RSS

Azınlık haklarını kaldırın!

05 Mar

Azınlık haklarını kaldırın!

Samim Akgönül

Taraf  05.03.2012

PROF. DR. SAMİM AKGÖNÜL * / Günümüzde, azınlık kavramının hukuktan ve de toplumsal algılamadan çıkarılma zamanı gelmiştir. Zira azınlık olmak azınlıklara zarar vermekte

Türkiye’de Yeni Anayasa yapımı ve demokratikleşme tartışmaları içinde azınlıkların durumu tekrar gündeme geldi. Patrik Bartholomeos’un Anayasa Alt Komisyonu üyelerinin önünde yaptığı konuşma ve birinci sınıf vatandaşlık ve eşitlik vurgusu bu konuyu daha da alevlendirmekte. Bu çerçevede, Türkiye’de yeni bir döneme geçişte Azınlık hakları kavramının, daha doğrusu Azınlık kavramının terk edilmesini öneriyorum. Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse böyle bir kavramın ters teptiğini, Türkiye’deki azınlıklara mensup birey ve kurumların haklarına zarar verdiğini düşünüyorum.

Neden bahsettiğimi anlatabilmek için önce bir kaç noktayı açığa kavuşturmak gerek.

1. Uluslararası Hukukta ve Siyasette 1990’ların başından beri “Azınlık hakları” üzerine yeni, yepyeni bir literatür oluştu. Bilindiği gibi ve kısaca ifade etmek gerekirse Azınlık hakları külliyatında üç başlıca dönemden söz edilebilir. Birinci dönem Milletler Cemiyeti himayesindeki kolektif haklar dönemidir ki bu çerçevede imzalanan anlaşmalar azınlıkları kendi statüleri içine hapsediyor gerekçesiyle çok eleştirilmiştir. Lozan Antlaşması da bu antlaşmalardan biridir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ikinci döneme girilmiş, BM dönemi denilebilen bu 50 yıllık dönemde tabiri caizse “Azınlık” kavramı uluslararası hukukun tamamen dışına bırakılmış, birkaç istisna dışında (örneğin 1976 tarihli Sivil ve Siyasi Haklar hakkındaki Uluslararası Sözleşmenin 27. Maddesi) hak ve özgürlükler konusu sadece bireylere odaklanmıştır.

Üçüncü dönem, 1990 sonrası Dünya’da azınlık konularının tekrar gündeme gelmesi ve hatta azınlıklarla ilgili savaşların patlak vermesiyle başlar. 1990’ların başında bu konuda birçok önemli gelişme kaydedilmiştir. Özellikle, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve AGİT çerçevesinde yapılan çalışmalar (örneğin Ulusal Azınlıklar Başkomiserliğinin tesis edilmesi, Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı, Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve sözleşmesi) Azınlık konusunda yeni bir yaklaşım yaratmıştır. Önceki iki dönemin bir sentezi olarak görülebilecek bu literatürde azınlıklar korunmakta, ancak azınlıklara ait kişilere bireysel haklar öngörülmektedir, Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse söz konusu haklar azınlık hakları değil, azınlıklara ait bireysel haklardır. Bireyler bu hakları ister kullanır ister kullanmazlar. Azınlıkların kolektif hakları yoktur. Zira kolektif hak bireyi azınlığın içine hapseder.

2. Gene azınlık hakları literatüründe iki farklı hak kategorisinden söz edilebilir. Bunlardan birincisi ve en genel olanı “Negatif haklar” olarak nitelendirilen, bir ülkedeki bütün vatandaşlar arasında eşitliği öngören kısacası ayrımcılığı yasaklayan haklardır. Bu hakların eşitliği somut olarak sağlayamadığı durumlarda belirli azınlık grubuna verilen “pozitif haklar” da vardır. Bu haklar hiçbir şekilde ayrıcalık olarak görülemez. Belirli bir durumda gene gerçek eşitliğe ulaşmak için öngörülen haklardır.

 Bu iki temel konuya kısaca değindikten sonra spesifik olarak Türkiye’deki “azınlık” ve “azınlık hakları” kavramlarına bakabiliriz. Kelimeler eş anlamlı kullanılsa da değişik bağlamlarda, değişik sosyal olgulara işaret ederler. Örneğin ABD bağlamında Minority kelimesi cinsel ve ırksal toplulukları ifade ederken, Fransa bağlamında aynı kelime (Minorité) göçmen asıllıları işaret eder. Türkiye’de ise azınlık deyince akla gayrimüslimler, daha doğrusu Rumlar, Ermeniler ve Museviler gelir. Bunun sebebi sık sık tekrarlandığı gibi Lozan antlaşması değil millet sisteminin, yani toplumun dinsel kategorilere bölünmesinin hem Türk ulusunun inşa sürecinde hem de 150 yıl sonra hâlâ günümüzde en etkin kriter olmasıdır. Diğer bir deyişle Türk Müslüman’dır ve Türk olmayan Müslümanlar Türklüğe dâhil edilebilir görünürken Gayrimüslimler ulusun ve dolayısıyla toplumun periferisine yerleştirilirler. Ezilmişlik, ikinci sınıf vatandaşlık, varoluş meşruiyetinden yoksun olmak anlamında AZINLIKTIRLAR.

İşin ilginç tarafı bu kadar ağza ve kaleme sakız edilen Lozan antlaşmasının “Azınlıkları koruma” bölümünün kimse tarafından bilinmemesi, bilinse de bilinmiyormuş gibi yapılmasıdır. Bu anlamda Lozan antlaşması malûm bir sırdır. Aslında kamuoyuna tekar tekrar yalan söylenerek yutturulmaya çalışıldığının aksine bu antlaşmanın söz konusu bölümü Rumlardan, Ermenilerden ya da Musevilerden, hele hele Patrikhaneden hiç bahsetmez. 37’den 44’e kadar olan maddeleri bu ülkede yaşayan herkesi, bu ülkenin vatandaşlarını, bu ülkede anadili Türkçe olmayanları ve Müslüman olmayanları zikreder. Bu maddelerin ana amacı yurttaşlar arasında eşitlik teşkil edebilmektir. Hiçbir ayrıcalık getirmez. Maddelerin hemen hemen hepsi yukarıda negatif haklar olarak tanımlanan haklara dairdir. Pozitif hak olarak nitelendirilebilecek tek kısım 41. Maddenin 2. Fıkrasıdır: Bu fıkraya göre “Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının önemli bir oranda bulundukları il ve ilçelerde, söz konusu azınlıklar, Devlet bütçesi, belediye bütçesi ya da öteki bütçelerce, eğitim, din ya da hayır işlerine genel gelirlerden sağlanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrılmasına hak gözetirliğe uygun ölçülerde katılacaklardır.” Görüldüğü gibi bu fıkra bile tam bir pozitif hak sayılamaz zira Devlet herkesten vergi aldığı halde, Müslüman olanlar için para harcamaktadır, doğal olarak eşitlik ilkesi çerçevesinde Müslüman olmayan yurttaşlar için de harcamalıdır. Kaldı ki, söylemeye gerek yok, bu fıkra hiçbir zaman uygulanmamıştır.

Sonuçta Lozan’ın “Azınlıkların korunması” bölümü baştan sona ihlal edildiği gibi, bu bölüm sırf Gayrimüslimlerin azınlık statüsünde algılanmalarına yol açtığı için adı geçen grupların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmelerine de yol açmıştır.

Günümüzde, kanımca azınlık kavramının hem hukuktan hem de toplumsal algılamadan çıkarılma zamanı gelmiştir. Zira azınlık olmak azınlıklara zarar vermektedir. Başka hukuki ve toplumsal bağlamlarda azınlıkların eşit vatandaş olmalarını sağlayan azınlık kavramı, son derece kirlenmiş olduğu Türkiye’de bu görevini yerine getirememektedir.

Yüzde yüz eşitlik, anayasal vatandaşlık, Kamu harcamalarının adil dağılımı, Devletin bütün inançlara ve inançsızlığa eşit mesafede durması, Devlet’in bütün dillerin kullanımı ve aktarımının önündeki engelleri kaldırmaktan da öte, bunu hukuki düzenlemeler ve finansal yardımlarla cesaretlendirmesi, her grubun kolektif menkul ve gayrımenkul değerlerini temsil eden vakıfların eşit düzeyde muamele görmesi (yani “cemaat vakıfları” statüsünün lağvedilmesi), kanımca Türkiye’de var olan tanınmış (Gayrimüslim) ve sosyolojik (Aleviler, Kürtler, Lazlar…) bütün azınlıkların kendilerini evlerinde ve eşit hissetmelerine vesile olacaktır. Kısaca söylemek gerekirse Türkiye’de azınlıkların korunabilmeleri için, korunmaya ihtiyaç duymamaları ve dolayısıyla azınlık olmamaları gerekir. Artık Millet sistemini terk etmenin zamanı gelmiştir.

 Kaynak : http://taraf.com.tr/haber/azinlik-haklarini-kaldirin.htm

 
Poster un commentaire

Publié par le mars 5, 2012 dans Media

 

Étiquettes : , , , , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :