RSS

Archives du décembre 29, 2011

Ahmed Arif Otuzüç Kurşun

OTUZÜÇ KURŞUN  

   1.

   Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van’da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı…

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek’e – tek doğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda…

2.

   Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alacakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yurekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yuceltilere…
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri…

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri…
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi…

3.

   Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun…

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

4.

   Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden…

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına…

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

Publicités
 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 29, 2011 dans News

 

Étiquettes : , , ,

Salom

Maya takvimine göre

Tilda LEVI

Şalom, 28/12/1911

« Kimse azınlık olmak istemiyor.” 20 Aralık 2011 tarihli Milliyet Cadde’de böyle çarpıcı bir başlığa rastladım.. Strasbourg Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Samim Akgönül‘Azınlık’ adlı bir kitap yayınladı. Söyleşiyi gerçekleştiren Neşe Mesutoğlu. Akgönül, “Kanımca azınlıkların İstanbul’un İstanbul olmasına yaptığı katkı baş tacı edilmeli” diyor. Bugüne dek, konuyla ilgili çok yayın okudum, ama bu denli açık ve net ifadelere hiçbir yerde rastlamadım. Kitabı henüz edinmedim. Ancak ilgilenenler için, kitap ‘bgst Yayınları’ndan çıktı. Bu çok seviyeli söyleşiyi paylaşmak istiyorsanız, Milliyet Cadde arşivine girin.

Söyleşide, Soli Özel’in de çok kültürlülük hakkında görüşlerine yer verilmiş. Gerçekten ilginç. Zira konu nostaljiden çıkıp günümüze uyarlanabilirliği ile ilgili doğrular peşinde.

Gazetedeki resme baktığımda Akgönül, hayli genç bir öğretim üyesi. Merakımı gidermek için Google’a girdiğimde  hoş bir sürprizle karşılaştım. Güncel Hukuk Dergisi’nde gazetemiz yazarlarından Av. Rita Ender ile ortak yazılmış makalelerine rastladım.

Devami : http://www.salom.com.tr/news/detail/22281-Maya-takvimine-gore.aspx

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 29, 2011 dans Media

 

Étiquettes : , , , , , , ,

PLAIDOYER POUR LA TURQUIE

PLAIDOYER POUR LA TURQUIE

De François 1er à Nicolas Sarkozy
Six siècles de relations franco-turques

Jean-Pierre Salvetat
Catherine Izzo

« Si la Turquie était en Europe, cela se saurait… ». Cette phrase, pleine de certitude et de désinvolture prononcée par Nicolas Sarkozy en 2004, met en lumière une totale méconnaissance des réalités géographiques, géopolitiques, économiques, culturelles et historiques qui lient l’Europe à ce pays, et plus particulièrement des relations qu’a toujours entretenues la France avec lui.
Après une étude précise des six siècles de concorde culturelle, diplomatique, militaire et commerciale franco-turque et les conclusions des convergences politiques qui peuvent en être tirées, Plaidoyer pour la Turquie s’attache à montrer, à travers l’analyse de l’état de l’opinion en Europe quant à l’adhésion de la Turquie, à travers une description précise de la société turque actuelle (géographie, économie, réalités sociales et culturelles, société laïque musulmane…) et l’analyse de la position de repli de la France depuis l’ascension politique de Nicolas Sarkozy, que, si nous voulons une Europe forte, il est fondamental, d’un point de vue géostratégique, politique et économique, que la Turquie intègre l’Europe.
De Gaulle, Mitterrand et Chirac avaient fixé les règles du jeu. On les change aujourd’hui. Pourquoi ? Des intérêts électoraux, dopés par un populisme qui gangrène l’Europe, ont-ils succédé à l’intérêt national ? Il est fondamental que la réflexion l’emporte sur les pulsions…

Jean-Pierre Salvetat, avocat, se passionne depuis plus de trente ans pour les relations politiques entre la Turquie et l’Europe. À ce titre il a régulièrement interpellé nos dirigeants. Il préside l’Association Méditerranée France Turquie (AMFT) depuis 20 ans.

Catherine Izzo est photographe. Elle voyage en Turquie depuis de nombreuses années et est l’auteur notamment d’Istanbul carnets curieux aux Editions le Bec en l’air (2010).

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 29, 2011 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :