RSS

“Sizi korumaya alan, bir gün korumaya almamaya karar verebilir”

02 Juin

“Sizi korumaya alan, bir gün korumaya almamaya karar verebilir”

Samim Akgönül ve Pınar Kılavuz Ekerbiçer

Salom, 01.06.2016

salom

Yakında piyasalarda olacak Savaş Çoban editörlüğünde hazırlanan ‘Muhalefet ve Medya’ kitabı için tez öğrenciniz Süheyla Yıldız ile birlikte ‘Muhalif Medya, Azınlık Gruplar ve Kimlik Haberciliği’ isimli bir makale yazdınız. Bu çalışma için nasıl bir metodoloji belirlediniz?

Birincisi bu bir hissimdi, ‘sosyolog hissi’ diyebilirim. Azınlıkların kendilerini ifade şekillerini ben üçe ayırıyorum. Bu üçe ayırdığım şekliyle bakmaya çalıştım olaya. Birincisine, ‘Pasif ifade’ diyorum. ‘Pasif ifade’, azınlık bireylerinin, yani bir çoğunluğun içerisinde herhangi bir şekilde farklı olan bir grubun kendisini doğal hayatta ifadesi. Dili kullanma, isim verme, yer isimleri gibi. Eğer bu ‘pasif ifade’ye bir tepki gelmezse, pasif ifade ‘pasif ifade’ olarak kalıyor ve azınlık da aslında sosyolojik olarak azınlık statüsünden de çıkıyor. Azınlık statüsünün en önemli kriteri baskı görmek. Eğer pasif ifade herhangi bir tepkiyle karşılaşmazsa, bu normalleşmiş demektir, içselleştirilmiş demektir, meşrulaşmış demektir ve eğer bir grup meşrulaşmışsa artık azınlık değildir. Fakat eğer buna bir tepki gelirse, çoğunluktan bir tepki gelirse – örneğin isim dayatmaları olursa, dil yasaklanırsa – bu sefer azınlık aktif, etkin bir ifade kullanıyor; tam aksine dilini savunmaya başlıyor, görünümünü savunmaya başlıyor, özellikle isimleri kullanıyor, toplumsal çerçevede kendini göstermeye çalışıyor. Türkiye toplumu gibi henüz ‘yetişkin’ olmamış toplumlarda, bu etkin, aktif ifadeye de bir itiraz var. Hem devletten bir tepki var, hem ulusalcı, milliyetçi çevrelerden… Bu tip durumlarda azınlıkların ifadesi de reaktif oluyor, artık bu bir tepkisel hal alıyor. Her şey daha da çok bileniyor, her şey bir sembol haline geliyor; isim sembol haline geliyor, bir dilin kullanılması sembol haline geliyor ve uğruna savaş verilen bir şey haline geliyor. Bu üç kavramın çerçevesinde de Türkiye’de azınlık meselelerinde nasıl bir ifade, nasıl bir ‘kimliklenme’ dinamiği içerisinde olduğuna bakmaya çalıştık. Süheyla, Agos ve Şalom gazetelerini aldı, ben daha çok teorik çerçeveyi çizdim. Türkiye’deki Ermeni ve Yahudi azınlığının birçok benzerlikleri ve birçok farkları var. Bu iki tarafın farklılık ve benzerliklerini söylemlerden analiz etmeye çalıştık. Bence fena bir yazı da olmadı, bakalım çıktığı zaman kitabın içinde nasıl olacak?

Makalenin, Galatasaray Üniversitesinde gerçekleşen tanıtım toplantısını nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsanlar bu konuyla ilgili miydi?

Evet, insanlar ilgili. Bunun iki sebebi var: Birincisi, Türkiye’de, özellikle İstanbul’da yani metropolde, 1990’ların ikinci yarısından itibaren Müslüman olmayan gruplar tekrar keşfedildiler. Yoktular, birden keşfedildiler. Bunun birçok sebebi olabilir; 90 sonrası Soğuk Savaş’ın bitmesi, kimliklerin canlanması gibi. Fakat kanımca bunun çok ‘sinik’ bir sebebi var. Türkiye’de, İstanbul’da burjuvazinin, 90’ların ikinci yarısından itibaren yeni bir ötekiyle karşılaşmış olması. Yani meşrulaşmamış bir ötekilik, o da Kürt ötekiliği. Eğer azınlıklarla ilgili literatürün kronolojisine bakarsanız aynı anda başka bir kronoloji daha var. “İstanbul büyük bir köy oldu, İstanbul’da yaşamasını bilmiyorlar, köyden geldiler” söylemleri var. Ve yeni gayrimeşru başkalık; eskiden gayrimeşru olan başkalığı birden meşrulaştırdı. Aynı anda başka bir literatür başladı: “Gökkuşağının kaybolan renkleri, Beyoğlu’na kravatsız giremezdik, ah Rumlar, ah Ermeniler, ah Museviler, ne güzeldi bütün bunlar şimdi ne hale geldik” denmeye başlandı. Bu aslında yeni Kürt başkalığını gayri meşrulaştırmak içindi. Eskiden aynı insanların babaları Yahudilere, Rumlara ve Ermenilere de karşıydı. Çok yüzeysel bir söylem başladı. Bu bir folklor söylemi. Aslında bir de burada sayı meselesi de var. Türkiye’de artık Müslüman olmayanlar tehlike arz edemeyecek kadar azaldı!

Bu ilginin bir başka nedeni ise, son 10-15 senedir, Agos’un verdiği rüzgârla beraber, Türkiye’de Müslüman olmayan azınlıklara ait gençlerin, bireylerin de konuşmaya başlamış olması. Hak talep etmeye başladılar, kendilerini göstermeye başladılar, yukarıda değindiğim tepkisel ifadeyi kullanmaya başladılar. Hrant Dink’in öldürülmesi gerçek bir kırılma noktası oldu. Tabii ki Agos’un kendi söylemi var, fakat Dink’in görünür olması ve arkasında başka bir, azınlık dışı bir toplumun lokomotifi haline gelmesi azınlık bireylerine bir cesaret verdi. Bu yüzden de bir ilgi oldu.

Fakat ben bu ilgide sağlıksız bazı şeyler de görüyorum. Geçtiğimiz senelerde Taraf Gazetesinde ‘Azınlık Haklarını Kaldırın’ diye bir yazı yazmıştım (05 Mart 2012, Taraf). Bence şu anda tekrar azınlıkları azınlıklaştırma sürecindeyiz. Yani azınlığa ait olan bireyleri, birey, vatandaş, yurttaş, herhangi biri olarak değil, bir azınlığın parçası olarak görüyoruz. Yani kimliklenmek böyle bir şey. İnsanlar kimliklenirken, kimliklerini öne çıkartırlar, kişiliklerini değil. Çok değerli bir arkadaşım var, Türkiye’nin önemli felsefecilerindendir, Besim Dellaloğlu… Galiba ‘Romantik Muamma’ kitabında yazıyor, “Kimlik, kişiliğe rağmen inşa edilen bir şeydir.” Doğru ama kişilik de kimliğe rağmen inşa edilen bir şeydir. Yani kimliğinden özgürleşip ‘ben’ olabilmek, birey olabilmektir. Şu anda bu birey olabilme periyodunun gerisine düştük gibi geliyor bana. Yani her şeyimiz artık bir kimlik enflasyonu içerisinde. Her tanıştığımız insanın ait olduğunu düşündüğümüz gruba göre değerlendirme içerisindeyiz. Bu kimliklenme bir taraftan paradoksal olarak iyi bir şey, diğer taraftan da insanların bireyselleşmelerine engel olan bir şey. Muhalif basın ne demek? Kime muhalif? Acaba Şalom gazetesi, Yahudi cemaatinin liderlerine, örneğin Hahambaşılığa muhalefet yapıyor mu? Kendi içerisinde bir muhalefet yapıyor mu? Agos gazetesinde dahi, Ermeni Patrikhanesine ya da Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine bir muhalefet var mı? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Yahudilerin hepsi aynı mı? Yok mu bu insanların solcusu, sağcısı, genci, yaşlısı, iyisi, kötüsü? Azınlığa ait bireyler herhangi bir toplumda kötü olma hakkını kazandıkları zaman azınlık olmaktan çıkarlar. Ne demek kötü olma hakkı? Kötü olmak demek bireyin yarattığı bir durum. Kötü olabiliyorsan ve kötü olurken de “Bu Yahudi o yüzden kötü” denmiyorsa bireyselleşme olur. Türkiye’de hâlâ ‘millet’ sistemi taş gibi ayakta, bu sistemin algılamaları taş gibi ayakta ve iktidarla ve çoğunlukla ilişkilerde hâlâ bir cemaat, bir grup, bir azınlık olarak hak aranmakta. Bireyselleşmek çok zor. O yüzden de bu son süreci çok iyi bir süreç olarak görüyorum. Aynı zamanda paradoksal olarak da biraz tehlikeli bir süreç olarak görüyorum. Çünkü yurttaş olmanın, birey ve vatandaş olmanın önünde bir engel olarak görüyorum. Cemaatlerin kimliklerinin bu kadar altının çizilmesini, bu kadar göze sokulmasını bir tehlike olarak görüyorum. Bu alt çizmeyi aslında İslamcı hükümet yapıyor, çünkü İslamcı hükümet, İslamist bir bakış açısıyla tabii ki bir zimmi, koruma altına alınmış misafirler olarak bakıyor azınlıklara. Ama işin ilginç tarafı böyle davranırken de bir takım şeyler de veriyor. Vakıfların mallarının kısmen iade edilmesi, Edirne Sinagogunun açılması vs. Böyle olunca da elbette azınlıkların ileri gelenlerince bu iyi bir şey olarak kabul ediliyor; bu hatalı bir şey. Bunlar tabii ki çok iyi şeyler, yanlış anlaşılmak istemiyorum. Bunu yaparken aslında bu söylemi, ‘koruma altında olma’ söylemini pekiştiriyorlar. Bu bir tuzak, İslamcıların kurduğu bir tuzak: “Biz sizi dinsel olarak ele alalım, dinsel olarak sizi korumaya alalım” diyorlar, ama şunu unutmamak lazım, sizi korumaya alan bir gün korumaya almamaya karar verebilir.

YAZININ TÜMÜ

 
Poster un commentaire

Publié par le juin 2, 2016 dans Media

 

Étiquettes : , , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :