RSS

Archives de Tag: Festival Européen du Film Indépendant

Bir şifa merhemi olarak sinema : Kesik

Bir şifa merhemi olarak sinema : Kesik

Samim Akgönül

147442

 

Dün Akşam Strasbourg’un küçük sinemalarından birinde “Kesik” (The Cut) filmini seyrettikten sonra bir kaç Türkiyeli bir barda oturduk. Gecenin geç saati, dışarıda ince ve hızlı bir yağmur yağıyor. Soğuk. 2 saat boyunca Mezopotamya’nın çöllerinde kavrulduktan sonra yağmur iyi geldi aslında.

Herkes film hakkında ne düşündüğünü çekingence söylerken yakın dostlarımdan birinin aklına bir anısı geldi. Arkadaşımın çocukken yaşadığı Sivas Divriği’nin bir köyünde gelin olarak gelip kalan Asya teyze dedikleri yaşlı bir kadın yaşarmış. Bir gün köyün yakınlarında insanlar vahşi bir atı yakalamaya çalışmışlar ve atı bir kayanın üzerinde sıkıştırmışlar. At ya kendini atacak ya da teslim olacak. At birkaç tereddütlü gelgitten sonra atamamış kendini ve yakalanmış. Bu sahneyi gören Asya teyze ağlamaya başlayıp hikayesini yanındaki küçük çocuğa anlatmış.

O zamanlar kıyım vardı. Köydeki bütün Ermeniler hem çok korkuyordu hem de umutluydular. Soruna mutlaka bir çözüm bulacaktı Devlet-i Aliye. Diğer köylerden duydukları dedikodular bizim başımıza gelmeyecekti. Bir gün köye ulaklar geldi “Murat Paşa” Ermenileri çağırıyordu. Önce korktuk ama ümitlendik de. İşte, dedik, bizi kurtaracak çözümü buldu Murat paşa. Köyün bütün Ermenileri Fırat’ın Murat suyuna ayrıldığı yerdeki köprünün üstündeyken kıstırdı askerler. Köprünün iki başını tuttular. Ölen öldü orada. Bakireler attılar kendilerini köprüden tecavüz edilmemek için, ben de attım. Kocaman fistanım vardı, Murat’ın ortasında fistanım bir kayaya kaldı. Öyle kurtuldum. Kimisi öldü bakirelerin, kimisi ölmekten beter oldu.  

Vahşi bir at, Asya teyzeye hikayesini anlattırdı, binlerce kilometre ve binlerce yıl uzakta bir yerlerde bir film, o çocuğa bu hikayeyi anlattırdı. Ben de yazdım.

 

Film bir yara’nın iyileş(me)mesi üzerine. O yüzden bu metafor “the cut” başlığında özetlenmiş. Hem Kıyım hem kesik demek. Zaten 138 dakika boyunca kahraman Nazaret’in boynundaki yara geçmiyor, kabuk tutmuyor. Nazaret kelimenin tam anlamıyla bir kılıç artığı. İkinci bir metafor daha var filmde, diğer eleştirileri okumadan yazıyorum, herhalde herkes fark etmiştir. Kıyımın başlangıcından filmin sonuna kadar bu 1915 Odisseas’ının, insan olmanın en doğal tepkilerini verdiği, yani güldüğü ve daha da önemlisi o kadar acıdan sonra ağladığı tek an, sessizliğe mahkum olduğu hayatında, Charlie Chaplin’in bir sessiz filmini Halep sokaklarında izlediği an (Yumurcak filmi). Evet metafor biraz fazla bariz, evet birçok şeyi olduğu gibi bunu da Fatih Akın gözümüze sokmuş ama gene de “tedavi aracı olarak sinema” fikri hoşuma gitmedi değil.

Yukarıda da söyledim, aslında film (belki biraz fazla) klasik bir yolculuk filmi, bir Odysseus daha. Edebiyat ve sinemada onlarca mevcut, evine (karısına, çocuklarına…) dönerken bin bir macera yaşayan ve hepsinden bir şekilde kurtulan yalnız adam figürü. Ama burada yollara döken kesilme noktası 1915 soykırımı. İlk defa bu kadar net bir film yapıldı bu konuda ve bu bile kurgunun ve senaryonun bana eksik / fazla gelen taraflarını affettirmeye yeter. Elbette başka filmler var, her şeyden önce Mayrig var ama “Kesik” bir melodrama değil.

Filimin fotoğrafı en azından Halep’e kadar çok güzel. Hatta bazen… fazla güzel. Kuyudaki cesetler, yarısı ölü mülteci kampı biraz fazla estetik kanımca. Aynen Tahar Rahim’in aldığı fiziksel ve psikolojik insanlık dışı darbelerden sonra hâlâ fazla yakışıklı, fazla zinde ve fazla genç kalması gibi.

Benim gibi Fatih Akın hayranlarını kızdırmak pahasına filmde hissettiğim iki ana rahatsızlığı da yazmak istiyorum.

Birincisi, Fatih Akın’ın diğer filmlerindeki dehası her zaman montajda oldu. Duvara Karşı, Yaşamın kıyısında ve hatta Soul Kitchen bile birer montaj ve kurgu harikasıydı. “Kesik” son derece lineer ve kronolojik bir seyir izliyor. Kahramanımız kızlarının peşinden bir yere gidiyor (Suriye, Lübnan, Küba, ABD…) orada bulamıyor ve başka bir yere devam ediyor. Seyirciyi kurguyla tokatlamıyor bu sefer Akın. Belki de kurgu, soykırımın doğal vahşetinden rol çalmasın diye.

İkinci canımı sıkan konu Akın’ın denge oyunu. Filmde iyi Türk / kötü Türk; iyi Arap / Kötü Arap; iyi Amerikalı / kötü Amerikalı var. Hatta bütün iyi Ermenilerin içinde bir tane kötü(msü) Ermeni bile var (topal olduğu için kızıyla evlenmeyi reddeden Kübalı Ermeni).

Irkçılığın ne kadar evrensel bir şey olduğunun altını çizmek için senaryo Yahudi karşıtı söylemleri, bir Kızılderili kadına tecavüz sahnesini (Nazaret kurtarıyor), Ku Klux Klan göndermesini de eklemiş. Halep’i terk etmek zorunda kalan masum Türk çocuklarını da. Bir noktadan sonra bu siyasal doğruculuk irrite etmiyor değil.

Sinemanın didaktik rolüne geri dönelim. Ortaçağda kiliselerde, duvarlardaki kutsal sahnelerin tasvir edildiği freskolar ve özellikle Ermeni kiliselerinin dış cephelerindeki kabartmalar sadece kutsallıkları sebebiyle yapılmıyordu. Bütün bu resimlerin pedagojik bir yanı da vardı. Oku-ya-mayan toplumlarda bu resimler öğretmek için kullanılırdı. Günümüzde tarihi filmler, okumayan insanların konuyu bilmeleri için aynı işlevi yerine getiriyorlar. Bence film bu didaktik görevini layıkıyla yerine getiriyor. Elbette daha çok öğrenmek, daha çok anlamak isteği uyandırırsa. Ama kanımca en önemli işlevi Asya teyzelerin hikayelerinin tekrar anlatılmasına vesile olması.

Publicités
 
Poster un commentaire

Publié par le janvier 17, 2015 dans News

 

Étiquettes : , , , ,

7ème édition ÉCU – Le Festival Européen du Film Indépendant

7ème édition ÉCU – Le Festival Européen du Film Indépendant

Depuis sa création il y a sept ans, ÉCU est devenu un événement incontournable

pour de nombreux cinéastes indépendants, puisque c’est un « dénicheur de talents ». Ayant pour objectif la découverte, la promotion et la projection de films indépendants, ÉCU est aujourd’hui considéré par les cinéastes indépendants comme l’équivalent

Européen du Festival de Sundance, USA.

ÉCU 2012 mettra en évidence 101 films provenant de 33 pays, dont les genres

varient et vont du long métrage au court, en passant par les documentaires,

l’animation, les films étudiants et l’expérimental. La sélection officielle- qui est un

exemple en terme de qualité, d’innovation et d’indépendance, et ce, tant sur le fond

que la forme – représente le meilleur des talents indépendants des quatre coins du

monde. Plusieurs films feront leur avant-première mondiale et d’autres leur avant première européenne. Les cinéastes seront en compétition dans 14 catégories pour

24 prix, dont le plus prestigieux est Le Meilleur Film Indépendant de L’Europe 2012.

 

Le festival Européen du Film Indépendant 2012 aura lieu les 30, 31 mars et le 1er avril à Paris au cinéma les 7 Parnassiens dans le quartier de Montparnasse. Ainsi qu’au cinéma Action Christine dans le quartier de Saint-Germain-des-Prés.

 

Entre les 101 films, ÉCU il montrera 2 films:

Labirent, Tolga Ornek

 

Une énorme explosion déchire une rue bondée d’Istanbul en Turquie. On compte 95 décès ; 30 américains et 5 anglais. Les vagues du massacre ont atteint Londres et Washington. Une nouvelle organisation terroriste est derrière cette attaque.

L’explosion n’était que le début.

 

Trailer:

http://www.filmannex.com/movie/labirent/29967#13305128341141&chain.inbanner.organic.start_beacon

 

Time of the Plums, Sezen Kayahan

 

Sensations réelles et fantaisistes ressenties par une fille sourde pendant la saison des prunes dans une petite ville côtière.

 

Trailer:

http://www.filmannex.com/movie/erik-zaman-time-of-the-plums/29996#13305129183921&chain.inbanner.organic.start_beacon

 

En plus des projections, les festivaliers auront l’opportunité de participer à une multitude d’ateliers- comme ceux d’écriture, de montage, de comédie et de réalisation- menés par des professionnels du métier, ainsi qu’une série de rencontres avec les réalisateurs, auxquels ils pourront poser des questions sur leurs films. Il y aura également tout un programme musical en live, présenté par le partenaire du festival Access Film-Music. Ce n’est pas tout puisqu’une variété d’événements et de fêtes liés au festival seront également au programme.

Des personnalités du cinéma, de la télévision et du monde culturel, ainsi que des

cinéastes et des cinéphiles pourront côtoyer un public exigeant, à la recherche de

cette liberté d’esprit et d’innovation que représente le cinéma indépendant.

Pour plus d’informations et pour avoir la liste complète de la sélection officielle de 2012, allez sur  www.ecufilmfestival.com.

 

Restez en contact avec ÉCU à travers:

http://www.ecufilmfestival.com

http://www.facebook.com/TheEuropeanIndependentFilmFestival

http://www.twitter.com/ECUfilmfestival

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 6, 2012 dans Manifestations culturelles

 

Étiquettes : , , , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :