RSS

Archives Mensuelles: juillet 2012

JUSTICE POUR PINAR SELEK

 

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 28, 2012 dans News

 

Étiquettes : ,

Turcs et Grecs entre Eris et Eros

Turcs et Grecs

Entre Eris et Eros au tournant du siècle

Samim Akgönül

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 27, 2012 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , ,

Fransa Sevil’i konuşuyor

Fransa Sevil’i konuşuyor

Fransa ve Avrupa’da binlerce kişi « terör örgütüyle işbirliği yaptığı » gerekçesiyle Eskişehir’de tutuklanan Türk asıllı Fransız öğrenci Sevil Sevimli için seferber olmaya başladı.

Kayhan Karaca, NTVMSNBC, 25/07/2012

Fransa’da Türkiye adı son günlerde Sevil Sevimli ile anılıyor. Başta « Le Monde » gazetesi olmak üzere çok sayıda yayın organı, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nde okuyan 19 yaşındaki öğrencinin şiddet içermeyen bazı eylemlere katıldığı için tutuklanmış olmasına geniş yer ayırdı.

Le Monde, 29 Haziran tarihli sayısında « Sevil Sevimli ne suç işledi Sayın Erdoğan? » başlıklı bir başyazı yayımlamış ve « Fransa’nın başına Türkiye’nin AB üyeliğine daha az karşı olan bir başkanın gelmesi Türk-Fransız ilişkilerinde yeni bir başlangıç umudu estirmişti. Sevil Sevimli’nin tutukluluğuna devam edilmesinin bu perspektifi ziyan etmesi gerçekten yazık olur » yorumunda bulunmuştu.

Avrupa Birliği’nin Erasmus öğrenci değişim programı çerçevesinde geçen yıl Fransa’dan Türkiye’ye gelen Sevil Sevimli, 9 Mayıs 2012 tarihinde Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin düzenlediği « DHKP-C operasyonu » kapsamında gözaltına alınmıştı. Gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak Eskişehir H tipi cezaevine yerleştirilen Sevimli, « sol içerikli kitaplar okumak », « Grup Yorum konseri ve 1 Mayıs kutlamalarına katılmak », « 1 Mayıs pikniğine katılmak », « Damında Şahan-Güler Zere belgeselini seyretmek » ve « parasız eğitim talep eden afişleme yapmak »la suçlanıyor.

İMZA KAMPANYASI
Sevil Sevimli’nin serbest bırakılması için Fransa’da yaşadığı Lyon kentindeki arkadaşları tarafından imza kampanyası başlatıldı. İnternette başlatılan « Sevil Sevimli’ye özgürlük » kampanyası kapsamında şu ana kadar yaklaşık 10 bin imza toplandı. Toplanan imzaların Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’e gönderileceği belirtildi.

DESTEK GÖSTERİLERİ
Sevil Sevimli için bugüne kadar Fransa’nın Lyon kentinde ve Strasbourg’da Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi binası önünde destek gösterileri düzenlendi. Sevimli’nin davasının ne zaman görüleceği henüz bilinmiyor.

Imza kampanyasi : http://www.avaaz.org/fr/petition/Liberez_Sevil_Sevimli/

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 25, 2012 dans News

 

Étiquettes : , , , , , , ,

Üniversiteler, meslekler ve tercihler

Üniversiteler, meslekler ve tercihler

Cemil ERTEM

 

Star, 21/07/2012

Zaman ne çabuk geçiyor. Elimde ÖSYM puan kağıdı ile fakültenin kapısında kayıt sırasına girdiğim günü hatırlıyorum. Şimdi benim oğlum aynı koşturma içinde. Değişen pek bir şey yok. Bizim zamanımızda revaçtaki fakülteler tıp fakülteleri idi. Başarılı öğrenciler, yeteneklerine, isteklerine, hayattan beklentilerine bakılmaksızın velileri ve öğretmenleri tarafından tıp fakültelerine yönlendirilirlerdi. Olmadı diş hekimliği, o da olmadı eczacılık diye bir sıra vardı o zamanlar.

Kendini açık denizlere vurduğu zaman mutlu olacak ya da Indiana Jones tadında bir arkeoloji macerası yaşamak isteyen çocuklar; tıp, diş ya da eczacılık okumak çalışkan, zeki öğrencinin kaderi der bu saçma sapan yönlendirmeyi kabul ederlerdi. Şimdi düşüyorum da benim akranım ne çok Indiana Jones hayranı ya da Indiana Jones’un zaten uydurma bir karakter olduğunu kendi kendine söyleyip avunan tıp doktoru, eczacı falan vardır. Bir de tabii o zamanlar veliler çocuk tıp okusun tıp ağırdır, anarşiye(!) bulaşmaz diye düşünür ve tıp fakültelerinin talebini patlatırlardı.

Sonra tıp fakültelerinin yalnız mesleki birikim gereği ağır olmadığı, köşe dönmede de epey ağır kaldığı aynı veliler tarafından keşfedildi. Seksenlerde patlayan neoliberal dalga, özelleştirmeler, doksanlarda bu günkü krizi hazırlayan üçkağıtçı finans hızla başka bir dünya oluşturdu. Hemen dört yıl oradan buradan toplama bilgilerle bu  ‘yeni’ al-kaç dünyasına çocukları yetiştirmek isteyen bölümler keşfedildi ya da bazı bölümler bu hale dönüştürüldü. Şu diyalog çok hoş: ‘ Sen nesin, ‘finans mühendisi’  yapma ya! Peki, abi sen inşaat okumadın mı? Evet, ama sonra tezsiz finans yüksek lisansı yaptım’  Evet, böyle meslekler (!) icat edildi. Üniversite kavramının içeriği boşaltıldı ve üniversiteler meslek yüksek okullarına dönüştürüldü. Bakın, arkadaşım ve yurt dışında saygın bir akademisyen olan Prof. Dr. Samim Akgönül’le bu konuyu konuştuk. Samim’in söylediklerine kulak verelim:  ‘Evrensel anlamda üniversite bir meslek yüksek okulu değildir. Meslek zaten öğretmez.

Üniversite’de doktorluk mesleği öğrenilmez ‘Tıp’ öğrenilir, avukatlık, yargıçlık, noterlik öğrenilmez ‘hukuk’ öğrenilir, mimarlık öğrenilmez, ‘mimarî’ öğrenilir, ekonomistlik öğrenilmez, ‘ekonomi’ öğrenilir, imamlık öğrenilmez ‘ilahiyat’ öğrenilir, vs.

Üniversite, eleştirel bakış, bilim ve bilgi üretme, üretilenleri değiştirme, geliştirme metodları, çok yönlülük ve elbette çeşitli meslekleri icra edebilmek için anahtarları verir; Ancak Türkiye’de üniversiteler, çok fazla ve meslek yüksek okulu görevini yerine getirmeye çalışıyorlar. Elbette üniversitelerin çok daha az ve prestijli olduğu ülkelerde meslek yüksek okullari bir o kadar prestijli ve sayıca yüksek. O yüzden de buralara School / Institut vs deniyor. Üniversite’ye bağlı olsalar da olmasalar da özerk bir yapıya sahipler. Sonuçta; tercih yapan örgencilerime bir tavsiye: HİÇBİR Üniversite’de meslek öğrenmeyeceksiniz, seçeceğiniz mesleği seçebilmek için anahtarları öğreneceksiniz!’  

Çorba fakülte ve bölümlerden uzak durun!

Burada bölüm ve fakülte adı vermeyeceğim. Çünkü biliyorum ki oralarda çok değerli akademisyen arkadaşlarımız var ve başarılı çocuklar mezun ettiler. Ama 21. yüzyıl, temel bilimlerin yeniden, yeni buluşlarla harmanlanacağı, sanayi toplumunun hızla bütün coğrafyalarda, bilgi toplumuna dönüşeceği ve sanayi toplumu paradigmasının ortadan kalkacağı bir yüzyıldır. Özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde geliştirilen (uydurulan) ve bugün revaçta olan bazı ‘ara’ disiplinlerden uzak durun.

Mesela mühendis olacaksınız şu sıra yalnız temel mühendislik alanlarını seçin, sonradan ‘uydurulan’ alanlardan uzak durun. Bunlar yakında olmayacak çünkü. Eğer mümkünse, yeteneğinize göre, temel alanlarda lisans yapın: Matematik, fizik, biyoloji gibi. Sosyal bilimlerde ise, sosyoloji, iktisat, tarih gibi… Tezsiz yüksek lisans uydurmasına kanmayın, para tuzağıdır. Temel alanlarda ( bilimlerde) lisans yaptıktan sonra iyi bir üniversitede okuduğunuz alanla ilişkili yüksek-lisans amaçlayın. Matematik okumuşsanız yolunuz sonsuz açıktır. Matematik lisansı size, aşağı yukarı, bütün kapıları açar. İktisat da böyledir ama ülkemizde iktisat kadar yanlış anlaşılan ve anlatılan bir alan yoktur. Burada dört yılda hiçbir şey öğrenemezsiniz. Ancak sizin merakınızı uyandırırlarsa bu başarıdır. Örneğin burayı bitirince broker, muhasebeci, finans uzmanı falan olmazsınız. İktisat seçerseniz ya çalışıp okuyun ya da başından akademisyenliğe soyunun.  Sonuçta mutlaka ve mutlaka sizi bir uzmanlığa, mesleğe ‘sıkı’ hazırlayacak temel alanlarda lisans yapın. Çorba-her şey den biraz alan- fakültelerden, bölümlerden uzak durun. Yolunuz açık olsun çocuklar…

 kaynak : http://www.stargazete.com/yazar/cemil-ertem/ekonomi/universiteler-meslekler-ve-tercihler/yazi-644181

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 22, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , ,

Affaire Pınar Selek. Un communiqué du GIT France

Affaire Pınar Selek. Un communiqué du GIT France

 

Le 1er Août Pinar Selek sera encore jugée

 

Pınar Selek sera encore déférée devant la justice le 1er août 2012, en pleines vacances lorsqu’ Istanbul sera désertée. C’est la poursuite d’un acharnement judiciaire qui dure depuis 14 ans. Alors que son affaire est déjà achevée, et clairement terminée depuis longtemps.

Elle a été accusée il y a 14 ans, d’avoir posé une « bombe » dans le Marché aux épices d’Istanbul. En réalité, elle a été visée pour ses activités de sociologue travaillant sur les militants du PKK, parce qu’elle était une opposante défendant tous les laissés-pour-compte de la société turque : les Kurdes, les enfants de rue, les femmes, les homosexuels, les transgenres, et tant d’autres.

L’affaire est terminée parce que Pınar Selek avait été accusée sur la base d’un témoignage d’une tierce personne obtenu sous la torture. Le témoin s’est rétracté par la suite. Elle est terminée aussi parce que plusieurs expertises ont démontré qu’il n’y avait pas l’ombre d’une bombe ce jour là au Marché aux épices et que l’explosion provenait en réalité d’une bonbonne de gaz. L’affaire est terminée parce qu’enfin aucune preuve n’atteste de la présence de Pinar au marché aux épices ce jour-là.

D’ailleurs, l’affaire aurait  dû être terminée depuis longtemps puisqu’à trois reprises le tribunal l’a acquittée. Et à trois reprises aussi, le procureur de la Cour de cassation a fait appel du premier jugement. Entre temps Pınar Selek a été emprisonnée, torturée, sa famille harcelée.

Son procès est la manifestation d’un acharnement extrême pour faire taire une opposante, militante des droits humains, une scientifique qui a révolutionné la  sociologie des marges en Turquie, qui s’est engagée sans jamais perdre de vue sa neutralité axiologique. Mais Pınar Selek n’est pas neutre, elle refuse de l’être. Tel Jean-Paul Sartre en son temps, elle a toujours considéré qu’il est du devoir de l’intellectuel de prendre part à l’histoire qui s’écrit.

C’est ainsi que l’affaire Pınar Selek doit s’écrire désormais avec un A majuscule, renvoyant à une autre Affaire, française celle-ci, de conspiration d’Etat, l’affaire Dreyfus qui a reposé sur de faux témoignages, des preuves manipulées, des campagnes de presse, des juges dominés.

Son nouveau procès est celui de la liberté de pensée, d’expression, de recherche, d’association, en somme, celui de la démocratisation de la Turquie. En ce sens, il dépasse largement la personne de Pınar Selek, qui, elle, est condamnée à vivre en exil car constamment menacée d’arrestation, d’emprisonnement, de torture. Loin de chez elle, mais comme elle le dit, jusqu’où ?[1]

Nous appelons l’opinion publique française, turque, européenne, mondiale, à se tenir droit aux côtés de Pınar Selek pour cette nouvelle épreuve où se joue encore une fois le sort des libertés en Turquie.

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 21, 2012 dans Calls / Appels, News

 

Étiquettes : , ,

« Sevil’e Özgürlük » için İmza Kampanyası

 « Sevil’e Özgürlük » için İmza Kampanyası

Bianet , 20 Temmuz 2012

Öğrenci değişim programıyla Fransa’dan Eskişehir’e gelen Sevimli’nin ev baskınıyla tutuklanmasına tepkiler artıyor, serbest bırakılması için bir de imza kampanyası başlatıldı.

 

Fransa vatandaşı Sevil Sevimli‘nin iki ay önce « örgüt üyeliği » gerekçesiyle tutuklanmasına tepkiler sürerken, serbest bırakılması talebiyle imza kampanyası başlatıldı.

Kampanya metninde, Sevimli’nin, Türkiye’ye Erasmus öğrenci değişim programıyla geldiğinden ve burada katıldığı 1 Mayıs mitingi ve Grup Yorum konseri ile satın aldığı bazı kitaplar nedeniyle tutuklandığından bahsedildi.

Lion kentinde dünyaya gelen 19 yaşındaki Sevimli, Türkiye’yi tanımak için Lion 2 Üniversitesi’ndeki eğitiminin son sınıfında Erasmus programına başvurdu.

Öğrenci değişim programına kabul edilerek 10 ay önce Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geldi ve Eskişehir’de bir arkadaşıyla birlikte ev tuttu. Evleri, 10 Mayıs’ta polis tarafından basıldı.

Üniversite öğrencileri Kezban Yıldırım, Burcu Akın, Ceren Cevahir, Seren Özçelik ve Mustafa Erdal Harman‘la birlikte gözaltına alındı.

İstanbul’daki Grup Yorum konserine ve Taksim’deki 1 Mayıs mitingine katılan Sevimli, bunlar gerekçe gösterilerek « Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) üyesi olmak » ile suçlanarak tutuklandı ve Eskişehir H Tipi Cezaevi’ne gönderildi.

Sevimli, ifadesinde şunları söylemişti:

« Fransa’da ne şekilde bir yaşam sürdürdüysem Türkiye’de de o şekilde yaşanması mümkündür diye hareket ettim. Yani sansür ya da toplatma kararı diye bir şey olabileceğini tahmin etmiyordum. »

« Solcu bir insanım ve bu şekilde büyüdüm. Fransa’dayken her türlü sol yayını okuyordum. Burada da bir kez okulda parasız eğitim istendiğine dair bir afiş yapıştırdım. Bu yasak bir faaliyet değil. »

Sevimli’nin tutuklanması, 1 Temmuz tarihli Le Monde gazetesinin başyazısına da konu oldu. Gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘a, « Sayın Erdoğan, Sevil Sevimli’nin suçu ne? » diye seslendi.

Yazıda, « Fransız Büyükelçiliği yetkililerinin terörle mücadele kanunu kapsamında yargılanan Sevimli’yi ziyaretine izin verilmedi. Elçilik yetkililerinin ve hatta Sevimli’nin avukatlarının bile dava dosyasına erişimi yok » denildi.

« O aslında hakkındaki suçlamalarla tamamen orantısız bir muamelenin kurbanı olan, hukuk devletine yakışmayacak bir yargının tutukladığı bir öğrenci. Sevimli’nin acilen serbest bırakılması ve Fransa’ya dönüşüne izin verilmesi gerekiyor. »

Yazıda 2010’dan bu yana Türkiye’de 600’den fazla öğrencinin tutuklu olduğu da vurgulandı.
Sevimli’yle ilgili imza kampanyasında da öğrencinin, « örgüt üyeliğiyle suçlanmasına yetecek kanıt olmadığı » ifade ediliyor.

Kampanyada şimdiye dek 6 bin 33 imza toplandı, hedef 7 bin 500 imza. (AS)

* İmza kampanyasına buradan katılabilirsiniz.

 

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 21, 2012 dans Calls / Appels, Media

 

Étiquettes : , ,

Bachar sur le point de flancher ?

Bachar sur le point de flancher ?

DW Interview, 17/07/2012

Kofi Annan, l’émissaire international pour la Syrie, tente toujours d’infléchir la position russe dans la crise. Pendant ce temps, les combats continuent à Damas. Le début de la fin pour Bachar al-Assad… ou pas.

L’émissaire international pour la Syrie, Kofi Annan, doit rencontrer le président Vladimir Poutine pour tenter de convaincre la Russie de cesser son soutien au régime de Bachar al-Assad. Le Kremlin menace en effet toujours d’appliquer son droit de veto au Conseil de sécurité de l’ONU, en cas de vote d’une résolution contre le régime syrien. Pendant ce temps, les combats continuent à Damas, la capitale, entre l’armée syrienne et l’opposition. Certains analystes y voient le début d’un fléchissement de Bachar al-Assad qui serait menacé jusqu’aux portes de son palais. Une opinion que ne partage pas Samim Akgönül. Ce politologue turc ne voit pas d’issue prochaine au conflit.

Écoutez ci-dessous l’interview avec Samim Akgönül.

http://www.dw.de/dw/article/0,,16102456,00.html

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 17, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :