RSS

Mahrumiyet bölgesi

04 Fév

Mahrumiyet bölgesi

Taraf

04.02.2013

SAMİM AKGÖNÜL

Toplumun zehirleri belli: Ulusal, etnik kimlik, dinsel kimlik ve bize özgü haliyle cinsel kimlik

mahrumiyet-bolgesi_6262_b

Ülkemizin çetrefilli sorunları var. Bu teşhiste herhalde yanılmak imkansız. Ancak daha zoru neden demokrasiyi içselleştirmiş toplumlarda benzer iptidai sorunlar halledilmiş de Türkiye toplumunda halledilememiş sorusuna kapsayıcı bir cevap bulmak. Bu sorunun cevabı ülkedeki toplumsal temellerin ta başından beri zayıf ve yapay olmasında yatıyor olabilir. Bu zayıflık, bu yapaylık ülkede iktidarı elinde tutanlar tarafından da o kadar iyi biliniyor ki,  kırılgan dengeyi bozabilecek her akıldan, her sözden, her bireyden öcü gibi korkuluyor. Ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri bu korkunun bertaraf edilmesi, korkulan aklın fiziksel olarak yok edilmesiyle eş değer tutuluyor.

 

Dolayısıyla bu sürekli ve sonsuz yok etme stratejisi Devleti içindeki zehirlerden kurtaracak panzehirleri yok etmeye yöneltiyor. Antibiyotiklere bağışıklık kazanmış hasta bir organizma düşünün. Kendini iyileştirecek, acılarına merhem olacak, yeni acıların ortaya çıkmasını engelleyecek her panzehiri yok edip kendini ilacından mahrum bırakan bir organizma. Kısır döngüsüne âşık, kendine güvenini yitirmiş ya da bu güveni hiç elde edememiş, temellerini sağlamlaştıracak her ilacın kurduğu düzeni kağıttan bir kale gibi yıkacağına inanmış, yok etmeyi refleks haline getirmiş bir organizma. Kendine mahkum.

 

Toplumun zehirleri belli. Üçü de dirençli: Ulusal/Etnik kimlik, Dinsel kimlik, Cinsel kimlik. Üçü de yapay, üçü de inşa edilmiş, üçü de felsefeci Besim Dellaloğlu’nun dediği gibi Kişiliğe rağmen kurgulanmış kimlikler. Ve bu üç konuda söyleyecek sözü olan herkes bir şekilde organizmanın dışına atılmış. Ya öldürülmüş, ya hayat boyu hapislerde süründürülmüş ya da sürgünde çürütülmüşler. Boşuna değil; bu yok etme zincirinin ilk halkası Sabahattin Ali’yi milliyetçilerin hedef tahtasına koyan ilk romanı “İçimizdeki Şeytan” adını taşıyor. Sabahattin Ali zehri ilk görenlerdendir.

 

Bu Devlet, toplumunu, Nazım Hikmet’ten de mahrum bırakmıştır, Abidin Dino’dan da. Uğur Mumcu’nun da iyileştirmesine izin vermemiştir, Musa Anter’in de. Server Tanilli’yi de sürgüne mahkum etmiştir, Mehmet Uzun’u da, Ahmet Kaya’yı da. İntikamını, hıncını İsmail Beşikçi’den de almıştır… Hrant Dink’ten de. O kadar çok var ki, saymakla bitmez. Bu insanlar ayrı yerlere dokunmuşlardır, hatta bazen birbirlerine zıt düşünmüşlerdir. Ama ortak noktaları eleştirmek, yeni bir şey katmak, değiştirmek, sürüden ayrılmaktır. Hiçbirine var olma meşruiyeti tanınmamış, Devlet kendini toplumu bu düşüncelerden izole etmekle görevli saymıştır.

 

Şimdi sıra kendimizi Pınar Selek’ten mahrum etmeye geldi. Pınar Selek 20 yıldır toplumun yaralarına dokunmaya çalışan, sadece gözlemlemeyi kendine yakıştıramayıp, iyileştirmeye uğraşan bir panzehir. Toplumun çeperlerine ulaşabilen, içine girebilen biri. Kabuslarımızı gözümüze sokan. Sartre’ın intellectuel engagé yani “elini taşın altına koyan aydın” tanımına birebir uyan bir kadın.

 

Bir an sizleri ‘korkutan’ grupları düşünün. Travestiler? Tinerci çocuklar ? Ermeniler ?… Kürtler ? Pınar Selek bütün sınırları aştı, en önemlisi kendi sınırlarını aştı. Toplumun kenarından baktı merkeze. Merkezin kendini görmesin sağladı. Hastalıklarına teşhis koydu. İstanbul’un Travestilerini toplumsal bir obje olarak konu alan Maskeler, Süvariler, Gacılar isimli eseri, Barışamadık, isimli Türkiye’deki etnik kırılmanın aslında bir toplumsal kırılma olduğunu ispatlayan kitabı, ya da Türk toplumunda ataerkilliğin aslında Devletin ve toplumun empoze ettiği bir dizi zorlayıcı sürecin sebep olduğunu ispatlayan Sürüne sürüne erkek olmak isimli çalışması Pınar Selek’in ne kadar güçlü ve dönüştürücü olduğunun ispatı. 15 senedir adaletsiz yargı işkencesinde yanında duran, toplumun her kesiminden gelenler gibi. Dönüştürücü, dolayısıyla susturulması şart.

 

Simdi, hep olageldiği gibi bu panzehirden de mahrum bırakacağız kendimizi. Gene Türkiye toplumunu topyekûn bir mahrumiyet bölgesine çevireceğiz. Derin devlet diyorlar sağda solda. Ben hiçbir derinlik göremiyorum. Tam aksine sığlıktır bu. Bizi bir kaşık suda boğulmaya mahkum eden, Pınar Selek gibilerinin can simidi atmalarına izin vermeyen. Pınar Selek Türkiye’den uzakta sürgünde değil. Türkiye Pınar Selek’ten uzakta sürgünde, mahrumiyet bölgesinde.

 

 
Poster un commentaire

Publié par le février 4, 2013 dans Media

 

Étiquettes : , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :