RSS

Hâlbuki

25 Nov

Hâlbuki

Samim Akgönül

http://www.turkishgreeknews.org/tr

1986 mıydı? 1987 mi? Tam hatırlayamıyorum. Bir kitap okudum. Hayatım değişti. Baskın Oran isimli bir yazarın Batı Trakya diye bir yerle ilgili bir kitabıydı bu. Hatırlıyorum, « ne tuhaf ismi var bu adamın» deyişimi. Baskın diye isim mi olurmuş? Kitabı okudum, elbette Yunanlara, soydaşlarıma, kardeşlerime yaptıkları zulümden ötürü çok kızdım, neydi bu Yunanlardan çektiğimiz yahu? Ama… kitapta bir tuhaflık da yok değildi. Bir kere yazar alışık olduğum hamasi edebiyatı yapmıyordu. Her olayı analiz ediyor, kavramları açıklıyor, durumlara birkaç açıdan bakmaya çalışıyordu. Daha da önemlisi, Yunanistan’ı azınlık politikaları yüzünden eleştirirken, Türkiye’nin azınlık politikalarına da değiniyor, okuyucuyu hiçbir zaman rahat bırakmıyordu. Pusulamı biraz şaşırmıştım.

Ama kendimi hemen eğitim sisteminden gelen tatlısu kemalist milliyetçiliğinin şefkatli ve rahatlatıcı kollarına geri bıraktım. Türkiye’de azınlık yoktu bir kere. Bütün bunlar emperyalist güçlerin Türkiye’yi bölmek için uydurduğu şeylerdi. Evet efendim.

İçin için bu adama kızdım da. Beynime Türkiye’de kimlikleri yüzünden ezilen, baskıya uğrayan, sürülen, öldürülen insanlar olduğu kurdunu soktuğu için. Hele hele yazarın 12 Eylül’de, kendimi konumlandırdığım cenahtan olması sebebiyle çektiklerini öğrenince iyice karıştı kafam. Zaten kafa mı bırakmıştı Türkiye’de 12 Eylül ertesi lise eğitim politikası?

Bu ‘azınlık’ meselesi hakkında, bir de Türk-Yunan ilişkileri konusunda biraz biraz okumaya başladım. Türkçe şeyler okuduğum için her okuduğum kitap sonrası rahatlıyor ama her seferinde Baskın Oran’ın kitabını hatırlayıp, tekrar okuyup, gene kendi sinirlerimi bozuyordum.

Fakat vurucu darbe 1991’de geldi. Kitabı birine vermiştim herhalde. Geri gelmemişti. Bir baktım ikinci baskısı çıkmış. Hemen aldım. Bir de ne göreyim. Duble şok:

1) Kitaba Herkül Millas isimli biri eleştiri yazısı yazmış. Benim milliyetçilik karşıtı olarak gördüğüm kitabı beğendiğini ama gene de içinde milliyetçiliğin gizli, bilinçsiz izlerinin bulunduğunu örnekleriyle göstermişti. “Ne tuhaf bir ismi var bu adamın” dediğimi hatırlıyorum. Herkül diye isim mi olurmuş? Hem de Türkçe yazmış yazısını. İsmi Herkül olan bir kişi nasıl böyle Türkçe yazabilir ki? Hem de bu kadar ince bir analizle. Hem de beni rahatsız eden ama hayran olduğum kitaba.

2) Baskın Oran kızmamış, sinirlenmemiş, utanmamış, sıkılmamış, ikinci baskının sonuna bu eleştiri yazısını olduğu gibi almıştı. Yahu milliyetçilik karşıtı yazdığın kitabına adamın biri milliyetçi izler var diye eleştiri yazısı yazıyor, sen bu yazıyı kitabının içine sokuyorsun! Sokmakla kalmayıp bir de önsöz döşeniyorsun ikinci baskıya. Şu şu konularda haksızdır, ama şu şu şu konularda haklıdır, oraları düzelttim diyorsun. Hâlâ aklımdadır, kitap önümde yok, ezberden söylüyorum, bir de sonuna ekliyorsun: “Denizde ıslanmamak mümkün değil, ama boğulmamak mümkün”.

Ne medeni cesaretli, eleştiriye açık, dogmalardan uzak, bilimi içselleştirmiş, ama hümanizmi bir kenara bırakmamış insanlar varmış bu dünyada dediğimi de hatırlıyorum. 20 sene önce.

1991’den sonra bu iki kişinin yazdıkları her satırı okudum. Herkül Millas’ın Ankaralılığını, atletliğini, mühendisliğini, çevirmenliğini, edebiyat eleştirmenliğini hayranlıkla takip ettim. Yunanistan’da Türk imajının ne olduğunu, Türkiye’de Yunan imajının ne olduğunu burnumuza sokmasını keyifle okudum, öğrendim. Ama kim ne derse desin, Tencere dibin kara’yı hiçbir şeye değişmem.

Baskın Oran’ın İzmirliliğini, Mülkiyeliliğini, Azınlık ve Milliyetçilik uzmanlığını, bağımsız adaylığını, Birgün ve sonra Radikal yazarlığını hayranlıkla takip ettim. Bütün kitaplarını okudum, öğrendim. Türkiye’de bir sürü konuda çığır açtığını, ezberleri yerle bir ettiğini keyifle gördüm. Ama kim ne derse desin, Kenan Evren’in yazılmamış anıları’nı hiçbir şeye değişmem.

Türk Yunan ilişkilerine ve Azınlık konularına ilgimin kaynağında, ama daha da önemlisi dünyaya bakışımın şekillenmesinde Baskın ve Herkül’ün hem birbirleriyle ilişkileri hem de yazıp, çizip söyledikleri vardır. Unutmadan söyleyeyim, bu tuhaf isimli iki düşünürle 1998’de Oxford’da, 1923 Zorbalıklı Nüfus Mübadelesinin 75. Yıldönümü dolayısıyla yapılan bir toplantıda tanıştım. Onlarla sık sık beraber çalışma imkânım oldu, dahası, şanslı adamım ben, dostlarım oldular.

Öğrencilerim bilirler, hep tekrar ederim, Türkçe’de en sevdiğim kelime Hâlbuki. Anlamını severim bu kelimenin. Herşey o kadar basit değildir der, gerçeğin birçok yüzü vardır der, gerçek değişkendir der. Ama kelimenin kendisini de çok severim. Yapay “saflaştırma” kıyımına kurban gitmemiştir. Bu Türkçe kelimede “Hâl” Arapça, “Bu” Türkçe, “Ki” Farsçadır. Türkçe, üç dilden kelime alıp bir tek kelime üretebilmiş. Ne güzel.

Etrafımız, kendi yarattıkları denizlere girip boğulmakla kalmayıp, herkesi boğmaya çalışanlarla dolu. Milliyetçilik propagandası, benim kimliğim senin kimliğini döver söylemi dört bir yanımızı sarmış. Hâlbuki… Hâlbuki daha çok tuhaf isimli cesur insanlar olsa, onları daha çok dinlesek, daha çok okusak, onlarla daha çok dost olsak… belki bizler de boğulmaktan kurtulur, nefes alabiliriz.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 25, 2011 dans Media, News

 

Étiquettes : , , , , , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :