RSS

Kış Uykum

09 Août

Kış Uykum

Samim Akgönül

 Fotoğraf4650

 

Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği ve Ebru Ceylan ile senaryosunu yazdığı Kış Uykusu filmini sonunda seyredebildim. Birkaç kişisel not. Ama sadece filmi seyretmiş olanlar için :

  1. İsim meselesi :

Filmin isminin çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Aydın, tam bir kış uykusuna yatmış ayı. Bu uzun uykudan uyanmasını da arabasının camına atılan bir taş başlatacak. 3 saat 16 dakika boyunca bu yavaş, sancılı, tekrar uyuklamalı uyanışı izliyoruz. Sonunda uyanıp uyanmadığı tartışılır. Şahsi kanaatim tekrar bu tatlı uykuya daldığıdır. Bu konuya geri döneceğim. Buradaki kış uykusunun elbette Kapadokya’nın (iyi bildiğim) kışıyla ilgisi yok. O yüzden filmin isminin İngilizce ve Fransızca çevirisinin yerinde olmadığını düşünüyorum. Winter Sleep, Sommeil d’Hiver yerine “Hibernation” demek daha doğru olurdu. Gerçi İngilizce’de Winter Sleep Hibernation yerine de kullanılıyor zaman zaman ama Fransızca’da değil.

Bu isim meselesinin toponimik ve androponimik bir yönü daha var. James Joyce’un Dublinlilerindeki “Eveline” karakterini okuduğumdan beri kurgu eserlerdeki kurgu karakterlerin isimlerinin “tesadüfen” konulmadığını biliyorum (Eveline – Eve Line – Havva’nın Yolu). Aslında hiçbir isim tesadüf değil, hiçbir isim masum değil. Kendi isimlerimiz dahil.

Filmdeki tek toponimi “Garipköy”. Geçiniz. Mesaj fazla bâriz.

 Karakter isimlerinden en azından ikisinin tesadüfen seçilmediğini düşünüyorum. Belki de diğerleri de tesadüfen seçilmemişlerdir ama zorlama yapmak istemem (zorlama yapma hakkımı başka bir konuya saklıyorum). Birinci mesajlı isim elbette Aydın, hepimiz anladık. Fazla söze hacet yok.

İkinci zekice seçilmiş isim kanımca “İlyas” . İlyas filmde kış uykusuna yatmış yaralı bir hayvana gönderilen melek, bir peygamber. Profit Elias, Elijah, Hızır… (Hıdırellez). İlyas karakteri, taşı atarak, ölüm uykusuna yatmış ayıyı uyandırıyor, silkelenmesini sağlıyor. Kurtarıcıdır.

  1. Özdeşleşme meselesi

Filmi seyrederken, 206 dakika boyunca (on dakika ara dahil. Bence bu film için ara vermek büyük hata) ve daha sonra (şimdi bile) kendimi Aydın ile özdeşleştirdim. “Neden” diye düşünüyorum zira filmde çok daha girift çok daha heyecan verici kadın ve erkek karakterler var. Aydın sonuçta pek çiğ bir arkadaş. Kendimi Aydın’la özdeşleştirmemin kanımca bir açık bir de kapalı sebebi var.

 Açık sebep … çok açık. Ben de kendimi bu “herbokolog” aydınlardan sayıyorum. Aydıngiller sülalesinin herhalde muteber fertlerinden biriyim. “Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne”cilerden. Ben de (bazen) çok “ortadan”, risk almadan yazdığımı düşünüyorum. Ben de her yazdığımda gelecek eleştirileri hesap edip önlem alarak yazdığımı zaman zaman hissediyorum. Aynen şu anda yaptığım gibi.

 Ama kanımca bu özdeşleştirmenin gizli bir nedeni daha var. Filmdeki Aydın karakteri bu filmi seyretseydi, aynı şu anda benim yaptığım şeyi yapardı. Öncelikle kendini filmin merkezindeki karakterle özdeşleştirirdi. Çeperdeki karakterler çok daha derin olsalar bile sırf çeperde kaldıklarından onlara pek yüz vermezdi. O da filmin eleştirisini yazar (Ulan el aleme ne senin film hakkında ne düşündüğünden? Kaldı ki kim okuyacak?), çok entelektüel ve derin şeyler yazdığını düşünürken aslında dümmmmmmdüz şeyler söylerdi. Derin görünümlü sığlık? Doğan görünümlü Şahin. Profesörden. Temiz.

 Ya da da belki de tersini yapardı. Kendiyle yüzleşemediğinden bu konuda hiç düşünmezdi bile (kendimi kurtarma çabası). Ya da belki de tersinin tersini yapardı. Aynen filmin sonundaki mektupta yaptığı gibi kendiyle yüzleşiyormuş gibi yapıp, yoluna devam ederdi (kurtaramadım).

  1. Diyalektik meselesi.

Senaryonun Aydın çevresinde, Aydın’a yönelik zıtlıklar üzerine kurulduğunu düşünüyorum. Her karakterin Aydın’a farklı sebeplerden zıt olma halleri var. (zorlama hakkımı kullanıyorum). Necla (ablası) kendin sorgulayabildiği için zıt. Nihal (karısı) dürüst olabildiği için. İsmail (sarhoş) risk alabildiği için. İlyas (çocuk) kendini tehlikeye atabildiği için. Levent (öğretmen) 15 yıl sustuğu için. İsimsiz gezgin basıp gidebildiği için…

Kanımca filmde Aydın’a zıt olmayan tek karakter Hamdi (imam). Devamlı vaaz veriyor, devamlı rol yapıyor. İlk intibanın aksine Hamdi Aydın’ın aynısı, aynası. O da Aydın gibi her anında rol yapıyor. O da Aydın gibi buram buram kokuyor.

  1. Final meselesi

Finalde (dikkat, filmi görmeyenler okumasın) ilginç bir şey oluyor. Fransızlar bu tip finallere “la chute” derler yani “düşüş”.   Sihirbazlar “prestij” diyorlar, yani son numara, asıl numara, asıl illüzyon. Bu son isim düşünceme tıpatıp uymakta. Filmin sonunda, kısaca, Aydın karısına bir mektup yazıyor, af diliyor, özeleştiri yapıyor kalmasını istiyor ve en sonda uzun zamandır yazmayı düşündüğü ama yapamadığı “Türk Tiyatro Tarihi” kitabına başlıyor.

Bu “düşüş”ü iki şekilde okumak mümkün.

Aydın kış uykusundan uyanışını tamamladı. “Uyandı”. Kendiyle ve çiğliği ile yüzleşti ve hayatında yeni bir sayfa açtı.

Ya da, ki benim de düşüncem budur, tam tersi. Yazdığı mektup o kadar çiğ, o kadar klişelerle dolu o kadar her zaman verdiği vaazlara yakın ki, Aydın kendinden memnun, yüzünde her zamanki müstehzi gülümseme, hiçbir şey olmamış gibi tekrar uykusuna daldı. Yazdığı kitap da o kendini beğenmiş başlıktan ileri gitmeyecek.

Filmdeki bir replik gibi, yaşlandıkça kusurlarımız kemikleşiyor, keskinleşiyor, değişmek imkansız hale geliyor. Kötümser bir algılama. İtiraf ediyorum. Ama benim “aydın” kafamda böyle olduğu çok net.

  1. Sonuç

Bu film benim gibi aydıngillerin arabalarının camına atılan koca bir taş. Kimimizin camı kalın, Aydın’ın arabasının camı gibi sadece çatlıyor. Kırılmıyor. Bizi sıçratıyor, uykudan kafamızı hafifçe kaldırıyor, korkutuyor, sorgulatıyor ama hemen camı, hem de çakmasıyla, değiştiriyor ve yolumuza devam ediyoruz. Kimimizin camı daha ince, bu taş kırıp geçiyor ve dannnn diye kafamızı yarıyor. Uyanıyoruz.

Umarım ikincilerdenimdir. Ama bu yazı bile buna pek ihtimal olmadığının bir ispatı sanki.

 

 

 

 

 

 

 
1 commentaire

Publié par le août 9, 2014 dans News

 

Étiquettes : , ,

Une réponse à “Kış Uykum

  1. Michèle Goris Tengizman

    août 10, 2014 at 12:02

    Güzel bir yorum ve yazı….Teşekkürler…..!…Düşüncem …..esasta birbirine tamamlayan var olan… hem ilki « Aydın kış uykusundan uyanışını tamamladı. “Uyandı” » (ki bilerek uyumuştu…”hibernation” kelimesi daha doğru, çok haklısınız)….. hem ikincisi « Aydın kendinden memnun, yüzünde her zamanki müstehzi gülümseme, hiçbir şey olmamış gibi tekrar uykusuna daldı. Yazdığı kitap da o kendini beğenmiş başlıktan ileri gitmeyecek »…..O mektubun lafları ne kadar klişe.. »ise »…ne kadar hep üsten bakıp, uzun zamandır içindekileri saklayıp …sonunda…ifade edebildi…etmeyi mecbur hisseti ve etti……… »….à sa façon…un très belle preuve d’amour » ….me laissant le sentiment paradoxale d’avoir suivi la touchante histoire d’amour d’un être lucide mais avant tout blasé …

    Sürç-ü lisan ettiysek affola…!

    Michèle Goris Tengizman

     

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :