RSS

Archives de Tag: Baskın Oran

Baskın Oran’dan bir yeni kitap: ”Etnik ve Dinsel Azınlıklar – tarih, teori, hukuk, Türkiye”

Baskın Oran’dan bir yeni kitap:

”Etnik ve Dinsel Azınlıklar – tarih, teori, hukuk, Türkiye”

Capture d_écran 2018-03-22 à 15.07.38

 

1969’dan beri milliyetçilikle, 1974’ten beri de azınlıklar konusuyla uğraşan Profesör Baskın Oran bu geniş çalışmasında azınlıklar konusunu A’dan Z’ye sergiliyor. Bunu yaparken de, kullandığı bütün kavramları, aynen Türk Dış Politikası ciltlerinde olduğu gibi kutular içinde açıklıyor.

Kitabın planı şöyle:

Giriş’te meselenin tarihsel geçmişi anlatılıyor. Ortaçağ’da (800-1453) Kilise/Papalık’ın egemen olduğu ve toprak mülkiyetine dayanan feodal ortamda din her şeye hakim. Faiz yasak, para kazanmak tu kaka, ilkel tarım yeter de artar, önemli olan Kilise’ye ve onun uzantısı olan feodal beylere çalışmak ve itaat.

Zaman geliyor, ticaretin canlanmasına dayanan yeni ekonomik düzende Kilise ve feodal beyler düşüyor, kentlerde burjuvazi yükseliyor. Onunla birlikte de, üstyapı da değişiyor: Çok farklı bir din yorumu olan ve para kazanmayı kutsayan Protestanlık ortaya çıkıyor. Bugüne kadar gelen azınlıklar çizgisinin ilk örneği, işte bu dinsel azınlık. 1815’ten sonra, sadece dinsel açıdan farklı olan bir azınlığa değil, aynı zamanda, medeni-siyasal haklara sahip olan/olmak isteyen, yani belli bir yurttaşlık bilinci sahibi olan azınlığa, ulusal azınlık’a dönüşecek.

Avrupa devletleri önce kendi içlerindeki Katolik veya Protestan azınlığı ezmeye çalışıyorlar, sonra bunu başaramayınca onlara haklar vermek zorunda kalıyorlar. Günümüze kadar devam eden azınlık koruma belgeleri böylece oluşuyor ve uzlaşma sayesinde birbirini yemekten kurtulan Avrupa ülkeleri her bahar gelen Osmanlı akınlarını sona erdiriyorlar.

Erdirdikleri gibi, Osmanlı’daki Millet Sistemi’nde ikinci sınıf tabaa olarak aşağılanan Hıristiyanları korumaya, bu sayede Osmanlı’ya müdahale etmeye başlıyorlar. Osmanlı’nın merkantilizmi yani denizleraşırı ticaret kapitalizmini ıskaladığı için vermek zorunda kaldığı kapitülasyonlar da bu müdahaleyi kolaylaştırıyor.

Bu Giriş’te, günümüze kadar kesintisiz uzayıp durmadan gelişen Avrupa azınlık koruma tarihinin yanı sıra, günümüze kadar uzayıp hiç gelişmeyen bir konuya daha temas ediliyor: İslam’ın ilk dönemlerinde Hz. Muhammet tarafından oluşturulan 623 tarihli “Medine Vesikası”.

***

Birinci Bölüm’de bu azınlık koruma sisteminin önce Milletler Cemiyeti (1920-1946), sonra Birleşmiş Milletler (1945) aracılığıyla evrensel hale getirilmesi anlatılıyor. Bu süreçte, zaman içinde Avrupa Konseyi ve AGİT de önemli rol oynamaya başlayarak dünyadaki azınlıkları koruma belgeleri çıkarıyorlar. Soğuk Savaş’ın ardından,1991’den sonra da, devletlerin “bende azınlık yoktur” demesi anlamsız hale geliyor.

Bu bölümde bütün bu uluslararası kurumların çıkardıkları belgeler madde madde inceleniyor çünkü Beşinci Bölüm’den itibaren bunların Türkiye’de uygulanıp uygulanmadığına bakılacak.

***

İkinci Bölüm’de işin tarih kısmı bitiyor, teori kısmına giriliyor. Azınlıklar konusunu anlamak için gerekli temel kavramlar veriliyor. Azınlığın sosyolojik ve hukuksal tanımı nedir, azınlıklar nasıl oluşur, sınıf bilinci kadar önemli olan azınlık bilinci nereye oturur, alt kimlik-üst kimlik meselesi nedir, aralarındaki ilişki nasıl gelişir…

Bu bölüm esas olarak kimlik meselesi üzerine kurulu.

***

Üçüncü Bölüm’de azınlık hakları konusundaki temel kavramlar ve tartışmalar veriliyor. İnsan hakları nedir, azınlık hakları nedir. Pozitif haklar vermek eşitliği bozar mı. Devletin ve çoğunluğun endişeleri nasıl önlenir. Bireysel hakları ile grup hakları çatışabilir mi. Azınlıklara ne tür haklar tanınır…

***

Dördüncü Bölüm, üçüncünün tamamlayıcısı. Sözü edilen azınlık haklarını devlet uyguluyor mu, nasıl uyguluyor, hangi biçimlerde ihlal ediyor. Asimilasyon ile entegrasyonun ilişkisi nedir, nereye varır. Etno-dinsel temizlik hangi biçimlerde yapılır. Self determinasyon ne demektir, yalnızca ayrılma anlamına mı gelir, bu hak kime tanınır. Azınlıklara self determinasyon hakkı tanınır mı, tanınırsa bunun koşulları nelerdir.

Azınlıklar etnik ve dinsel simgeler kullandıkları zaman ne olur, bu konu dünyada nasıl düzenlenmiştir. Buna bağlı olarak; laiklik nedir, sekülerlik nedir. Yukarıdan Devrim yapılıp da feodal düzene zorla evrim geçirtildiği zaman bunun kuralları nedir, sonuçları nedir…

***

Beşinci Bölüm, Türkiye’de azınlık haklarına sahip olanları 2 kategoride anlatıyor: 1) Lozan’daki “resmî” azınlıklar, ve 2) Uluslararası standartlara göre hak sahibi olanlar.

Lozan’daki azınlıklar da 2’ye ayrılıyor: a) Azınlıkları “TC yurttaşı Gayrimüslimler” olarak tanımlayan Lozan’a rağmen devletin tek hak sahibi olarak gördüğü Ermeniler, Museviler ve Rumlar; b) Devletin Lozan’a rağmen tamamen görmezden geldiği Gayrimüslimler. Ör. Antakyalı Rum Ortodokslar, Ezidiler, Protestanlar, vb.

Bu bölümde, özellikle ilk üç azınlık ve Süryaniler konusunda çok ayrıntılı bilgiler var: Nüfusları, ibadet yerleri, mezarlıkları, vakıfları, okulları, dernekleri, yayın faaliyetleri, vb.

İkinci kategoriye gelince:

Lozan’a göre azınlık sayılmayan, ama azınlıkları “soy, dil, din bakımından farklı olma”yla tanımlayan uluslararası standartlara göre hak sahibi olanlar arasında devlete “problem çıkartmayan” Araplar, Balkan-Kafkas kökenliler, Romanlar bulunduğu gibi, “problem çıkartan” Aleviler ve Kürtler de var.

Bu bölümde Alevilerin ulusal ve ulusüstü mahkemelerden aldıkları kararlar sergileniyor, Aleviler ile Kürtlerin niye asimile olmadıkları araştırılıyor, her ikisinin de azınlık hakları talep etmelerine rağmen niye azınlık olmayı reddettikleri tartışılıyor.

***

 Altıncı Bölüm, Lozan’ın “Azınlıkların Korunması” kesiminin incelenmesine ayrılmış.

Beşinci Bölümde sözü edilen Gayrimüslim haklarının nasıl eksik uygulandığının yanı sıra, Lozan’ın aslında Gayrimüslim olmayanlara da haklar getirdiği burada anlatılıyor. Ör. Md. 39/4 “herhangi bir TC yurttaşına” her türlü ilişkilerinde (ticaret, basın, yayın, açık toplantı, vb.) istediği dili kullanma olanağı getirmekte. Md. 39/5 ise “Türkçeden başka bir dil konuşan TC yurttaşları”nın mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanmalarını mümkün kılıyor.

Lozan, daha da ilginci, yurttaş olmayan ve farklılık arzeden gruplara bile haklar tanımakta. Ör. Md. 38’de, “Türkiye’de oturan herkes”in, inancının gereklerini açıkça yerine getirme hakkı bulunduğu söyleniyor.

Oysa gerçek hayatta örneğin Alevilerin cemevleri tanınmıyor, örneğin Kürtlerin kendi dillerini her yerde kullanmaları ve mahkemelerde savunmalarını Kürtçe yapmaları yasaklanıyor.

Bölüm, “Türkiye’nin tapusu” diye anılan Lozan konusunda ülkedeki büyük cehaleti yansıtan şehir efsaneleriyle sona eriyor.

***

Yedinci Bölüm’de Türkiye’deki azınlık mevzuatı, uygulaması ve içtihadı inceleniyor.

Mevzuat deyince, anayasa ve yasalarda geçen “Milletin bölünmez bütünlüğü” bağlamında yurttaşın ve Türk’ün tanımı meselesi ortaya çıkıyor. Devletin ve kendini devletle özdeş sayan kişilerin “Türkiyeli” terimine alerjileri tartışılırken, bu terimin Kurtuluş Savaşı sırasında kullanıldığı fakat sonra terk edildiği anlatılıyor.

Bu bölümde resmî ideolojinin Türk’ü soy ve dinle tanımlaması incelenirken; Dördüncü Bölümde sözü edilen etno-dinsel temizliklerin, bu soy ve din ölçütleri kullanılarak nasıl uygulandığı 1910-20’lerden itibaren sergileniyor. Bu bağlamda; Türkçeden başka dil kullanma yasakları, memuriyete girmede ve bazı mesleklerde uygulanan “Türk olma” şartı, azınlığa devlet izni ve yardımıyla saldırı anlamına gelen pogromlar, Varlık Vergisi gibi ayrımcı baskılar ayrıntılı biçimde söz konusu ediliyor.

Bölüm, Türk yargısının bu konulardaki tutumuyla sona eriyor: AYM’nin Kürt partisi kapatma kararları ve Yargıtay’ın Gayrimüslimlere vakıflar konusunda yapılan baskıları onaması anlatılıyor.

***

Sekizinci Bölüm konuyu 2018’e getiriyor.

Önce, Türkiye’nin AB’ye girebilmek için 2001-2004 arası çıkardığı Uyum Paketleri insan ve azınlık haklarına ilişkin bütün maddeleriyle veriliyor.

Ardından, bu reformların 2016 OHAL’e kadarki uygulanmaları iki bölüm halinde sunuluyor: Hem Gayrimüslimlere ilişkin uygulamalar, hem de Kürtlere ilişkin olanlar. 2004-2005’e kadar olan süreç, Ecevit ve Erdoğan hükümetlerinin, Kürtlere karşı şartlanmış olan bürokrasiye karşı verdikleri demokrasi mücadelesi biçiminde ortaya çıkmakta.

Bundan sonrası, Erdoğan yönetiminin bu Uyum Paketleri’ni sıfırlayan antidemokratik uygulamalarından ibaret. Önce OHAL KHK’lerinin ana hatları yani anayasa ve hukuk dışı nitelikleri ve AYM’nin bu duruma katkıları anlatılıyor. Arkasından, OHAL düzeninin bireyler ve her türlü kurum (vakıflar, üniversiteler, medya, dernekler, şirketler, sendikalar, vb.) üzerindeki tahribatı özellikle Kürtlere ilişkin olarak ayrıntılı biçimde veriliyor.

***

Dokuzuncu Bölüm, kitabın bu noktasına kadar anlatılmış olanları nasıl bir zihniyetin yaratmış olabileceğini, bu zihniyetin temel kalıplarını ve kaynaklarını sorguluyor.

Türkiye’de ulusalcıların ve sonra da İslamcıların azınlıklara ilişkin ideolojisi anlatıldıktan sonra, bu zihniyetlerin sonucu olarak ortaya çıkan nefret söylemi/suçu ve ayrımcılığın ayrıntılı bir öyküsüne geçiliyor: Türkiye’nin bu konulardaki uluslararası yükümlülüklerine rağmen Türk hukukunda nefret ve ayrımcılık konusunun nasıl ele alındığı, nihayet, Türk yargısındaki nefret ve ayrımcılık olayları ve davaları.

***

Sonuç bölümünde, Türkiye’de gerek Lozan’a gerekse uluslararası standartlara göre azınlık gruplarına karşı geliştirilmiş temel yaklaşımın, “Azınlıklar devletin ve milletin birlik-beraberliğini bozar” biçiminde ortaya çıktığı tespit ediliyor.

Türkiye’de ister ulusalcı isterse İslamcı olsun, bütün kitap boyunca “ulusun tek kimlikli olduğunu iddia eden ve bunun dışındaki tüm alt-kimlikleri yasaklayan devlet türü” olarak tanımlanan ulus-devlet’in demokratik devlet’e dönüşmek zorunda olduğu belirtilerek konu sonlandırılıyor.

——————————— ————————————-

Etnik ve Dinsel Azınlıklar Tarih, Teori, Hukuk, Türkiye 

ISBN : 9789750407871

Sayfa Sayısı / Ebatı : 19 x 24,5 cm

Kağıt / Baskı : 70 gr. Holmen Kitap Kağıdı, 2 Renk baskı

Fiyatı: 47,50 TL

İlgili Kişi: Melinda SAKA / melinda@literatur.com.tr

Publicités
 
Poster un commentaire

Publié par le mars 22, 2018 dans News, Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , ,

Hommage à Hrant Dink

Hommage à Hrant Dink

Strasbourg

2 Juin 2017

Capture d_écran 2017-05-09 à 17.51.49

 
 

Étiquettes : , , , , ,

Day to End Impunity – CEZASIZLIĞA SON

Day to End Impunity – CEZASIZLIĞA SON

 

AFI¦çS¦ğ[3]

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 19, 2013 dans Manifestations scientifiques, News

 

Étiquettes : , , , ,

Türk Dış Politikası Cilt 3: 2001-2012

Türk Dış Politikası Cilt 3: 2001-2012

Uzman bir akademisyen grubu tarafından hazırlanan bu yapıt, bugüne değin yazılmış en hacimli ve ayrıntılı Türk Dış Politikası kitabıdır…
Ama bu iki ciltlik çalışma yalnızca meslekten olanlara, uzmanlara hitap etmiyor. Çünkü onu anlamak için uluslararası ilişkiler eğitimi görmüş olmak gerekmiyor; meraklı bir okur olmak yeterli.
Öncelikle, uzmanlık jargonundan kaçınarak, rahat bir dille kaleme alındı. İkincisi, dış politika, toplumsal olaylarla, iç politikayla ve uluslararası gelişmelerle harmanlanmış biçimde ayağı yere bastırılarak anlatıldı. Üçüncüsü, özel bilgi gerektirebilecek bütün terim ve kavramlar metinlerin içinde yer alan küçük “kutu”larda açıklandı.
İktisat’tan hukuk’a, sosyoloji’den coğrafya’ya, iç politika’dan siyasal tarih’e, strateji’den ekonomi politik’e, dinler tarihi’ne kadar on dört yan dala yayılan bu kutularıyla ve anlattığı dönemlere ilişkin geniş görsel malzemesiyle bu yapıt, bir “Uluslararası İlişkiler Ansiklopedisi” niteliğinde.
Türk dış politikasını, bir resmî görüşe ya da herhangi bir siyasal dogmatizme bağlı kalmadan, bütün boyutlarıyla, bütün verileri ve gerçekliğiyle irdeleyen temel bir başvuru kaynağı sunuyoruz.

TDP 3

Türk Dış Politikası

CİLT III: 2001-2012

Bu üçüncü cilt, Türkiye’de çok ihtiyaç duyulan bir ansiklopedik kitap: Son on yılı 360° fotoğraflayan bir “İzahlı-İçtihatlı Almanak”. 11 Eylül kargaşası içinde filizlenen yeni küresel dünyanın doğuşuyla başlıyor. Sonra uzun uzadıya tahlil ettiği AKP’nin Türkiye’yi dönüştürmesini masaya yatırıyor; asker, demokrasi, yargı, Kürt, Ermeni meselelerini apayrı bir kitap oluşturacak boyut ve nitelikte veriyor. Nihayet Türkiye’nin bölgesel hatta küresel güç olma iddiasını, “sıfır sorun” politikasının gelişimini ve son durumunu, çevredeki bütün bölge, komşu ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerini ayrıntılı biçimde anlatıyor. Kısaca, son on yılda Türkiye’de ne yaşanmışsa hepsi rahat anlaşılır bir dille bir arada…

tdp 3 faux titre

 
Poster un commentaire

Publié par le février 15, 2013 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İstanbul Rumları: Bugün ve Yarın

İstanbul Rumları

Bugün ve Yarın

 

 

2006 yılında gerçekleştirilen İstanbul Buluşması başlıklı konferans, tüm katılımcılarının vicdanında Rum topluluğunun geleceğiyle ilgili bir köşe taşı oluşturduğu kanaatini yerleştirdi. Konferans, Rumlar arasındaki dar bir çevrede tartışılabilen sorunların daha geniş ortamlarda da açıkça masaya yatırılabileceğini gösterdi. Bu derleme, İstanbul Rum azınlığının geçmiş ve güncel sorunları üzerine oldukça kapsamlı bir çalışma. Konferansa sunulmuş tebliğ ve çalışmaların Türkçeye kazandırılması, sadece tarihçilerin ya da siyaset bilimcilerin değil, gazetecilerin, insan hakları aktivistlerinin ve bütün Türkiye toplumunun Rum azınlık konusunda içeriden bilgi sahibi olmasına hizmet edecektir. Katkıda bulunanlar: Frango Karaoğlan, Katerina Markou, Yorgos Chatzitegas, Dimitris Kamouzis, Konstantina Andrianopoulou, Foti Benlisoy, Adnan Ekşigil, Jean François Pérouse, M. Rıfat Akbulut, Savvas E. Tsilenis, Baskın Oran, Konstantinos Tsitselikis, Elçin Macar, Dilek Güven, Rıdvan Akar, Elif Babül, İlay Romain Örs, Méropi Anastassiadou, Samim Akgönül, Nikoletta Chardalia, Simeon Yılmaz, Hristos Klairis, Lakis Vingas, Dimitrios Frangopulos, Kostas Gavroglou, Halil Berktay, Ayşe Buğra, N. K. Alivizatos, Yorgos Stefanopulos, Mete Tunçay, Yanis Skarlatos, Nikos Sigalas

 
Poster un commentaire

Publié par le juin 8, 2012 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

‘Önümüzde uzun bir yol var’

‘Önümüzde uzun bir yol var’

Radikal, 03/02/2012

Ipek Izci

Samim Akgönül: ‘Türkiye gibi sert tekil kimlik üzerine inşa edilmiş ulus devletlerde azınlıkların tehdit olarak algılanması devam ediyor. Bu azınlıkların sessiz olmaları amaçlanıyor’

 

Fotoğraf: OZAN GÜZELCE/MİLLİYET

Strasbourg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Samim Akgönül’ün 15 yıldır ‘azınlık’ konusu üzerinde yaptığı çalışmalardan yeni kitabı ‘Azınlık: Türk Bağlamında Azınlık Kavramına Çapraz Bakışlar’ doğdu. Akgönül, “Türk ulus devletinin inşasında azınlık olarak nitelendirilen gruplara reva görülen muamele 20. yüzyıl boyunca o kadar sert oldu ki, artık hiçbir grup bu statüyü kabul etmiyor” diyor…

Kitabınızda her yönüyle azınlık kavramını inceliyorsunuz. Türklere göre azınlık kimdir?

Hem devlette hem de kamuoyu algılamasında ‘azınlık’ gayrimüslimdir. İşin ilginç tarafı, 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı toplumsal sisteminde ‘azınlıklar’dan bahsetmek zor. Milletler önce dinsel aidiyet üzerinden belirlenmiş, daha sonra 19. yüzyılda buna ulusal aidiyetler de katılmış. Ancak 20. yüzyılda Türk ulusu, Müslümanlığa aidiyeti Türklüğün temel taşı olarak belirlediği için azınlık ezilen bir statü olarak sadece gayrimüslimlere verilmiştir. Müslüman olup da Türk olmayanlar ise Türklüğe asimile edilebilir görülmüşlerdir. Bu asimilasyon başarılı olmuştur, bir tek istisna dışında: Kürtler.

Azınlık kötü bir sıfatmış gibi algılanıyor.


Evet, Türkiye’de azınlık olmak ezilmekle, ikinci sınıf vatandaşlıkla, bir aciz durumuyla eşanlamlı olduğundan sosyolojik olarak azınlık olan birçok grup, örneğin Kürtler ya da Aleviler, bu tanımı reddediyor.

Azınlık kavramının kirlenmiş olduğundan bahsediyorsunuz.


Evet, Türk ulus devletinin inşasında azınlık olarak nitelendirilen gruplara reva görülen muamele 20. yüzyıl boyunca o kadar sert oldu ki, artık hiçbir grup bu statüyü kabul etmiyor. Azınlık olmak, hukuksal ya da sosyolojik alelade bir statüyü değil, bir acz durumunu, bir ezilmişliği simgeliyor. Kürtler için durum daha da karmaşık. Ulusun tanımına uymayan gayrimüslim topluluklar önce yok edildi, kalanlar ise sayıca azlaştırıldı. 20. yüzyıl boyunca Balkanlar’dan, Kafkasya’dan ve Ortadoğu’dan Anadolu’ya akan Müslüman topluluklar için ise asimilasyon süreci layıkıyla işledi. Bu gruplardan kalan kimlik imleri ise tehlikesiz folklor öğesi haline geldi. Bugün Türkiye’de Laz deyince akıllara fıkralar ve hamsi, Boşnak deyince börek, Çerkez deyince tavuk, Kafkas deyince dans gelir. Halbuki bunların hepsi eşit derecede onurlu etnik gruplardı. Kürtler için ise bu üç basamaklı siyasa başarılı olmadı. Zira sayıca çoktular ve en önemlisi yerel bir halktılar. Kürtler yok edilemedi, asimile ve folklorize edilemediler. Kanımca bulunduğumuz durumda Kürtlere azınlık hakları tanınmalı ancak bunun ismi azınlık kavramının kirlenmişliğinden dolayı ‘azınlık hakları’ olmamalı.

Röportajin devami

 
Poster un commentaire

Publié par le février 5, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , ,

Ekümenik

Tarihi, Siyasi, Dini ve Hukuki Açıdan

Ekümenik Patrikhane

Derleyen

Cengiz Aktar

6. yüzyılda ekümenik sıfatı, Konstantinopolis Patriği’ne, Roma İmparatorluğu başkentinin episkoposu olduğu için verilmişti. Fethin ardından Fatih Sultan Mehmed, Bizans’tan Osmanlı’ya hiçbir değişime uğramadan devrolan tek meşru kurum olan Büyük Kilise’yi ihdas ederken, söz konusu makamın temsil ettiği evrenselliği siyasetine dahil etme niyetini ilan ediyordu. Doğu Roma’dan Cumhuriyet dönemine dek kesintisiz süren Patrikhane’nin dinî olduğu kadar siyasi yeri ve anlamı, Cumhuriyetçilerin dini devre dışı bırakan laik siyaset anlayışıyla sona erdi. Lozan Antlaşması’nda Patrikhane’nin ekümenik sıfatı ve bundan kaynaklanan ruhani yetkileri, münakaşa konusu yapılmadıkları ölçüde onaylandı. Ancak Patrik ve Patrikhane, siyaseten yeni ulus-devletin, dinen de laikliği dünyevi din mertebesinde telakki eden pozitivist tasavvurun, tıpkı hilafet gibi « öteki »si oldular. Lozan ile başlayan bu Patrik ve Patrikhane « takıntısı » günümüzde, İslâm’ın yaygın olduğu Türkiye’de Ortodoks Patrikhanesi’nin dinî sıfatının ne olmaması gerektiği konusunda abes bir tartışma halinde sürüyor. Ekümenik Patrikhane’de yer alan yazılar konunun tarihî, dinî, hukuki ve siyasi boyutlarını ele alırken, bilgi eksikliğini gidermeyi ve bilgi kirliliğini temizlemeyi amaçlıyor. Alexis Alexandris, Baskın Oran, Cem Sofuoğlu, Cengiz Aktar, Elçin Macar, Emre Öktem, Kürşat Demirci, Panteleimon Rodopoulos, Paraskevas Konortas ve Samim Akgönül’ün makaleleriyle..


 
Poster un commentaire

Publié par le mars 3, 2011 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :