RSS

Archives de Tag: azinlik

Uluslararası standartlar ışığında Türkiye’de azınlık meselesi

Uluslararası standartlar ışığında Türkiye’de azınlık meselesi

Capture d’écran 2015-06-13 à 08.48.56

 

Publicités
 
Poster un commentaire

Publié par le juin 13, 2015 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , ,

Alternatif Politika « Azınlık » özel sayısı

Alternatif Politika « Azınlık » özel sayısı

Capture d’écran 2015-06-13 à 06.29.59

 
Poster un commentaire

Publié par le juin 13, 2015 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , , , ,

Azınlık haklarını kaldırın!

Azınlık haklarını kaldırın!

Samim Akgönül

Taraf  05.03.2012

PROF. DR. SAMİM AKGÖNÜL * / Günümüzde, azınlık kavramının hukuktan ve de toplumsal algılamadan çıkarılma zamanı gelmiştir. Zira azınlık olmak azınlıklara zarar vermekte

Türkiye’de Yeni Anayasa yapımı ve demokratikleşme tartışmaları içinde azınlıkların durumu tekrar gündeme geldi. Patrik Bartholomeos’un Anayasa Alt Komisyonu üyelerinin önünde yaptığı konuşma ve birinci sınıf vatandaşlık ve eşitlik vurgusu bu konuyu daha da alevlendirmekte. Bu çerçevede, Türkiye’de yeni bir döneme geçişte Azınlık hakları kavramının, daha doğrusu Azınlık kavramının terk edilmesini öneriyorum. Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse böyle bir kavramın ters teptiğini, Türkiye’deki azınlıklara mensup birey ve kurumların haklarına zarar verdiğini düşünüyorum.

Neden bahsettiğimi anlatabilmek için önce bir kaç noktayı açığa kavuşturmak gerek.

1. Uluslararası Hukukta ve Siyasette 1990’ların başından beri “Azınlık hakları” üzerine yeni, yepyeni bir literatür oluştu. Bilindiği gibi ve kısaca ifade etmek gerekirse Azınlık hakları külliyatında üç başlıca dönemden söz edilebilir. Birinci dönem Milletler Cemiyeti himayesindeki kolektif haklar dönemidir ki bu çerçevede imzalanan anlaşmalar azınlıkları kendi statüleri içine hapsediyor gerekçesiyle çok eleştirilmiştir. Lozan Antlaşması da bu antlaşmalardan biridir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ikinci döneme girilmiş, BM dönemi denilebilen bu 50 yıllık dönemde tabiri caizse “Azınlık” kavramı uluslararası hukukun tamamen dışına bırakılmış, birkaç istisna dışında (örneğin 1976 tarihli Sivil ve Siyasi Haklar hakkındaki Uluslararası Sözleşmenin 27. Maddesi) hak ve özgürlükler konusu sadece bireylere odaklanmıştır.

Üçüncü dönem, 1990 sonrası Dünya’da azınlık konularının tekrar gündeme gelmesi ve hatta azınlıklarla ilgili savaşların patlak vermesiyle başlar. 1990’ların başında bu konuda birçok önemli gelişme kaydedilmiştir. Özellikle, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve AGİT çerçevesinde yapılan çalışmalar (örneğin Ulusal Azınlıklar Başkomiserliğinin tesis edilmesi, Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı, Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve sözleşmesi) Azınlık konusunda yeni bir yaklaşım yaratmıştır. Önceki iki dönemin bir sentezi olarak görülebilecek bu literatürde azınlıklar korunmakta, ancak azınlıklara ait kişilere bireysel haklar öngörülmektedir, Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse söz konusu haklar azınlık hakları değil, azınlıklara ait bireysel haklardır. Bireyler bu hakları ister kullanır ister kullanmazlar. Azınlıkların kolektif hakları yoktur. Zira kolektif hak bireyi azınlığın içine hapseder.

2. Gene azınlık hakları literatüründe iki farklı hak kategorisinden söz edilebilir. Bunlardan birincisi ve en genel olanı “Negatif haklar” olarak nitelendirilen, bir ülkedeki bütün vatandaşlar arasında eşitliği öngören kısacası ayrımcılığı yasaklayan haklardır. Bu hakların eşitliği somut olarak sağlayamadığı durumlarda belirli azınlık grubuna verilen “pozitif haklar” da vardır. Bu haklar hiçbir şekilde ayrıcalık olarak görülemez. Belirli bir durumda gene gerçek eşitliğe ulaşmak için öngörülen haklardır.

 Bu iki temel konuya kısaca değindikten sonra spesifik olarak Türkiye’deki “azınlık” ve “azınlık hakları” kavramlarına bakabiliriz. Kelimeler eş anlamlı kullanılsa da değişik bağlamlarda, değişik sosyal olgulara işaret ederler. Örneğin ABD bağlamında Minority kelimesi cinsel ve ırksal toplulukları ifade ederken, Fransa bağlamında aynı kelime (Minorité) göçmen asıllıları işaret eder. Türkiye’de ise azınlık deyince akla gayrimüslimler, daha doğrusu Rumlar, Ermeniler ve Museviler gelir. Bunun sebebi sık sık tekrarlandığı gibi Lozan antlaşması değil millet sisteminin, yani toplumun dinsel kategorilere bölünmesinin hem Türk ulusunun inşa sürecinde hem de 150 yıl sonra hâlâ günümüzde en etkin kriter olmasıdır. Diğer bir deyişle Türk Müslüman’dır ve Türk olmayan Müslümanlar Türklüğe dâhil edilebilir görünürken Gayrimüslimler ulusun ve dolayısıyla toplumun periferisine yerleştirilirler. Ezilmişlik, ikinci sınıf vatandaşlık, varoluş meşruiyetinden yoksun olmak anlamında AZINLIKTIRLAR.

İşin ilginç tarafı bu kadar ağza ve kaleme sakız edilen Lozan antlaşmasının “Azınlıkları koruma” bölümünün kimse tarafından bilinmemesi, bilinse de bilinmiyormuş gibi yapılmasıdır. Bu anlamda Lozan antlaşması malûm bir sırdır. Aslında kamuoyuna tekar tekrar yalan söylenerek yutturulmaya çalışıldığının aksine bu antlaşmanın söz konusu bölümü Rumlardan, Ermenilerden ya da Musevilerden, hele hele Patrikhaneden hiç bahsetmez. 37’den 44’e kadar olan maddeleri bu ülkede yaşayan herkesi, bu ülkenin vatandaşlarını, bu ülkede anadili Türkçe olmayanları ve Müslüman olmayanları zikreder. Bu maddelerin ana amacı yurttaşlar arasında eşitlik teşkil edebilmektir. Hiçbir ayrıcalık getirmez. Maddelerin hemen hemen hepsi yukarıda negatif haklar olarak tanımlanan haklara dairdir. Pozitif hak olarak nitelendirilebilecek tek kısım 41. Maddenin 2. Fıkrasıdır: Bu fıkraya göre “Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının önemli bir oranda bulundukları il ve ilçelerde, söz konusu azınlıklar, Devlet bütçesi, belediye bütçesi ya da öteki bütçelerce, eğitim, din ya da hayır işlerine genel gelirlerden sağlanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrılmasına hak gözetirliğe uygun ölçülerde katılacaklardır.” Görüldüğü gibi bu fıkra bile tam bir pozitif hak sayılamaz zira Devlet herkesten vergi aldığı halde, Müslüman olanlar için para harcamaktadır, doğal olarak eşitlik ilkesi çerçevesinde Müslüman olmayan yurttaşlar için de harcamalıdır. Kaldı ki, söylemeye gerek yok, bu fıkra hiçbir zaman uygulanmamıştır.

Sonuçta Lozan’ın “Azınlıkların korunması” bölümü baştan sona ihlal edildiği gibi, bu bölüm sırf Gayrimüslimlerin azınlık statüsünde algılanmalarına yol açtığı için adı geçen grupların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmelerine de yol açmıştır.

Günümüzde, kanımca azınlık kavramının hem hukuktan hem de toplumsal algılamadan çıkarılma zamanı gelmiştir. Zira azınlık olmak azınlıklara zarar vermektedir. Başka hukuki ve toplumsal bağlamlarda azınlıkların eşit vatandaş olmalarını sağlayan azınlık kavramı, son derece kirlenmiş olduğu Türkiye’de bu görevini yerine getirememektedir.

Yüzde yüz eşitlik, anayasal vatandaşlık, Kamu harcamalarının adil dağılımı, Devletin bütün inançlara ve inançsızlığa eşit mesafede durması, Devlet’in bütün dillerin kullanımı ve aktarımının önündeki engelleri kaldırmaktan da öte, bunu hukuki düzenlemeler ve finansal yardımlarla cesaretlendirmesi, her grubun kolektif menkul ve gayrımenkul değerlerini temsil eden vakıfların eşit düzeyde muamele görmesi (yani “cemaat vakıfları” statüsünün lağvedilmesi), kanımca Türkiye’de var olan tanınmış (Gayrimüslim) ve sosyolojik (Aleviler, Kürtler, Lazlar…) bütün azınlıkların kendilerini evlerinde ve eşit hissetmelerine vesile olacaktır. Kısaca söylemek gerekirse Türkiye’de azınlıkların korunabilmeleri için, korunmaya ihtiyaç duymamaları ve dolayısıyla azınlık olmamaları gerekir. Artık Millet sistemini terk etmenin zamanı gelmiştir.

 Kaynak : http://taraf.com.tr/haber/azinlik-haklarini-kaldirin.htm

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 5, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , , ,

‘Önümüzde uzun bir yol var’

‘Önümüzde uzun bir yol var’

Radikal, 03/02/2012

Ipek Izci

Samim Akgönül: ‘Türkiye gibi sert tekil kimlik üzerine inşa edilmiş ulus devletlerde azınlıkların tehdit olarak algılanması devam ediyor. Bu azınlıkların sessiz olmaları amaçlanıyor’

 

Fotoğraf: OZAN GÜZELCE/MİLLİYET

Strasbourg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Samim Akgönül’ün 15 yıldır ‘azınlık’ konusu üzerinde yaptığı çalışmalardan yeni kitabı ‘Azınlık: Türk Bağlamında Azınlık Kavramına Çapraz Bakışlar’ doğdu. Akgönül, “Türk ulus devletinin inşasında azınlık olarak nitelendirilen gruplara reva görülen muamele 20. yüzyıl boyunca o kadar sert oldu ki, artık hiçbir grup bu statüyü kabul etmiyor” diyor…

Kitabınızda her yönüyle azınlık kavramını inceliyorsunuz. Türklere göre azınlık kimdir?

Hem devlette hem de kamuoyu algılamasında ‘azınlık’ gayrimüslimdir. İşin ilginç tarafı, 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı toplumsal sisteminde ‘azınlıklar’dan bahsetmek zor. Milletler önce dinsel aidiyet üzerinden belirlenmiş, daha sonra 19. yüzyılda buna ulusal aidiyetler de katılmış. Ancak 20. yüzyılda Türk ulusu, Müslümanlığa aidiyeti Türklüğün temel taşı olarak belirlediği için azınlık ezilen bir statü olarak sadece gayrimüslimlere verilmiştir. Müslüman olup da Türk olmayanlar ise Türklüğe asimile edilebilir görülmüşlerdir. Bu asimilasyon başarılı olmuştur, bir tek istisna dışında: Kürtler.

Azınlık kötü bir sıfatmış gibi algılanıyor.


Evet, Türkiye’de azınlık olmak ezilmekle, ikinci sınıf vatandaşlıkla, bir aciz durumuyla eşanlamlı olduğundan sosyolojik olarak azınlık olan birçok grup, örneğin Kürtler ya da Aleviler, bu tanımı reddediyor.

Azınlık kavramının kirlenmiş olduğundan bahsediyorsunuz.


Evet, Türk ulus devletinin inşasında azınlık olarak nitelendirilen gruplara reva görülen muamele 20. yüzyıl boyunca o kadar sert oldu ki, artık hiçbir grup bu statüyü kabul etmiyor. Azınlık olmak, hukuksal ya da sosyolojik alelade bir statüyü değil, bir acz durumunu, bir ezilmişliği simgeliyor. Kürtler için durum daha da karmaşık. Ulusun tanımına uymayan gayrimüslim topluluklar önce yok edildi, kalanlar ise sayıca azlaştırıldı. 20. yüzyıl boyunca Balkanlar’dan, Kafkasya’dan ve Ortadoğu’dan Anadolu’ya akan Müslüman topluluklar için ise asimilasyon süreci layıkıyla işledi. Bu gruplardan kalan kimlik imleri ise tehlikesiz folklor öğesi haline geldi. Bugün Türkiye’de Laz deyince akıllara fıkralar ve hamsi, Boşnak deyince börek, Çerkez deyince tavuk, Kafkas deyince dans gelir. Halbuki bunların hepsi eşit derecede onurlu etnik gruplardı. Kürtler için ise bu üç basamaklı siyasa başarılı olmadı. Zira sayıca çoktular ve en önemlisi yerel bir halktılar. Kürtler yok edilemedi, asimile ve folklorize edilemediler. Kanımca bulunduğumuz durumda Kürtlere azınlık hakları tanınmalı ancak bunun ismi azınlık kavramının kirlenmişliğinden dolayı ‘azınlık hakları’ olmamalı.

Röportajin devami

 
Poster un commentaire

Publié par le février 5, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , ,

İstanbul’da ‘Azınlık’ konulu yuvarlak masa toplantısı

İstanbul’da ‘Azınlık’ konulu yuvarlak masa toplantısı

Prof. Dr. Samim Akgönül yeni çıkan kitabı ‘Azınlık’ için düzenlenen tanıtım toplantısında öğrenciler ve ünlü akademisyenlerle bir araya geldi.

turkishgreeknews

Emre Metin Bilginer

Strasbourg Üniversitesi öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Samim Akgönül’ün ‘Azınlık : Türk bağlamında azınlık kavramına çapraz bakışlar’ isimli kitabı kısa bir süre evvel piyasaya sürüldü. Türkiye’de yapılmış nadir karşılaştırmalı azınlık çalışmalarından biri olan bu eserin tanıtımı için Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) çok hoş ve yararlı bir yuvarlak masa toplantısı düzenledi. Samim Akgönül’ün yanısıra Bahçeşehir Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Cengiz Aktar, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doç Dr. İlay Örs Romain ve Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu da konuşmacı olarak katıldılar. İnteraktif bir şekilde gerçekleşen bu etkinlikte azınlık konusuyla ilgilenen birçok öğrenci ve akademisyen de Samim Akgönül’e kitap ve azınlıklar konusuyla ilgili sorular sorup fikirlerini belirtme şansı buldular.

Yazinin devami

 
Poster un commentaire

Publié par le janvier 12, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , , ,

Salom

Maya takvimine göre

Tilda LEVI

Şalom, 28/12/1911

« Kimse azınlık olmak istemiyor.” 20 Aralık 2011 tarihli Milliyet Cadde’de böyle çarpıcı bir başlığa rastladım.. Strasbourg Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Samim Akgönül‘Azınlık’ adlı bir kitap yayınladı. Söyleşiyi gerçekleştiren Neşe Mesutoğlu. Akgönül, “Kanımca azınlıkların İstanbul’un İstanbul olmasına yaptığı katkı baş tacı edilmeli” diyor. Bugüne dek, konuyla ilgili çok yayın okudum, ama bu denli açık ve net ifadelere hiçbir yerde rastlamadım. Kitabı henüz edinmedim. Ancak ilgilenenler için, kitap ‘bgst Yayınları’ndan çıktı. Bu çok seviyeli söyleşiyi paylaşmak istiyorsanız, Milliyet Cadde arşivine girin.

Söyleşide, Soli Özel’in de çok kültürlülük hakkında görüşlerine yer verilmiş. Gerçekten ilginç. Zira konu nostaljiden çıkıp günümüze uyarlanabilirliği ile ilgili doğrular peşinde.

Gazetedeki resme baktığımda Akgönül, hayli genç bir öğretim üyesi. Merakımı gidermek için Google’a girdiğimde  hoş bir sürprizle karşılaştım. Güncel Hukuk Dergisi’nde gazetemiz yazarlarından Av. Rita Ender ile ortak yazılmış makalelerine rastladım.

Devami : http://www.salom.com.tr/news/detail/22281-Maya-takvimine-gore.aspx

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 29, 2011 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , , ,

Istanbul Politikalar Merkezi Kitap Tanıtımı : AZINLIK

İstanbul Politikalar Merkezi Kitap Tanıtımı:

Azınlık: Türk Bağlamında Azınlık Kavramına Çapraz Bakışlar

9 Ocak 2012

Pazartesi 17:30

Sabancı Üniversitesi Karaköy İletişim Merkezi

Türkiye’de toplumsal vicdanın gelişmemişliğinin en önemli göstergelerinden biri ana akımın azınlıklara yaklaşımıdır. Son yıllarda azınlıkların karşı karşıya kaldığı sorunların çözümüne yönelik bazı adımlar atıldıysa da, bu açılımlar yetersiz kalmıştır. Bir yandan 1970’li yıllarda devlet tarafından el konulan vakıflara ait malların geri iadesinde önemli mesafeler katedilirken; diğer yandan, azınlık karşıtı milliyetçi söylemin arttığı görülmektedir. Keza, ülkemizde azınlıklar konusunda bir farkındalık henüz oluşmamıtır ve vahim bir bilgisizlik hakimdir.

Strasbourg Üniversitesi öğretim üyesi Samim Akgönül’ün Azınlık: Türk Bağlamında Azınlık Kavramına Çapraz Bakışlar (Bgst Yayınları, 2011) çalışması, bu bilgisizliğin giderilmesi, duyarsızlığın önlenmesi yönünden büyük önem taşıyor. Azınlıklar konusunda birçok kitap ve makaleye imza atmış olan Akgönül, yeni kitabında “azınlık” sözcüğünün kavramsal tanımını yaparken, Türkiye’de bunun nasıl “kirlenmiş” bir olgu babında algılandığını gösteriyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin gayrimüslimlerini, Yunanistan’daki Müslüman Türkleri, Fransa’nın Türkiyelilerini din açısından ele alan Azınlık Türkiye’de bu alanda yapılmış, eşine az rastlanan bir karşılaştırmalı incelemedir.

İstanbul Politikalar Merkezi, 9 Ocak 2012 Pazartesi günü düzenleyeceği kitap etkinliğinde Azınlık’ı ele alacak ve yazar Samim Akgönül’ü konuk edecektir. İPM Kıdemli Araştırmacısı ve Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Ayşe Kadıoğlu’nun moderatörlüğünü yapacağı yuvarlak masa toplantısında yazar Samim Akgönül, Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Cengiz Aktar ve Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi İlay Örs’ün katılımıyla kitabın içeriğini oluşturan konular tartışılacak; Akgönül, katılımcıların sorularını yanıtlayacaktır.

Sabancı Üniversitesi Karaköy İletişim Merkezi’nde (Bankalar Caddesi, Minerva Han No. 2, 4. Kat, Karaköy İstanbul) yapılacak etkinlik 17:30’da başlayacaktır. Etkinliğin dili Türkçedir.

Bu anlamlı toplantıda sizi de aramızda görmekten mutlu oluruz.

LCV’ler için: Özgül Kızıldağ (kizildag@sabanciuniv.edu, 2164839116)

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 22, 2011 dans Manifestations scientifiques, News

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :