RSS

IŞİD ‘öfkeli çocuklar’ mi ?

22 Nov

IŞİD ‘öfkeli çocuklar’ mi ?

Samim Akgönül

Birgün, 22.11.2015

Can Uğur röportajı

 

Paris Katliamının üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti. Avrupa tarihinde görülen en büyük katliamlardan bir tanesi olan saldırıyı radikal İslamcı örgüt IŞİD üstlendi. IŞİD bu saldırısı ile birlikte Ankara, Suruç ve Beyrut’tan sonra kısa süre zarfında büyük katliamlarına bir tanesini daha ekledi. Yaşanan bu olayın Avrupa’da ve dünyada ciddi bir etki yaratacağı herkesin ortak görüşü. Tartışılan nokta ise ortaya çıkacak tablonun nasıl olacağı. IŞİD başta olmak üzere radikal İslamcı silahlı grupların Suriye ve Ortadoğu ülkelerinde Avrupalı devletler tarafından üzeri kapalı biçimde de olsa desteklendiği biliniyor. Türkiye’nin ise bu denklemde başından itibaren yer aldığı ve IŞİD’in büyümesinde ciddi biçimde pay sahibi olduğu birçok kesim tarafından dile getiriliyor. Eldeki veriler böyleyken bundan sonra nasıl bir hareketliliğin yaşanacağını ve saldırı sonrasında birkez daha gündeme gelen İslamcılığa karşı laikliğin önemini siyasal İslam üzerine analizleri ile bilinen Strasbourg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Samim Akgönül’le konuştuk.

saldiri-yasam-tarzinaydi-90169-5

Paris saldırısının yaşam tarzına dönük bir saldırı olduğunu söylüyorsunuz. Bunu detaylandırır mısınız?
Evet öyle diyorum ancak aşırı basitleştirme tuzağına da düşülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Batı’da ne zaman böyle bir saldırı olsa “Medeniyet çatışması” safsatası gündeme geliyor ve Batı’daki radikal milliyetçiler kadar radikal Müslümanlar da buradan besleniyorlar. Hatta daha da ileri gidebilirim. Medeniyetler çatışması teorisi herkesin işine geliyor ve Müslümanların çoğunlukta olduğu coğrafyalarda da gayet güzel bir şekilde içselleştiriliyor. Söylemek istediğim birkaç boyutlu.

Birincisi bu saldırılar, son 25 senede yaşanan şiddet ortamının şeklini iyice belli etti. Bu şiddet bir taraftan Batılı devletlerin bir buçuk yüzyıldır bitmeyen “Şark sorunu” çerçevesinde Ortadoğu’daki şiddeti körüklemesi, alet olması, göz yumması diğer taraftan da Batı’da yaşayan ama kendini Müslümanlık çerçevesinin dışında konumlandır(a)mayanların içinde yaşadıkları topluma karşı hınç dışında fazla bir şey hissetmemeleri. Ancak, söz konusu saldırılar ne emperyalizmin sembolleşmiş yerlerine, ne Suriye’de ya da Filistin’de suç ortaklığı yaptığı düşünülen Devlet’in kurumlarına ne de çifte standartla suçlanan Uluslararası kurumlara yapıldı. Saldırıların hedefi insanlardı. Ve bu insanların yaşayış şekilleri gayrimeşru algılanıp cinayetler meşrulaştırıldı. Kendine “İslam Devleti” denen örgütün üstlenme yazısı bunu gayet açıkça ifade ediyordu. Maç seyredenler haçlı olmakla, konser dinleyenler putperestlikle, kafede oturanlar fuhuşla suçlanıp cezayı hakettikleri belirtildi. Bu açıdan bakıldığında artık Müslümanlığı öne süren şiddetin hedefi Batılı devletler değil, Batılılar ve onlar gibi yaşayanlar.

İkincisi, bu şiddeti uygulayanların bir kısmının homegrown insanlar. Yani göçmen ya da mülteci değil. İçinde yaşadıkları, doğup büyüdükleri toplumları insanlığın çeperine koyabilmiş ve ölmeyi ve öldürmeyi içselleştirebilmiş insanlar. Burada bir paradoks da var. Saldırıların yapıldığı bölgedeki insanlar aslında Müslümanlara en iyi gözle bakan, çok kültürcü, eğitimli ve Fransa’daki sağın göçmen kökenlilere karşı söylemini reddeden insanlar. Zaten ölenler arasında bir sürü “Müslüman” var. Onları soğukkanlılıkla öldürenler elbette Ortadoğu’dan besleniyorlar ama kanımca bu nefret o kadar büyük ve irrasyonel ki Suriye ya da Filistin olmasaydı da nefret edecek ve hatta öldürecek bahaneyi bulurlardı. Bu saldırıları sadece “Batıdaki ezilmişlikle” açıklamak ne kadar yanlışsa, sadece “emperyalist politikalarla” açıklamak da yanlış. İç içe geçmiş bir durum var ortada.

Üçüncüsü bu saldırıların yarattığı tepkiyi iyi ölçmek gerekiyor. Bakmayın Türkiye’deki “oh olsun”culara. Türkiye toplumu çoktan beri basitçe beraber sevinmeyi, herhangi birinin ölümüne beraber ve samimiyetle üzülmeyi kaybetmiş bir toplum. Charlie Hebdo saldırısında Fransa’da yaşayan Müslümanların bir kısmında da “ama hakkettiler” söylemi vardı. Bu sefer Türkiye kökenli Müslümanlar dışında bu yok. Müslümanlar da bu saldırıları meşru gösterecek bir söylem geliştir(e)miyorlar şimdilik ve içten bir şekilde, Fransız toplumunun bir parçası olarak acıyı paylaşıyorlar. Strasburg’da toplanan 5000 kişinin arasında önemli bir kesim Müslümanlığa ait olduğu düşünülen kişilerdi. Bu açıdan bakıldığında, saldırganlar yaşam tarzına saldırdılar evet ama bu yaşam tarzı Müslüman olarak algılanan büyük bir kitle tarafından paylaşılıyor ve savunuluyor en azından rahatsızlık vermiyor. Diğer bir deyişle ortada bir medeniyet çatışması yok.

RÖPORTAJIN DEVAMI

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 22, 2015 dans Media, News

 

Étiquettes : , , , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :