RSS

Archives Mensuelles: mars 2013

Image

La petite Istanbul en fête

Flyer La petite Istanbul 2013

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 26, 2013 dans Manifestations culturelles

 

Étiquettes : , , , ,

AÇMÖF | CESSF

Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi Öğrenci Forumu (AÇMÖF) tüm öğrencileri 28 Mart’ta gerçekleşecek olan İfade Özgürlüğü temalı seminere davet eder. Etkinlik katılımı tüm üniversite öğrencilerine ücretsiz ve açıktır. Etkinliğimizin programı aşağıdadır.

“SINIRLARIYLA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ”

Türkiye ve Avrupa’da Nefret Söylemi

28 Mart 2013, Perşembe

Avrupa Çalışmaları Merkezi

Öğrenci Forumu

Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, Türkiye

Yer/Salon:   Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs, Rektörlük Konferans Salonu

  

12.15 – 12.30:      Kayıt ve Açılış Konuşması

12.30 – 13.30:     Panel

 

Oturum Başkanı: Hakan Yılmaz

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi Müdürü

 

Samim Akgönül

Strasbourg Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

13.30 – 13.45:     Kahve Arası

13.45 – 14.10:      Soru-Cevap ve Kapanış

View original post

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 24, 2013 dans News

 

“SINIRLARIYLA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ” Türkiye ve Avrupa’da Nefret Söylemi

“SINIRLARIYLA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ »

Türkiye ve Avrupa’da Nefret Söylemi

Nefret Soylemi Bogaziçi

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 23, 2013 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , , ,

Vidéo

Öte Beri. IMC TV. 14.03.2013

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 22, 2013 dans News

 

Étiquettes : , , , ,

International Roma Day Celebration 2013

International Roma Day Celebration 2013

roma day

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 20, 2013 dans Manifestations culturelles

 

Étiquettes : , , , ,

The Minority Concept in the Turkish Context

The Minority Concept in the Turkish Context

Practices and Perceptions in Turkey, Greece and France

Samim Akgönül, Strasbourg University


50283

In The Minority Concept in the Turkish Context, Samim Akgönül presents a conceptual discussion of the term ‘minority’ from various perspectives, most notably history, sociology and political science. The concept of minority has a specific understanding in the Turkish political, sociological and legal context due to the Ottoman Millet system approach. The conceptual discussion is illustrated by three case studies: religious minorities in Turkey that are the result of the elimination policies during the Turkish nation building process, Muslim minorities in Greece as heritage of the Ottoman domination until the 20th century, and new minorities originating from Turkey and living in France as the result of the Turkish immigration of 1960’s and following decades

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 15, 2013 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , ,

Yeni Türkiye İçin 3 Esin Kaynağı

Yeni Türkiye İçin 3 Esin Kaynağı

 

page_yeni-turkiye-icin-3-esin-kaynagi_087314974

T24

10.03.2013

Yeni bir siyasal kültüre, yeni bir sisteme ve yeni bir devlet-toplum ilişkisine doğru ilerlediğimiz aşikâr. Geç kalmış bir dönüşüm bu. Türkiye’deki toplumsal katmanların bazılarının yok yere ezilmesine, insanların ölmesine, kaynakların israfına yol açmış olan, hâlâ da yol açan bir gecikme. Bu kaçınılmaz dönüşümün yerel, bölgesel ve küresel dinamikleri var. Bu yazı, bahsi geçen dinamiklerin getirdiği gereklilikler ışığında 3 değişik kimlik-devlet ilişkisi modelini inceleyecek, üçünde de birer örnek seçip modelin Türkiye için esin kaynağı olup olamayacağını tartışmaya açacaktır.

 

‘Yerel dinamikler’

 

Yerel dinamikler artık belli. Türkiye toplumu 1920 sisteminin içinde sıkışıp kalmış durumda. Bu sistem Türkiye’yi kurmuş, özgürleştirmiş, varoluşunu sağlamıştır. Ancak bu süreç acılı ve bedeli ağır olmuş, özellikle Anadolu’nun yerli halklarından gayrimüslim olanları silmiş, bir yüzyıl boyunca Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan Anadolu’ya göç etmek zorunda olanları asimile etmiş, geriye kalan kültürel ve dilsel farklılıkları folklorize ederek minik zararsız turistik objeler haline getirmiştir. Bu üç basamaklı tektipleştirme siyaseti, benim eksterminasyon (yok etme), asimilasyon ve folklorizasyon olarak nitelendirdiğim bu süreç , büyük ölçüde başarıya ulaşmıştır. Sürece hasbelkader direnebilen tek grup Kürt grubudur. Zira Kürtler Müslüman olduklarından 20. yüzyıl başında gerçekleştirilen yok etme politikalarının hedefi olmadılar hatta kimi durumlarda yok etme politikalarına alet edildiler, katıldılar. Kürtler otokton yani herhangi bir yerden göç etmemiş halk olduklarından diğer göçmen gruplar gibi asimile edilemediler. Ayrıca, ulaşılması güç yerlerde yaşıyorlardı ve farklı bir üretim biçimi içindeydiler . Kendilerini merkezî tektipleştirmeye boyun eğmek zorunda hissetmediler. Benzer sebeplerden ama daha da önemlisi sayıca kalabalık olduklarından folklorizasyona da direnip, şirin bir “kültürel zenginlik” literatürüne de sokulamadılar. Bugün Türkiye’de Laz deyince akla “komik” bir şive, fıkralar ve hamsi geliyor. İnsanlar Boşnak kelimesini duyunca börek, Arnavut kelimesini duyunca ciğer, Çerkez kelimesini duyunca tavuk düşünüyor, algılıyorlar. Aynı folklorizasyon Kürt kavramı için geçerli değil. Daha doğrusu akla ilk gelen Kürt böreği değil artık. Ama daha da ilginci Kürt örneğinden cesaret alarak Laz kimliği gibi diğer unutturulmuş, yok edilmiş kimlikler de yavaş yavaş uyanmaktalar. Hrant Dink’in dediği gibi “su, bir şekilde, çatlağını bulup” yeryüzüne ulaşabilmekte.

 

‘Bölgesel dinamikler’

 

Bölgesel dinamikler de Türkiye’nin dayatmacı, devleti bireyin üstünde, sistemi yurttaştan “koruyan” siyaset anlayışında ısrar etmesini imkansız kılıyor. Elbette bölgedeki toplumsal kaynamanın merkezinde Batı değerleri olarak algılanan ama aslında evrenselliklerini ispat etmiş demokrasi, eşitlik, kimlikler arasındaki hiyerarşiyi ret, bireysel özgürlükler gibi kavramlar var. “Arap Baharı”nın en azından başlangıcında dinsel ve/veya etnik bir rekabet değil toplumsal “acıya dayanma eşiğinin” aşılması yatıyor. Alt-orta ve orta sınıfın diktatörlüklere, otoriter rejimlere başkaldırmasının ana sebebi sosyal dinamiklerde yatmakta. Daha sonra bu dinamiklerin kimliksel taleplere dönüşmesinin sebebi ise, bütün bu coğrafyada bulunan etno-sınıflar (bir sosyal sınıfın büyük bir ölçüde bir etnik gruba tekabül ettiği durumlar), dinsel sınıflar (bir sosyal sınıfın büyük bir ölçüde bir dinsel gruba tekabül ettiği durumlar). Kitlelerin kimliksel davalar için harekete geçmesi, sınıfsal davalar için harekete geçmelerinden -hâlâ- daha kolay. Türkiye’de de bir etno-sınıf var ve bu grup sosyal taleplerini kimliğinin inkârını protesto ederek dile getiriyor doğal olarak. Böyle bir “uyanış” ortamında, Türkiye’nin var olmaya devam edebilmesi için toplumun her kesiminden gelen “söz hakkı” taleplerine cevap vermesi gerek. Sivil Toplumun gitgide geliştiği, sosyal etkileşimlerin sıkılaştığı, iletişim yollarının sonsuzlaştığı bir ortamda “mühendis devlet”ten “hizmetkar devlet”e geçiş şart.

Yazinin devami

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 14, 2013 dans News

 

Étiquettes : , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :