RSS

Archives Mensuelles: novembre 2011

Server Tanilli’ye veda

Server Tanilli’ye veda

Dün hayata veda eden; Sosyoloji, siyaset bilimi ve anayasa hocası, Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Server Tanilli’ye veda için yarın saat 10.00’da Cumhuriyet gazetesinde tören yapılacak. Tanilli, törenin ardından Şakirin Camisi’nde kılınacak öğle namazı sonrası Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Prof. Dr. Server Tanilli, geçtiğimiz aylarda İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi’nde tedavi görmüş, vücudunda enfeksiyon ve ateşlenmelere bağlı olarak yaralar nedeniyle “greft (yamalama)” ameliyatı geçirmişti. Yazar, dün Tanilli Göztepe’deki evinde yaşamını yitirdi.

Server Tanilli 1980’den önce Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Devlet tatbiki Güzelsanatlar Yüksekokulu’nda « Uygarlık Tarihi » dersi veriyordu. 7 Nisan 1978’de silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa’ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi’nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yaptı ve Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazıları yayımlanıyor.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan « Uygarlık Tarihi (1973) », « Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş » kitaplarını yazdı. « Uygarlık Tarihi » üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. Diğer kitapları arasında şunlar sayılabilir: « Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz? », « Yüzyılların Gerçeği ve Mirası » (6 cilt), « Candide ya da İyimserlik », « Yaratıcı Aklın Sentezi: Felsefeye Giriş », « Değişimin Diyalektiği ve Devrim », « Dünyayı Değiştiren On Yıl », « Fransız Devriminden Portreler », « Anayasalar ve Siyasal Belgeler », « Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz? », « İslam Çağımıza Yanıt Verebilir Mi? », « Din ve Politika », « Voltaire ve Aydınlanma ». 2006 Sertel Demokrasi Ödülü’ne layık görülmüştür.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 30, 2011 dans News

 

Étiquettes : , , ,

PAROS 2 ÇIKTI!

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 28, 2011 dans Media, News

 

Étiquettes : , , , , ,

l’Avenir de la Turcologie

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 28, 2011 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , , , , , , ,

La Turquie hésite à créer une « zone-tampon » en Syrie

La Turquie hésite à créer une « zone-tampon » en Syrie

Le nouvel ultimatum fixé au régime syrien par la Ligue arabe a expiré. Damas n’a pas réagi aux pressions de la ligue, qui menace de prendre des sanctions économiques. La Turquie, elle, se pose en arbitre.

La Syrie a un délai supplémentaire jusqu’à vendredi soir pour répondre à l’ultimatum de la Ligue arabe, mais c’est vers Ankara que tous les regards sont tournés, avec cette question centrale : la Turquie est-elle prête à intervenir en Syrie ?

Ce matin, le chef de la diplomatie turque a assuré que son pays était disposé à agir avec la Ligue arabe, si jamais Damas ne répondait pas à l’ultimatum par des signes de détente probants. Ahmet Davutoglu assistera en ce cas à la réunion de la Ligue arabe dimanche, et continuera ses pourparlers avec l’Union européenne, l’OTAN et l’ONU pour sortir de l’impasse syrienne. La crise a déjà fait plus de 3500 morts selon l’ONU, depuis le début des protestations à la mi-mars.

Ahmet Davutoglu, chef de la diplomatie turqueAhmet Davutoglu, chef de la diplomatie turqueLa Turquie dans une position délicate

Même si Ankara prend ses distances depuis quelques mois, la Turquie a été très proche du régime de Damas. Par ailleurs, la proximité géographique, elle, ne change pas. La Turquie a d’ailleurs accueilli déjà des Syriens qui ont fui les violences, dont un groupe de militaires déserteurs, l’Armée syrienne libre.

Les Frères musulmans syriens ont appelé Ankara à intervenir, estimant qu’une telle intervention serait plus « acceptable » par la population civile qu’un scénario occidental à la libyenne.

Conseil National de l'Opposition syrienneConseil National de l’Opposition syrienneQuel appui extérieur à une intervention?

Pas question pour la Turquie d’envoyer des troupes en solo. Celles-ci en effet risqueraient de s’embourber dans un conflit qui, de plus, pourrait déborder sur son propre sol, voire encourager des velléités indépendantistes chez les kurdes de la région.

Un compromis envisagé en ce moment par la Turquie serait d’établir une « zone-tampon » côté syrien, agrémentée d’une exclusion aérienne et de la fermeture de la frontière entre les deux pays. Cela présenterait de multiples avantages pour Ankara, qui pourrait ainsi limiter les frais, cantonner le terrain des hostilités au territoire syrien, éviter un afflux massif de réfugiés et étrangler économiquement le régime de Bachar el-Assad.

Les manifestations continuentLes manifestations continuentMais pour ce faire, la Turquie a besoin, encore une fois, d’un aval international. C’est là qu’elle se heurte notamment aux réticences chinoises et russes, qui font blocage au Conseil de sécurité. Et, pour garantir l’efficacité d’une telle « micro-intervention » , il faudrait sans doute aussi une aide logistique de l’OTAN, au risque de voir se coaliser en face les alliés traditionnels de la Syrie – notamment le Hezbollah et l’Iran, ce qui ne serait pas forcément une bonne nouvelle pour la paix dans la sous-région.

Ahmet Davutoglu, le chef de la diplomatie turque, regrette le silence de Damas à l’ultimatum. Il n’en reste pas moins qu’une intervention turque en Syrie est improbable, contrairement à ce qui s’était passé en Libye.

C’est ce qu’explique ci-dessous Samim Akgönül, historien et politologue, enseignant aux universités de Strasbourg et Istanbul.

Auteur: Sandrine Blanchard
Edition: Anne Le Touzé/Jean-Michel Bos

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 27, 2011 dans Media, News

 

Étiquettes : , , , , ,

Sivas, Turquie, 2 juillet 1993

Sivas, Turquie, 2 juillet 1993

Sculptures et peintures d’Ismail Yildirim

Proposé par ACATS

Du 30 novembre au 17 décembre | De 15h à 19h

Espace Insight Strasbourg, Strasbourg

Entrée libre

Exposition de sculptures et d’oeuvres picturales dIsmail Yildirim en hommage aux victimes de Sivas du 2 juillet 1993, moment clé et point de départ des organisations Alévis en Europe.
Sivas est une ville symbole. Au premier quart du 20ème siècle, c’est là que se tient l’un des premiers congrès kémalistes.
En 1992, symboliquement, s’y retrouvent des intellectuels «progressiste » turcs : écrivains, journalistes, peintres, musiciens, danseurs et poètes. Des islamistes, plus de quinze mille, cernent leur hôtel et, pendant une journée entière, frappent et injurient. Au soir, l’hôtel est brûlé : trente sept intellectuels et artistes perdent la vie. L’Etat, qui avait admis le principe de symposium, n’a fait intervenir ni la police ni l’armée.
Pour Ismail Yildirim, le choc est bouleversant, générateur de colère et de rage, tant l’enracinement des contradictions de son peuple lui fait peur, tant le sacrifice froidement accepté de ses pairs le déchire.
Sa peinture, à cette époque, devient foisonnante et s’exaspère ; le mur et la toile, le panneau, le papier ne suffisent plus. Comme si le bois, le feu et la cendre s’accordaient davantage au souvenir, émerge alors le besoin de sculpter, la passion du volume qui hante l’espace.

Du lundi au samedi
Vernissage en présence de l’artiste le mercredi 30 novembre à 18h30
Un livre de photographies des oeuvres exposées sera présenté à l’issue de l’exposition.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 27, 2011 dans Manifestations culturelles

 

Étiquettes : , , , , , , ,

Hâlbuki

Hâlbuki

Samim Akgönül

http://www.turkishgreeknews.org/tr

1986 mıydı? 1987 mi? Tam hatırlayamıyorum. Bir kitap okudum. Hayatım değişti. Baskın Oran isimli bir yazarın Batı Trakya diye bir yerle ilgili bir kitabıydı bu. Hatırlıyorum, « ne tuhaf ismi var bu adamın» deyişimi. Baskın diye isim mi olurmuş? Kitabı okudum, elbette Yunanlara, soydaşlarıma, kardeşlerime yaptıkları zulümden ötürü çok kızdım, neydi bu Yunanlardan çektiğimiz yahu? Ama… kitapta bir tuhaflık da yok değildi. Bir kere yazar alışık olduğum hamasi edebiyatı yapmıyordu. Her olayı analiz ediyor, kavramları açıklıyor, durumlara birkaç açıdan bakmaya çalışıyordu. Daha da önemlisi, Yunanistan’ı azınlık politikaları yüzünden eleştirirken, Türkiye’nin azınlık politikalarına da değiniyor, okuyucuyu hiçbir zaman rahat bırakmıyordu. Pusulamı biraz şaşırmıştım.

Ama kendimi hemen eğitim sisteminden gelen tatlısu kemalist milliyetçiliğinin şefkatli ve rahatlatıcı kollarına geri bıraktım. Türkiye’de azınlık yoktu bir kere. Bütün bunlar emperyalist güçlerin Türkiye’yi bölmek için uydurduğu şeylerdi. Evet efendim.

İçin için bu adama kızdım da. Beynime Türkiye’de kimlikleri yüzünden ezilen, baskıya uğrayan, sürülen, öldürülen insanlar olduğu kurdunu soktuğu için. Hele hele yazarın 12 Eylül’de, kendimi konumlandırdığım cenahtan olması sebebiyle çektiklerini öğrenince iyice karıştı kafam. Zaten kafa mı bırakmıştı Türkiye’de 12 Eylül ertesi lise eğitim politikası?

Bu ‘azınlık’ meselesi hakkında, bir de Türk-Yunan ilişkileri konusunda biraz biraz okumaya başladım. Türkçe şeyler okuduğum için her okuduğum kitap sonrası rahatlıyor ama her seferinde Baskın Oran’ın kitabını hatırlayıp, tekrar okuyup, gene kendi sinirlerimi bozuyordum.

Fakat vurucu darbe 1991’de geldi. Kitabı birine vermiştim herhalde. Geri gelmemişti. Bir baktım ikinci baskısı çıkmış. Hemen aldım. Bir de ne göreyim. Duble şok:

1) Kitaba Herkül Millas isimli biri eleştiri yazısı yazmış. Benim milliyetçilik karşıtı olarak gördüğüm kitabı beğendiğini ama gene de içinde milliyetçiliğin gizli, bilinçsiz izlerinin bulunduğunu örnekleriyle göstermişti. “Ne tuhaf bir ismi var bu adamın” dediğimi hatırlıyorum. Herkül diye isim mi olurmuş? Hem de Türkçe yazmış yazısını. İsmi Herkül olan bir kişi nasıl böyle Türkçe yazabilir ki? Hem de bu kadar ince bir analizle. Hem de beni rahatsız eden ama hayran olduğum kitaba.

2) Baskın Oran kızmamış, sinirlenmemiş, utanmamış, sıkılmamış, ikinci baskının sonuna bu eleştiri yazısını olduğu gibi almıştı. Yahu milliyetçilik karşıtı yazdığın kitabına adamın biri milliyetçi izler var diye eleştiri yazısı yazıyor, sen bu yazıyı kitabının içine sokuyorsun! Sokmakla kalmayıp bir de önsöz döşeniyorsun ikinci baskıya. Şu şu konularda haksızdır, ama şu şu şu konularda haklıdır, oraları düzelttim diyorsun. Hâlâ aklımdadır, kitap önümde yok, ezberden söylüyorum, bir de sonuna ekliyorsun: “Denizde ıslanmamak mümkün değil, ama boğulmamak mümkün”.

Ne medeni cesaretli, eleştiriye açık, dogmalardan uzak, bilimi içselleştirmiş, ama hümanizmi bir kenara bırakmamış insanlar varmış bu dünyada dediğimi de hatırlıyorum. 20 sene önce.

1991’den sonra bu iki kişinin yazdıkları her satırı okudum. Herkül Millas’ın Ankaralılığını, atletliğini, mühendisliğini, çevirmenliğini, edebiyat eleştirmenliğini hayranlıkla takip ettim. Yunanistan’da Türk imajının ne olduğunu, Türkiye’de Yunan imajının ne olduğunu burnumuza sokmasını keyifle okudum, öğrendim. Ama kim ne derse desin, Tencere dibin kara’yı hiçbir şeye değişmem.

Baskın Oran’ın İzmirliliğini, Mülkiyeliliğini, Azınlık ve Milliyetçilik uzmanlığını, bağımsız adaylığını, Birgün ve sonra Radikal yazarlığını hayranlıkla takip ettim. Bütün kitaplarını okudum, öğrendim. Türkiye’de bir sürü konuda çığır açtığını, ezberleri yerle bir ettiğini keyifle gördüm. Ama kim ne derse desin, Kenan Evren’in yazılmamış anıları’nı hiçbir şeye değişmem.

Türk Yunan ilişkilerine ve Azınlık konularına ilgimin kaynağında, ama daha da önemlisi dünyaya bakışımın şekillenmesinde Baskın ve Herkül’ün hem birbirleriyle ilişkileri hem de yazıp, çizip söyledikleri vardır. Unutmadan söyleyeyim, bu tuhaf isimli iki düşünürle 1998’de Oxford’da, 1923 Zorbalıklı Nüfus Mübadelesinin 75. Yıldönümü dolayısıyla yapılan bir toplantıda tanıştım. Onlarla sık sık beraber çalışma imkânım oldu, dahası, şanslı adamım ben, dostlarım oldular.

Öğrencilerim bilirler, hep tekrar ederim, Türkçe’de en sevdiğim kelime Hâlbuki. Anlamını severim bu kelimenin. Herşey o kadar basit değildir der, gerçeğin birçok yüzü vardır der, gerçek değişkendir der. Ama kelimenin kendisini de çok severim. Yapay “saflaştırma” kıyımına kurban gitmemiştir. Bu Türkçe kelimede “Hâl” Arapça, “Bu” Türkçe, “Ki” Farsçadır. Türkçe, üç dilden kelime alıp bir tek kelime üretebilmiş. Ne güzel.

Etrafımız, kendi yarattıkları denizlere girip boğulmakla kalmayıp, herkesi boğmaya çalışanlarla dolu. Milliyetçilik propagandası, benim kimliğim senin kimliğini döver söylemi dört bir yanımızı sarmış. Hâlbuki… Hâlbuki daha çok tuhaf isimli cesur insanlar olsa, onları daha çok dinlesek, daha çok okusak, onlarla daha çok dost olsak… belki bizler de boğulmaktan kurtulur, nefes alabiliriz.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 25, 2011 dans Media, News

 

Étiquettes : , , , , , ,

Sevval Sam

Plus qu’un jour pour l’inauguration du festival et le concert de Sevval Sam

Inauguration à 14h à la salle de la Bourse, vous êtes toutes et tous invités, entrée libre

Concert à 20h30 Cité de la Musique et de la Danse, billets en vente à l’ASTU, Salle de la Bourse et aux autres points de vente

 

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 25, 2011 dans Manifestations culturelles

 

Étiquettes : , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :