RSS

Archives de Tag: sol

Üç sağdan üç sola: Alternatif doğar mı? Doğmalı mı?.

Üç sağdan üç sola: Alternatif doğar mı? Doğmalı mı?

Samim Akgönül

Tanıl Bora’nın referans kitabını okumayan kalmamıştır herhalde. Bora‘ya göre  Türkiye’de siyasi yelpazenin sağında yer alan akımlarda 3 değişik  yaklaşım görülebilir : Milliyetçilik, Muhafazakârlık ve İslamcılık[1]. Bu kitabın yayınlanmasında sonra geçen aşağı yukarı 15 sene sonra bir güncelleme yapılabilir kanımca. Türkiye sağı hâlâ  üç kategoride ele alınabilir, ancak :
 
 Muhafazakârlık ve İslamcılık 2000’lerden itibaren iç içe geçmiş durumda. AKP öncesinde özellikle taşralı muhafazakâr taban, Demokrat Parti geleneğinden gelen muhafazakâr milliyetçi sağ partileri desteklerken Siyasal İslam’ın kalesi Milli Görüş hareketine özellikle ekonomide devletçilik yaklaşımından ötürü uzak duruyordu. Zaten bürokrat/asker vesayetindeki rejim Milli Görüş’ün palazlanmasına izin vermiyordu.

  2000 krizi sonrası AKP bir söylem devrimi gerçekleştirdi. Geleneksel Milli Görüş söyleminden üç noktada ayrıştı    (“Bu gömleği çıkardık”) : a) İslamcı söylemin savunduklarını, özellikle de başörtüsü meselesini “özgürlük”, “insan hakları” ve “demokrasi” çerçevesine oturttu, doğru da yaptı ve aşağıda irdeleyeceğim özgürlükçü solun (bu satırların yazarı dahil) desteğini alabildi, b) Geleneksel Avrupa karşıtlığını terk etti ve tam tersine Kemalist askeri ve bürokratik vesayet altındaki iktidar partilerinin dudak ucuyla isteksiz olarak kabul ettikleri AB katılım reformlarını gerçekleştirmeye başladı[2] ve AB katılımının yapısal bir kriz içindeki ekonomiyi düzelteceğini düşünen üst orta sınıfın ve bu sürecin Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacağını  düşünen özgürlükçü solun desteğini aldı, c) Milliyetçilik söylemini paranteze aldı, daha doğrusu, milliyetçilik söylemini –hatta bazen ırkçılık söylemini- araç olarak dönem dönem kullandı. Ama tam ters söylemler de geliştirdi  (“Milliyetçiliği gömdük”). Bu anti-milliyetçi politikalar gayrimüslimlerin durumunda bir takım iyileşmeler getirirken insan hakları savunucularının da desteğini aldı. Ancak temelde, milliyetçilik hep AKP politikalarının satır aralarında yer aldı... Bu üç değişimin sonucu olarak AKP sağda tek parti konumuna yerleşti. Kendi tabanını niceliksel ve oransal olarak artırdı ve niteliksel olarak oportünist söylemlerle şehirlerdeki İslamcı ve muhafazakârları tek bir potada eritti. 2013’de, artık İslamcılar muhafazakâr. AKP dışı Muhafazakârlar artık ayrı bir “sol” kategoride incelenebilecek kadar farklılar (Antikapitalist Müslümanlar…)

 
 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 7, 2013 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , , , ,

Vidéo

YSGP-FORUM « YENİ ANAYASADA SON DÖNEMEÇ » Samim Akgönül

 
Poster un commentaire

Publié par le mai 4, 2013 dans News

 

Étiquettes : , , , ,

Yeni Radikal yazisi

Yeni bir sol şart

Radikal 2

 06/12/2009

 SAMİM AKGÖNÜL

 Bir köy düşünün, iki dağın arasında sıkışıp kalmış. Köyde bağırmak yasak, çığlık atmak yasak, eğlenmek yasak, ıslık çalmak yasak… Fısıltıyla konuşmak gerek, hiçbir şeye yüksek sesle karşı çıkmamak. Çünkü çığ tehlikesi var. Bu tehlike egemenler tarafından o kadar iyi kullanılıyor ki, kimse ağzını açmaya cesaret edemiyor. Ta ki genç bir kadının tehlikenin en yüksek olduğu dönemde doğuracağı anlaşılana kadar. Nasıl olur diyorlar, çocuk doğacak, bağıracak, çağıracak, ortalığı velveleye verecek ve çığ düşecek. Kadını diri diri gömmeye karar veriyor egemenler ve onları takip eden koyun sürüsü. Genç kadın ve kocası reddediyor bu sonu, kurtarıyorlar kendilerini ve yeni bir çocuk doğuyor, çığlık çığlığa. Çığ falan da düşmüyor.
Ben iyi anlatamadım, ünlü tiyatro yazarımız Tuncer Cücenoğlu’nun dünyanın dört bir yanında sahneye konan Çığ isimli tiyatro oyununun aslını okumanız gerek ya da daha iyisi, gidip görmeniz.
Bizler Türkiye’de bir yüzyıldır çığ tehlikesi bahanesiyle sindirildik, susturulduk, pusturulduk. Artık çığ tehlikesi falan olmadığını öğrendiğimize göre susmamıza gerek kalmadı. Meğer bizi korkutanlar, kendi yerleri sarsılmasın diye susturuyorlarmış. Kaldı ki, varsın çığ tehlikesi olsun, ıslık çalınmadan yaşanan hayata hayat mı denir?
Yeni bir çocuk gerekli şimdi bu köye, bağıracak, çağıracak, şikayet edecek, sonra da olgunlaşacak, üretecek, yaratacak. Yeni bir sol. Kimi dostlar bu yeni solun adresinin DTP olduğunu düşünüyor. Doğrudur, DTP’nin içinde bu misyonu üstlenecek bireyler mevcut. Ancak yapısal olarak DTP’nin misyonu şimdiye kadar etnik olageldi. Değişemez mi? DTP bir ana muhalefet partisi olamaz mı? Türkiye’ye yayılıp etnik grup partisinden demokratik bir toplum partisi halini alamaz mı? Olabilir elbette. Ancak bunu yapabilmek için önce temsil ettiği etnik grubun iç sorunlarına eğilme işaretleri göstermesi gerek. Ezilen Kürtleri sadece ezen Türklerden değil ezen Kürtlerden de koruması lazım. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde zenginliklerin dağılımındaki adaletsizlikten bahsetmedikçe nasıl Türkiye’deki gelir dağılımının adaletsizliğinden söz edebilir? Kürt milliyetçiliğinden uzaklaşmadıkça nasıl Türk milliyetçiliğini suçlamada meşruiyet kazanabilir? Aşiret sistemini eleştirmedikçe nasıl mevsimlik işçileri Kürt olduklarından değil işçi olduklarından dolayı savunur hale gelebilir ? Tuzla’daki Türk işçiyi, Ülker sokaktaki Kürt travestiyi, yetimhanedeki Ermeni çocuğu, Balıklıdaki Rum nineyi, üniversite kapısındaki başörtülü genç kızı, Türk, Kürt, Ermeni, Rum diye değil, ezilen olduğu için savunmadıkça nasıl toplumsal hareket partisi haline gelebilir? Bilemiyorum. 

Hümanist
Bana kalırsa yeni bir sol gerek. Bir süredir içten içe ilerleyen, Hrant’ın katli ile başlayıp Ufuk Uras ve Baskın Oran’ın adaylığı ile ilerleyen, Taraf’ın antimilitarist misyonuyla cesaretlenip, demokratların kolları sıvamasıyla pişkinleşen, ezilen milliyetçilikle ezen milliyetçilik arasında fark gütmeyen, grupların varlığına saygılı, ancak bireyi, kendisininki dahil hiçbir gruba ezdirmeyen, hümanist bir sol.
Bu, sol lider sultası altında değil, değerler altında birleşen bir hareket olmalı kanımca. Bu değerler elbette Batı kaynaklı evrensel değerler. Ancak gereken Doğu’yu küçümsemeyen bir sol, insanı insan olarak kabul eden, enternasyonalistlikten de öte hümanizme dayanan, demokrasiyi özümsemiş, Türkiye’deki versiyonu pretoryenliği dışlayan bir sol. Entelektüel eliti küçük burjuvadır diye elinin tersiyle süpürmeyen, köylüyü cahil halk diye ötelemeyen, işçiyi lümpen diye itelemeyen bir sol. Değerlerinden taviz vermeyen, ama dogmatiklikten köşe bucak kaçan, örgütlenmeyi askeri hiyerarşi gibi görmeyen ama ülkeyi ören, örgüleyen bir sol.
Çok da zor değil aslında bunu başarmak. Sonuçta çığ düşmeyeceğini hepimiz biliyoruz, korkacak bir şeyimiz kalmadı. Senelerdir yer gök, kral çıplak diye inliyor. Sağır sultan bile duydu. Artık yeni hümanist, demokrat, askerden medet ummayan bir solun da bağırma vakti geldi.

 

 

 

 

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 7, 2009 dans News, Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :