welcome by Jenny Berglund!
9.45-11.00 ‘Islamic’ Education between State and Community: Frameworks and New Directions

– Farid Panjwani, Ayman Agbaria.

State-Funded Muslim Schools in Ireland: Insights and Perspectives

– Youcef Sai

Teaching Islam and about Islam in the Spanish Public System: The Confessional and the Cultural Approach to a Controversial Heritage

– Elena Arigita

Public School in France: The Place of Islam and Muslim’s Languages

– Samim Akgönul

11.00 Coffee
11.30-13.00  Identity Development of the Two First Islamic Primary Schools in the Netherlands

– Bahaeddin Budak, Cok Bakker, Ina ter Avest

Publicly Funded Islamic Education in Bosnia and Herzegovina

– Amina Isanovic Hadziomerovic

Between Old Traditions and New Diversities: Islamic Religious Education in Poland

– Agata S. Nalborczyk, Konrad Pe, dziwiatr

(Re)discovering One’s Religion: Private Islamic Education in Lithuanian Muslim Communities

– Egdu-nas Racˇ ius

How Secular Educational Policies have Changed the Contents of Religious Education Curricula and Teachers’ Training Programmes in Modern Turkey

– Mahmut Zengin

13.00 Lunch
14.00-15.30 A ‘Home of Study’: A UFO (Unidentified Foreign Object) in the Dutch ‘Pedagogic Civil Society’?

– Ina ter Avest

Character and Values Education in English Schools: What Can Private Islamic Faith and State Funded Public Schools Learn from Each Other?

– Farah Ahmed

State Neutrality and Islamic Education in Sweden

– Ailin Abdullah, Jenny Berglund

Traditional Islamic Education and Mainstream Schooling in Contemporary England: Grasping the Nature of the Former and Researching the Relationship and Interaction with the Latter

– Bill Gent

Creating Coherence in Education for British Muslim Pupils

– Karamat Iqbal

Mainstream Secular and Quran-based Islamic Education, Student Perspectives on the Relation between Two Disparate Forms

– Jenny Berglund

15.30 Coffee
16.00-17.00 Official Book launch: European Perspectives on Islamic Education and Public Schooling (Equinox)

Short presentation of the book by the editor professor Jenny Berglund, Stockholm university.

Comment on the book by professor Masooda Bano, University of Oxford.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 23, 2018 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , ,

Seçim sonrası ihtimaller

Seçim sonrası ihtimaller

Samim Akgönül

Cumhuriyet

15 Mayıs 2015

 Capture d’écran 2015-05-15 à 13.59.36

7 Haziran’da yapılacak genel seçimlerde adil bir seçim ortamı yaratılır, çeşitli iktidar provokasyonları olmazsa seçim ve ötesinde bizi birkaç ihtimal bekliyor olacak.

Sekiz Haziran’da ne olabilir? Küçük bir beyin jimnastiği yapalım beraber.

HDP baraj altında ise
1. HDP baraj altında kalır, AKP 276 milletvekilini aşar ve tek başına iktidar olur. Bunun için yüzde 41-44 bandında kalması yetecektir.
Zira HDP baraj altında kalırsa ve MHP’nin yüzde 17-18 oy oranı olduğu düşünülürse dağılım aşağı yukarı söyle olur:
AKP 280-320 milletvekili (yüzde 41-44) CHP 140-160 milletvekili (yüzde 27-30) ve MHP 90-100 milletvekili (yüzde 17- 20).
Bu durumda toplumsal muhalefet Meclis dışı kalır.
Elbette bu HDP’nin sonu demek değildir. Bütün seçmenler bu durumun “normal” olmadığını anlamış durumda.
Kimsenin fazla sevineceğini düşünmüyorum. Meclis’te 3 oluşum kalır:
a) İslamcı ve İslam-Türk sentezcilerinin (ve sıfır ideoloji oportünistlerin) öbeklendiği, liberalleri, Hizmet’i ve kurucu kadrosunu tasfiye etmiş, varını yoğunu Erdoğan’a adamış paranoyak ve mikro otoriter bir AKP.
b) İçindeki sivri ulusalcıları tasfiye edebilmiş ancak hâlâ kemikleşmiş devletçi ve merkeziyetçi altyapıyı dönüştürememiş bir CHP. Ancak CHP’nin önseçim, hümanist söylem, Kürt politikasındaki yumuşama gibi konularda bir mutasyona uğradığını da göz ardı etmemek gerek. Avrupa Yerel Yönetimler ve Özerklik Şartı’na çekincelerin kaldırılıp uygulanacağı vaadi çok mühim.
c) MHP’nin iki yönü var. Birincisi şimdiye kadar ülkücüleri sokaktan uzak tutmakla övünen ekip bir reddi miras sürecine girdi. İkincisi özellikle BBP’nin Muhsin Yazıcıoğlu’ndan sonra erimesi ve İslamileşmesi MHP’yi ilginç bir biçimde merkeze çekti.

HDP barajı geçerse
2. HDP barajı geçer ve Meclis’e 55-65 civarı milletvekili ile girer. Bu durumda eğer CHP ve MHP kendilerine yakıştırılan milletvekili sayısını çıkarabilirlerse AKP 276’yı bulamaz ve bir koalisyon hükümeti ihtimali doğar. (İhtimal diyorum zira salt çoğunluğa bir iki milletvekili gerekiyorsa bu başka partiden transferlerle yapılabilir).
a) Hükümetlerin en doğal olanı İslam-Türk sentezcilerle Türk-İslam sentezcilerini birleştiren AKP-MHP koalisyonu olur. Özellikle her zaman olduğu gibi AKP seçim öncesi milliyetçi propagandaya hız verirse böyle bir koalisyon gayet anlaşılır olur. Bu durumda CHP ve HDP muhalefette kalacağı gibi “çözüm süreci” de bir müddet rafa kaldırılır. Ancak şunu da eklemek gerek. Bu süreç artık dönüşü olmayan bir noktaya geldi ve Türkiye’deki rejim dönüşümü (merkezden çepere, tersi değil) artık kaçınılmaz. Yani çözüm sürecinin MHP yüzünden yavaşlaması HDP’yi bitirmez, tam aksine ana muhalefete taşır.
b) Fakat başka bir parametre var, o da hem yerel seçimlerde hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP ve MHP’nin işbirliği yapmış olması. Eğer MHP, AKP ile koalisyona yanaşmazsa ve sayı tutarsa (ki çok zor görünüyor) bir CHP-MHP koalisyonu olanaksız değil. Böyle bir senaryo kanımca AKP’yi içeriden patlatır. Zira hem yolsuzluk dosyaları hem de siyaseten dolan hınç AKP’lileri iktidarın ve biraz rahatlayacak olacak bürokrasi ve yargının hedefi haline getirir. Bu durumda da AKP kendi iç temizliği ile meşgul olacağından ana muhalefet partisi görevi gene HDP’ye kalır.

MAKLENIN DEVAMI

 
Poster un commentaire

Publié par le mai 15, 2015 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , , ,

L’expression médiatique de la diversité culturelle en Europe centrale et orientale

L’expression médiatique de la diversité culturelle en Europe centrale et orientale

Mathien

Capture d’écran 2013-04-08 à 21.06.54

Capture d’écran 2013-04-08 à 21.07.11

Capture d’écran 2013-04-08 à 21.07.32

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 8, 2013 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , ,

Image

Siyaset Akademisi

Siyaset akademisi

 
Poster un commentaire

Publié par le février 13, 2013 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , , , ,

Les minorités à l’épreuve des normes

Les minorités à l’épreuve des normes :

autocompréhension, marginalité, visibilité

 

 
Poster un commentaire

Publié par le octobre 23, 2012 dans News

 

Étiquettes : , , , ,

Laïcité : un pilier pour construire un avenir commun

Laïcité : un pilier pour construire un avenir commun

 

 

 

 

 
Poster un commentaire

Publié par le octobre 16, 2012 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , , , ,

Les médias de l’expression de la diversité culturelle en Afrique

Les médias de l’expression de la diversité culturelle en Afrique

Sous la direction de : Serge Théophile Balima, Michel Mathien

Collection : Médias, sociétés et relations internationales

Editeur : Bruylant

Ce livre met en évidence la diversité des situations des populations face aux histoires nationales et aux réalités de la reconnaissance de leurs spécificités. Il montre aussi comment les États examinés gèrent en leur sein leurs minorités historiques.

 

 
Poster un commentaire

Publié par le mai 21, 2012 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , ,

Neden Kulüp Rakı sipariş ettim?

Neden Kulüp Rakı sipariş ettim?

Samim Akgönül

Radikal, 22/07/2007

 

Strazburg’daki bir kongreye davet ettiğim profesör bir dostum gelmeden önce âdettir sordu, « Ne istersin Türkiye’den? » diye. Bu soruya cevap normatifdir « Sağlığınız » denir, « Hocam buralarda artık her şey var » denir de üstüne sosyolojik açıklama getirilir, Fransa Türkleri artık her şeyi ithal etmekle kalmayıp, hatta üretip özel Türk süpermarketlerinde satıyorlar meâlinde. Ancak ben tuttum ananeyi bozdum, bir şişe Kulüp Rakı istedim. Yetmişliğimi aldıktan sonra da biraz düşündüm, bu istek ne demektir? Hangi toplumsal ve azlık fenomeninin şahididir çerçevesinde.

Hemen şunu söyleyeyim, rakı içmesine içiyorum, damak tadı denen elle tutulmaz kavrama da önem veriyorum amma ve lâkin her içtiğim rakının tadını ayırt edecek, yok efendim « gözlerim kapalı da olsa bu şu marka rakının şu seneki üretiminin son şişelerinden biridir, bir ay on iki gün de buzdolabında kalmış belli » mertebesine ulaşmış değilim. Söylemek istediğim, Yeni Rakı varsa, efendim Altınbaş varsa, « yok vallahi içemem, öksürtüyor » gibi bahaneleri de uydurmuyorum. İşte bu yüzden sordum kendi kendime neden ille de Kulüp Rakı içiyorum diye.

Rakı, şarap

Bunun bir dizi sebebi olduğunu düşünüyorum. Birincisi rakı adlı içeceğin toplumsal imajından geliyor olmalı. Türkiye’nin elit tabakasında şöyle bir algılama var: Rakı lümpen içkisidir, şarap da kentsoylu. Aslında bu imaj yanlış. Lümpen kültürde ve bunun dramatik sonucu olan varoş kültüründe ve hatta kırsal kültürde şarap vardır, zira şarap kolay üretilen bir içkidir. Benim de Galatasaray ve İTÜ gençliğimden kalma şimdi ünlenmiş ve orta burjuvaziye dahil olmuş bir Mürefte ve Güzel Marmara dönemim de olmamış değildir (plastik tıpalı, dişle açılan) ancak rakının değişik bir yeri olduğu da inkâr edilemez.

Kaldı ki rakı zahmet ister, meze ister, buz ister, muhabbet ister, bin türlü aksesuar ister. Halbuki şarap soliter içkidir, içersiniz biter. Demek ki neymiş? Rakı sosyal içkiymiş, sanayi öncesi içkisi, şarap bireysel, sanayi ötesi.
Gene de bu halk/elit imajı var, yadsınamaz. İşte diyorum belki de bu halk imajına fazla dahil edilmemek için kimileri Kulüp Rakı’yı tercih ediyorlar. « Ben de rakı içiyorum ama benimki değişik, az bulunur » gibi bir söylenmeyen söylem. İşte bu noktada diğer bir toplumsal tespit yapalım. Milletlerin inşa döneminde yani kabaca 19. yy başı 20. yy’ın ilk yarısında, birey kendini farklı hissetmemek için her şeyi yapıyor. Nedir milletin ders kitaplarındaki tarifi: « Dil birliği, din birliği, efendim tarih birliği, ülkü birliği » vs. Yani müspet olan birlik olmak. İşte bu dönemde birey ille de herkes BİR olacak diye kendine yabancılaşıyor. Fakat sanayi ötesi toplumlarda birey grubun önüne çıkınca her şey darmadağın oluyor ve müspet olan tam tersine farklı olmak, değişik olmak, sürüye ait olmamak.

Demek ki eğer 1930’larda yaşasam Yeni Rakı içermişim, 2000’lerde farklı olmak pozitif, sivrilmek önemli, Kulüp Rakı içmek. Çokkültürlülük söylemi, azınlık kimliklerinin çoğunluğa karşı yürüttükleri mücadelenin artık dünya kamuoyunda gayet misafirperver bir şekilde karşılanması, işte bu « farklılık » kültüründen ileri geliyor olabilir.

Bu yapısal sebeplerin yanında elbette bu tercihin Kulüp Rakı’ya özel sebeplerinin de olduğu düşünülebilir. Rakının ismi Kulüp Rakı’dır yani kulüpte içilir hatta ve hatta rakının kendisi başlıbaşına bir kulüptür. Galatasaray’da 80’lerde öğrenciyken üç tip gece eğlence yeri vardı: Pavyonlar ki, kelimenin aslı « pavillon » olup küçük bağımsız binacıklar anlamına gelir. « Saz »lar biraz daha alaturkadır (ne demekse? hepsi alaturka) şarkıcısı, türkücüsü vardır ama genelde dansözü yoktur ve kulüpler, daimi müşterilerin gittiği, bir nebze de olsa daha nezih yerler (bizim müdavimliğimiz Büyük Londra Oteli’nin sırasındaki Ferah Saz’dı, bu « ferah » kelimesini ironi olarak kabul ediniz lütfen). Kulüp Rakı içmek, ben pavyona gidip konsomatrise para yedirmem, saza gidip sekizinci sınıf şarkıcılara alkış tutmam demek herhalde. Kendini kıro kültürden ayırmanın bir yolu olsa gerek. « Ben de rakı içiyorum ama kıro değilim » anlamında.

Muhteşem etiket

Tabii bir de etiket olayı var. Hakikaten de Kulüp Rakı’nın etiketi muhteşemdir. Artık reklam ve paket döneminde yaşıyoruz, paketin dışının, içindeki kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu etiket bir özdeşleşme etiketi, en azından itiraf edemeden böyle olabilme isteğiyle özdeşleşme.

Bu muhteşem etiketin sanatçısı Türkiye’nin ilk grafikeri sayılan İhap Hulusi Görey’dir. 1898’de Kahire’de doğmuş, 1986’da İstanbul’da ölmüş, Almanya’da resim eğitimi almış çok muhterem bir zattır. Tasarladığı Kulüp Rakı etiketinin yanında, Kurukahveci Mehmet Efendi ve Bayer logoları, Milli Piyango biletleri üzerine yaptığı resimler de çok meşhurdur. Ziraat Bankası, İş Bankası gibi bir sürü bankanın ve kurumun afişlerini tasarlamıştır. Eserleri biraz Art Dèco tarzında olup biraz da nasyonal sosyalizm kokar kanımca.

Uzun yıllar Kınalıada’nın kıymetli sakinlerinden biri olarak yaşamını sürdürmüş, ancak görsel hayatımızın her yanına eserleriyle sızmasına rağmen yoksulluk içinde ölmüştür.

Kulüp Rakı’nın üstündeki iki kişinin Atatürk ve İnönü olduğu söylentisi yaygın olsa da aslında İhap Hulusi’nin kendisi ve arkadaşı Şair Ahmet Fazıl Aytaç’tır. İşin ilginç tarafı bu iki smokinli beyefendi, rakıyı tamamen ananelere aykırı bir şekilde içiyorlar. Şarap bardağında, mezesiz, buzsuz ve hatta susuz. Kulunuz da susuz buzsuz içer ama şarap bardağında içme mertebesine henüz ulaşamamıştır.

Bu susuz ve buzsuz içme işine de akşamcılar kızarlar, rakı sulu içilir diyerek. Herhalde bunun altında yatan şu, « biz bunu her akşam içiyoruz, bir de susuz içersek genç ölürüz ». Halbuki her halükarda genç ölünür. Herhalde her grubun kendi dilini ve kurallarını, efendi dille adâbını serseri diliyle raconunu üretip bu normlara uymayanları dışlama isteğinden geliyor olmalı bu söylem… Kimlik denilen hiç dişi kalmamış canavar öyle kriterler uydururuyor ki bizden olanlarla bizden olmayanları ayırt etmek için, bu kriterlere uysan bir türlü, uymasan bir türlü. Bu milletler için de geçerli, azınlıklar için de, korporatist gruplar için de geçerli, tarikatlar için de. Ve elbette akşamcılar için de geçerli olmaması için hiçbir sebep yok.

Dostlara sulu veya susuz, markalı veya markasız bol rakılı yaz akşamları dileğimle.

 

 

 
Poster un commentaire

Publié par le février 1, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , , ,

La colère turque face à la loi française

Législation

La colère turque face à la loi française

LA VIE

Henrik Lindell – publié le 19/01/2012

Le 23 janvier, le Sénat votera la proposition de loi sanctionnant la négation du génocide arménien. Une mesure qui ulcère les Turcs et divise les intellectuels.

Nicolas Sarkozy l’avait promise en 2007, les députés l’ont votée en décembre 2011 et c’est maintenant au tour des sénateurs de l’entériner. L’issue ne fait aucun doute. La proposition de loi pénalisant la négation d’un génocide reconnu par la France passera, car les groupes UMP et PS la soutiennent. Ceux qui persistent à nier d’une façon outrancière le génocide arménien risqueront une peine d’un an d’emprisonnement et 45 000 € d’amende. Alors qu’à Erevan le gouvernement arménien jubile, tout comme les associations de défense de la mémoire arménienne en France (où vit une diaspora de quelque 500 000 personnes), ceux qui défendent les intérêts turcs fulminent. Le Premier ministre turc, Recep Tayyip Erdogan, a gelé la coopération militaire avec la France. Il menace de mesures de rétorsion ­économiques et lance des contre-accusations de génocide que la France aurait commis en Algérie.

Pour comprendre cette passion turque – et arménienne –, précisons le cadre de la loi. Seuls deux génocides sont explicitement reconnus par la loi en France : la Shoah et le génocide arménien (depuis 2001). Comme la négation du génocide des juifs était déjà punie, il fallait aussi sanctionner ceux qui nient le génocide des Arméniens qui vivaient, en 1915-1916, sur le territoire actuel de la Turquie. Planifié par le parti nationaliste au pouvoir à l’époque, il fit au moins 1,2 million de victimes. La loi turque actuelle punit ceux qui militent pour la reconnaissance du génocide. Ils risquent jusqu’à cinq ans de prison !

« C’est ce négationnisme d’État et cette virulence qui nous fournissent un des arguments les plus importants », nous explique le sénateur socialiste Philippe Kaltenbach, ardent défenseur de la loi. « Si les Turcs découvrent que le monde les regarde, ils évolueront vers une reconnaissance du génocide. »
De nombreuses voix démocratiques en France et surtout en Turquie s’élèvent contre cette loi. Pour eux, il s’agit d’une mesure dangereuse à l’égard d’un pays qui a fait des progrès en matière de droits de l’homme. « Cette loi est un piège pour les démocrates et humanistes qui s’intéressent à la fois à la Turquie et à la France », estime Samim Akgönül, historien et spécialiste du monde turc à l’université Marc-Bloch de Strasbourg. « D’un côté, explique-t-il, il y a la souffrance et la mémoire blessée de tous les Arméniens de France, de Turquie et d’ailleurs ; de l’autre, il y a le fait que l’Histoire ne peut être décrétée, officialisée, car elle est dynamique. »

Samim Akgönül insiste aussi sur le risque d’une loi contre-productive : « Je pense qu’elle met dans une position difficile ceux qui ont déjà entamé en Turquie et en France ce travail de mémoire occultée. Elle attise le nationalisme. »

L’actualité politique semble donner raison à l’universitaire : « L’AKP (parti pour la justice et le développement, au pouvoir depuis 2003, ndlr) s’était maintenu au pouvoir pendant les ­premières années grâce à un discours non nationaliste et proeuropéen. (…) Depuis les dernières élections, en juin 2011, on constate un durcissement nationaliste du discours et des actes de l’AKP. » La nouvelle loi française ne risque pas d’adoucir le gouvernement turc. Va-t-elle au moins bénéficier à la mémoire des victimes ?

 
Poster un commentaire

Publié par le janvier 18, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :