RSS

Archives de Tag: nicolas

La Turquie en Europe L’opinion des Européens et des Turcs

La Turquie en Europe

L’opinion des Européens et des Turcs

Bruno Cautrès, Nicolas Monceau

L’adhésion de la Turquie à l’Union européenne divise. Jamais élargissement n’a suscité autant de réactions contrastées, voire d’oppositions radicales. Cette candidature soulève en effet des enjeux inédits sur l’identité, les valeurs, les frontières et le déficit démocratique de l’Europe.

Ces débats nous parlent avec force des non-dits d’une construction européenne fondée sur des postulats culturels et géographiques. Ils révèlent en sous-main la place prise par la question des migrations et celle de l’islam au sein des pays de l’Union.

Tel un miroir inversé, le regard des Turcs sur l’Europe et leur désenchantement face aux réticences des Européens forment l’angle original de cet ouvrage qui propose une analyse croisée de l’évolution des opinions européennes et turques.

À l’heure où la Turquie entend jouer un nouveau rôle de puissance régionale, il appartient désormais aux gouvernements européens d’apprécier l’opportunité, ou au contraire le risque, de gagner ou de perdre la Turquie comme partenaire à part entière.

 
Poster un commentaire

Publié par le juin 6, 2011 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , , , ,

Yatak odasına bakıp elleri ovuşturmak

Yatak odasına bakıp elleri ovuşturmak

Samim Akgönül

Strasbourg, Fransa

BBC Turkish

Fransızca’da halk arasında kullanılan bir deyiş var  »Le pouvoir fait bander » diyorlar.

Yani siyasi güç cinsel gücü tahrik eder gibi birşey.

Ben kibarcasını söyledim.

Gerçekten de Siyaset kurumunu kadın erkek ilişkilerinden ayrı düşünmek güç.

İnsana dair her şeyde geçerli bu kural denilebilir. Ancak siyasette sanki biraz daha meydanda.

Herhalde bütün dünyada siyasetçilerin ahlaklı ve sadık olmaları gerektiği düşünüldüğü içindir.

Bir nevi insan üstü varlık olmaları beklenir siyaset erk sahibi olanlardan. Öyle olduklarına kimse inanmasa da.

Dünya siyaseti her zaman erk sahiplerinin sadakatsizliğine şahit olmuş, muhalifler bunları kullanmaktan, rakiplerini köpeklerin önüne atmaktan hiç çekinmemiştir.

En azından, skandallar ortaya dökülünce kıs kıs gülmüşlerdir köşelerinde.

Büyük, uzun süreli aşklar da olmuştur vitrinlerde sergilenen.

Kim unutmuştur John Fitzgerald Keneddy ile Marylin Monroe’yu?

Peki Adnan Menderes’le, Ayhan Aydan’ı hatırlayan var mı ? Hani cunta mahkemesinin savcısı cebinden çıkardığı külodu sallamıştı devrik başbakanın burnuna.

Kepazelikler de olmamış değildir elbette. Bill Clinton, Monica Lewinski hafızalarda hâlâ taze, Silvio Berlusconi başlıbaşına bir fenomen bu kepazelik konusunda, Türkiye’yi çalkalayan ‘kaset’ edebiyatına değinmeye tenezzül bile etmemek gerek.

Son günlerde bu rezaletlerden birine şahit olduğumuz şüphesiz, birilerinin biry erlerde ellerini ovuşturduğunun şüphesiz olduğu gibi.

Uluslararası Para Fonu Başkanı ve gelecek sene Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin muhtemel adayı Dominique Strauss-Khan (DSK) New York’ta bir otel odasında kat görevlisine tecavüze yeltenmekle suçlanıyor.

Dünya medyalarına ve özellikle de Fransız siyasetine bomba gibi düşen bu olayın üç boyutu olduğu düşünülebilir.

Birincisi Dünya tabloidlerinde yer alan kişisel boyutu. DSK’nın kadınlara düşkünlüğü biliniyordu.

Ancak işin buralara geleceğini elbette kimse tahmin edemezdi. Fransa’nın en önemli siyasî şahsiyetlerinden birinin kelepçelerle bir Amerikan filmi tadında polis arabasına bindirilmesi Fransa’da şok etkisi yarattı.

Bu görüntünün Fransız kamuoyu için Türk askerlerinin başına çuval geçirme olayıyla eş değerde bir tepki yarattığı söylenebilir.

Son haberlere göre, cezaevindeki psikolojik değerlendirmede söylediği bir cümle yüzünden ‘suicide watch’ yani intahar gözlemi programına tâbi tutuluyor, hücresinde 15 dakikada bir kontrol ediliyormuş.

Elbette bu tip haberlerin ne kadarının gerçek ne kadarının zaten yere düşmüş bir adamı daha da aşağılamak için yayılan söylentiler olduğunu kestirebilmek güç.

İkinci konu daha küresel.

DSK Perşembe sabahı IMF başkanlığından istifa etmeden bile önce potansiyel adayların listeleri basında yer almaya başlamıştı.

Hesaplar yapıldı, güçler tartıldı. Akbabalar gökte dönmeye başladılar.

Yunanistan, İrlanda, İzlanda gibi ağır ekonomik kriz geçirmiş ülkelerde endişe kendini gösterdi. IMF’de Strauss-Khan’ın başarılı bir yönetim gösterdiği ekonomik çevrelerce kabul ediliyor. Kurumun fakir ülkeleri daha da sömüren canavar kurum imajını düzelttiği bile söyleniyor. Yunanistan’da sokaklara dökülen orta ve alt sınıfın bu fikre katılması pek mümkün değil.

Elbette Fransa’da tartışılan en önemli boyut Cumhurbaşkanlığı konusu.

Olaydan önce yapılan anketlerde DSK’nın oyları Sarkozy’ye karşı yüzde 62’ye kadar yükselmişti.

Zaten hâlâ olanların bir Sarkozy komplosu olduğunu düşünenler çoğunlukta. Hatta first lady Carla Bruni’nin hamileliğini bile Cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir Sarkozy taktiği olarak görenler var.

Kimilerine göre yaratılmak istenen Sağ aday taze aile babası, Sol aday cinsel sapık imajı.

Zaten DSK da birkaç hafta önce kendisine para, kadınlar ya da Yahudiliği üzerinden bir komplo kurulacağını birkaç gazeteciye belirtmiş.

Elbette olayın komplo olup olmadığı konusundan ziyade, Fransa gibi büyük bir ülkede siyasetin bu kadar pespaye bu kadar sığ bir konuma düşmesi üzücü.

Sonuçta, Perşembe günü yapılan anketler diğer sol aday adayları en soldaki Martine Aubry, ve Sosyalist parti eski genel sekreteri François Hollande’ın gene de Sarkozy’ye kıyasla önde olduğunu gösteriyor. François Hollande’ın eski eşi ve 4 çocuğunun annesi Segolene Royal de aday adayı.

Gerçekten de Fransa’da aile ve ilişki konularında kamuoyu Amerika ve Türkiye’dekinden biraz daha geniş.

Sarkozy’nin Carla ile Cumhurbaşkanı seçildikten sonra evlendiği, eski karısı Cecilia ile çalkantılı ilişkileri unutulmamalı.

Carla Bruni’nin de Sarkozy ile evlenmeden önceki zengin aşk hayatı, ve eski eşinin oğlundan olan bir çocuğu olduğu hatırlanırsa Fransız kamuoyunun bu tip konularda rahatlığı daha iyi anlaşılabilir.

Sonuçta ikinci kere Cumhurbaşkanı seçilebilmek için bütün adayların başkalarının yatak odalarından çıkıp politika üretmeleri gerekecek. Bu da o kadar kolay birşey değil. Diğer bir deyişle elleri ovuşturmak için daha biraz erken.

 
Poster un commentaire

Publié par le mai 19, 2011 dans News

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , ,

produits

Vendredi 30 octobre 2009  |  Istanbul (Turquie)

L’État en Turquie au XXe siècle. Contrôle social et production du citoyen

ifea

Résumé

Journée d’étude organisée par l’ANR Transtur, avec le soutien de l’UMR 8032 « Études turques et ottomanes » et de l’IFEA.

Annonce

Matinée :

Président de séance : Jean Marcou (OVIPOT, IFEA)

9h00 : Allocution d’ouverture par Nora Şeni, directrice de l’IFEA

Benjamin Gourisse (CRPS, Paris 1) : Introduction. Analyser l’Etat en Turquie

9h30 : Première Session. Le rôle culturel de l’Etat kémaliste

Emmanuel Szurek (CHDT, EHESS) : Administrer la langue ? La « Société de la Langue Turque » à l’époque kémaliste

Discutant : Füsun Üstel (Université de Galatasaray)

Birol Çaymaz (Université de Galatasaray) : Les manuels de Medenî Bilgiler (Instruction civique) à l’époque républicaine

Discutant : Gérard Noiriel (IRIS, EHESS)

11h00 : pause café

11h15 : Deuxième session. Les institutions de coercition

Alexandre Toumarkine (IFEA) : L’impossible neutralisation de l’armée kémaliste

Discutant : Gérard Noiriel (IRIS, EHESS)

Noémi Lévy (Université du Bosphore / EHESS) : Le policier, acteur de la ville à Istanbul à la fin de l’Empire ottoman

Discutant : Vincent Dubois (IUF, IEP de Strasbourg)

12h45 : Déjeuner

Après-midi :

Président de séance : François Georgeon (CHDT, EHESS)

14h15 : Troisième session. Le memur ou l’Etat en action

Nicolas Camelio (CHDT, EHESS) : La Mülkiye sous le gouvernement démocrate (1950-1960) : multipartisme et devoirs du fonctionnaire

Jean-François Pérouse (Université de Galatasaray, IFEA) : Raisons et réseaux d’Etat : premières hypothèses à partir d’une institution centrale exemplaire, le Devlet Planlama Teskilati (DPT/SPO)

Discutant : Vincent Dubois (IUF, IEP de Strasbourg)

16h00 : pause café

16h15 : Quatrième session. L’Etat et ses populations

Nikos Sigalas (IFEA) : La construction des populations suspectes dans l’Empire ottoman (1890-1918). Surveillance, discrimination juridique et migration forcée

Laurent Mallet (Université de Galatasaray) : Nouveaux discours, anciennes pratiques : les ambiguïtés des relations entre l’Etat kémaliste et la communauté juive

Discutant : Vincent Duclert (AHMOC, EHESS)

18h00 : Discussion générale et questions

19h30 : dîner

 
Poster un commentaire

Publié par le octobre 29, 2009 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :