RSS

Archives Mensuelles: février 2011

journée d’études turques

JOURNEE D’ETUDES TURQUES 2011


organisée par
le Centre d’études turques, ottomanes, balkaniques et centrasiatiques

(CETOBaC – UMR 8032, CNRS-EHESS-Collège de France)
et
la Bibliothèque Nationale de France

BnF, Site François-Mitterrand, Petit Auditorium

Vendredi 1er Avril 2011

Programme


9h Accueil des participants

9h15 Présentation

Denis BRUCKMANN, Directeur des Collections, BnF

 

Nathalie CLAYER, directrice du CETOBAC

 

9h30 Sources et ressources documentaires pour la turcologie : Paris-Istanbul

Présidence : Gilles VEINSTEIN, Collège de France, CETOBAC

– Sara YONTAN, chargée des collections turques, BnF

L’offre de la BnF au service de la turcologie

-Madeleine BARNOUD, responsable de service au public, département Cartes et Plans, BnF
Diversité et richesse d’une collection peu connue

-Lorans TANATAR BARUH, directrice scientifique, Centre d’archives et de recherches de la Banque ottomane, Istanbul
La presse francophone ottomane sur la Toile et autres projets de numérisation


11h Pause-café


11h30 Jeune recherche : sources et objets

Présidence : Alain SUPIOT, IEA-Nantes

-Juliette DUMAS, doctorante CETOBAC- IFEA, Istanbul
Une source pour l’histoire de la famille dans la société ottomane : les vakfiyye

-Ségolène DEBARRE, doctorante à l’UMR 8504 Géographie-Cités
La carte et le terrain. Les sources cartographiques allemandes sur l’Anatolie (XIXe)

-Emmanuel SZUREK, doctorant CETOBAC-ENS
Prendre langue avec les Turcs. Les sources de la dil devrimi (révolution linguistique)

 

13h00 Déjeuner

 

14h30 Anthropologie et littérature dans le sillage d’Altan Gökalp

Présidence : Maurice GODELIER, EHESS

-Hélène BAYARD-ÇAN, Université de Çukurova, Adana (Turquie)

Le Rôle du « jour de réception » au sein du réseau de voisinage. L’exemple d’un quartier d’Adana

-Gilles DE RAPPER, CNRS-IDEMEC
Eléments turcs dans le vocabulaire de la parenté albanais

-Timour MUHIDINE, INALCO-CETOBAC
Un triumvirat littéraire au service de l’anthropologie : Dede Korkut – Karagöz – Yachar Kemal


16h Pause

 

16h30 Alain CAROU, Département de l’Audiovisuel, BnF
Bref parcours dans les collections audiovisuelles de la BnF


16h45-17h40
Projection du documentaire Troisième sexe à Istanbul suivie d’une discussion en présence de Brigitte DELPECH, réalisatrice du film


18h30-19h45 Cocktail
(Belvédère, Tour des Lois, 18e étage) & présentation des publications

———–

Bibliothèque nationale de France
Petit auditorium (entrée par le Hall Est)
Quai François-Mauriac
75706 Paris Cedex 13

(entrée libre)

 
Poster un commentaire

Publié par le février 28, 2011 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Traduire le monde turc

PROGRAMME :

9.00 h  : Accueil des participants

9.30 h – 10.00 h : Johann STRAUSS (MC, UdS/CNRS): « Introduction »

10.00 h – 10.30 h : Paul DUMONT (professeur, UdS/CNRS) : « La littérature turque dans les périodiques de langue française des années 1930 à nos jours »

10.30 h – 11.00 h :                 pause café

11.00 h – 11. 30 h : Naoum ABIRACHED (UdS/ITIRI): « Du français à l’arabe; d’un système à un autre »

11.30 h – 12.15 h : Ragıp EGE (professeur, BETA (UMR 7522 du CNRS): « Traduire les philosophes : exemples turcs »

déjeuner

14.00 h – 14.30 h Elvin ABBASBEYLI (doctorant, UdS): « Les Drogmans : fonctions et réalisations »

14.30 h – 15.00 h : Hakkı BAŞGÜNEY (doctorant, Université du Bosphore/UdS) : « L´évolution du turc pendant les dernières 50 années ».

15.00 h – 15.30 h : Burçak FAKIOĞLU (doctorante, UdS): « Nouvelles orientations dans l´activité de traduction en Turquie depuis  les années 1940 »

15.00  h –  15.30 h :   pause café

15.30 h – 16.00 h : Çiğdem KURT (doctorante, Université technique de Yıldız/UdS): « Molière en Turquie : la traduction turque des Fouberies de Scapin par Âli Bey (1874) »

16.00 h – 16.30 h : Edgard WEBER (professeur, UdS): « Les traductions françaises des Mille et Une Nuits. »

16.30 – 17.00 h : Daniel ROTTENBERG (doctorant, UdS): « La confusion des genres ».

17.00 : Clôture

 
Poster un commentaire

Publié par le février 18, 2011 dans Manifestations scientifiques

 

Étiquettes : , ,

İsviçre’de İsviçreli olmamak zor

İsviçre’de İsviçreli olmamak zor

Samim Akgönül
[Ocak 2011 – Sayı: 62]

Çikolatalar, bankalar, saatler, kayak pistleri. Aklınıza herhalde bunlar geliyordur İsviçre denince. Biraz da zenginliğin simgesidir İsviçre. Başka şeyler de söylenebilir bu dağ ülkesi konusunda.  Bir kere ‘tarafsızlığı’ ile ün yapmıştır uluslararası toplumda. O yüzden de 20. Yüzyılın başından beri birçok uluslararası antlaşma, sözleşme, barış belgesi bu ülkede imzalanmıştır. Herhalde 1923 Lozan Antlaşması’nı hatırlatmaya gerek yok. Bu ‘tarafsız’ konumu sayesinde bugün bile birçok iki taraflı ve çok taraflı toplantıya ev sahipliği yapar İsviçre. Daha dün Türkiye Ermenistan protokolü bu ülkede imzalandı. İsviçreliler bu tarafsızlık özelliklerine halel getirmemek için Avrupa Birliği’ne dahi girmemişlerdir. Anlayın ne kadar bağlıdırlar ‘barış’ ülkesi olmaya. Ülkede bulunan birçok Uluslararası örgütün merkezleri de bunu kanıtlar. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Çalışma Örgütü ve diğer başka kurumlar bu ülkenin şehirlerinde konuşlanmışlardır.

 

Konfederal bir ülkedir İsviçre. Yerel kimliklere saygıda en ufak bir kusur etmez. Ülkedeki kantonlar adeta birer küçük devletler gibidirler. İçişlerinde neredeyse tamamen egemendirler. Ama gene de güçlü bir İsviçrelilik kimliği gelişebilmiştir ülkede. Fransızca, Almanca ya da İtalyanca konuşsalar da, İsviçreliler ulusal kimliklerine bağlıdırlar. Direkt demokrasinin de kalelerindendir. Her fırsatta bir referandum yapılır bu ülkede. Referanduma sunulan konular federal parlamentodan da gelebilir, halk inisiyatifinden de. İşte zurnanın zırt dediği yer de burasıdır.
Bir kere baştan altını kalın bir çizgi ile çizerek söyleyelim. Referandum demokratik bir etkinlik değildir. Referandum, son derece çetrefilli konuların mümkün olduğu kadar basite indirgenmiş bir soruya dönüştürülmesi ve bu soruya sadece evet ya da hayır denilmesinin istenmesidir. Dolayısıyla her basite indirgenmiş soru halkı ikiye böler ve sonuç gene basite indirgenmiş olur. Bu sorun, teknik konular referanduma sunulduğunda fazla ortaya çıkmayabilir. Örneğin ‘Hava Trafiğinin Düzenlenmesi için özel bir finansman sağlanması’ konusunda yapılan referandumun (29 Kasım 2009) sonuçları (%65 Evet) ülkedeki huzuru doğrudan etkilemeyebilir. Ancak referandumda sorulan soru kimlikle ve daha da önemlisi kimliksel algılamalarla ilgiliyse, diğer bir deyişle öznel ise, sonuç ne olursa olsun mutlaka toplumda derin yaralar açar.
Bir süredir, İsviçre Batı Avrupa’nın kimliksel hastalığına yakalanmış imajını vermekte. 2009 rakamlarına göre nüfusu aşağı yukarı 8 Milyon olan ülkede gene yaklaşık 1 Milyon 300 Bin yabancı yaşamakta. Ancak bunarın 1 Milyonu AB ülkelerinin vatandaşları yani ‘İsviçrelilik kimliğine’ bir tehdit olarak algılanmıyorlar. AB dışı ülkelerden gelenlerin başında 70 Binlik bir nüfusla Türkiye vatandaşları geliyor. İsviçrelileri geleneksel sakinliklerinden koparan, onlara ‘eyvah kimliğimiz elden gidiyor’ dedirten de işte bu ‘Avrupa dışı’ göç.
Son iki senede İsviçrelilerin dünyaya bakış açısının artık daraldığını gösteren iki referenadum yapıldı. Birincisi hem Müslüman ülkelerde hem de Batı Avrupa’da çok tartışılan, İsviçreli sağcıların gündeme getirdikleri minare karşıtı referandum. 29 Kasım 2009’da yapılan bu referanduma seçmenlerin %54’ü katıldı. Fransızca konuşulan batı kantonlarının dışındaki bütün kantonlarda minare yapılmasına karşı çıkanlar açık ara farkla önde geldiğinden, ülke genelinde %57,5’luk bir sonuçla yeni minare yapımı yasaklandı. Minare konusu başörtüsü sorunu ile çok benzer bir konu. Meşrû olmayan bir dinin görünürlüğüdür söz konusu olan. Mimarî değil. Ülkede, ‘geleneksel’ İsviçre mimarisine uymayan bir çok Budist tapınak var. Ancak Budizm korkulan bir aidiyet olmadığından Padoklar kimliksel bir sorun teşkil etmiyor. Minareler ise İsviçreliliğe yönelmiş süngüler olarak nitelendiriliyor. Bu sonuç başta Fransa olmak üzere bütün Batı Avrupa’da özellikle ırkçı sağ partiler tarafından örnek gösterildi. İsviçreliler cesur bir karar almışlardı, Fransa’nın, Hollanda’nın ya da Belçika’nın İsviçre örneğini izlemesi gerekirdi, vs.
Yukarıda bahsedilen referandumdan tam bir sene sonra 28 Kasım 2010’da bu sefer suç işleyen yabancıların sistematik olarak sınır dışı edilmeleri hakkında bir referandum yapıldı. Sonuç % 53’lük  evet oyuyla sınırdışı lehine çıktı. Gene batı kantonlarında sonuç daha düşük oldu. Ancak özellikle merkez kantonlarında, yani yabancıların EN AZ olduğu bölgelerde sonuç çok yüksek çıktı. Bu da yabancı korkusunun rasyonel bir korku olmadığını, konunun bir tehdit algılaması olduğunu rahatlıkla gösterebilir. Özetle söylemek gerekirse hapis cezası gerektiren bir suç işleyen AB dışı bir vatandaşlığa sahip İsviçre sakini, cezasını çektikten sonra sınır dışı edilecek. Buna hukuk literatüründe çifte ceza deniyor. Bu işlemin caydırıcı olduğu ileri sürülmekte. Yani hırsızlık yapmaya, cinayet işlemeye ya da birine tecavüz etmeye karar veren bir esmer İsviçre sakini, kendi kendine “sadece hapis cezası alsam iyi, bir de sınırdışı edileceğim, ben bu işten vazgeçeyim bari” diyecek!
Konuyu gündeme getiren Merkez Demokratik Birlik (Union Démocratique du Centre / Schweizerische Volkspartei-UDC/SVP) isimli bir parti. Fransızca ismindeki ‘Merkez’ ve ‘Demokratik’, Almanca ismindeki ‘Halk’ kelimelerine bakmayın. Bildiğimiz ırkçı sağ parti. Her geçen gün İsviçre’de güçleniyor. 2007 seçimlerinde oyları %29’a kadar çıktı.
Partinin öncelikleri siyasî yelpazedeki yeri hakkında bir fikir verebilir:
•    İsviçre’nin tarafsızlığının sıkı bir şekilde korunması
•    İsviçre’nin NATO, AB ya da BM ile ilişkilerinin asgariye indirilmesi
•    Askerlik reformu karşıtlığı
•    Sığınma hakkının kısıtlanması
•    İsviçre vatandaşlığına 3. nesilden sonra otomatik olarak geçişin iptal edilmesi
•    İç güvenliğin ve polis sayısının artırılması
•    Vergilerin ve kamu harcamalarının azaltılması
•    Demir yollarının kısıtlanıp otoyollara öncelik verilmesi
•    Toplu taşımacılığa öncelik veren politikaların kısıtlanması (bireysel özgürlüklere saygı çerçevesinde !)
•    Çocuklu ailelere verilen kreş yardımının kısılması (Göçmenler İsviçreli ailelerden daha çok çocuk yaptıkları için)
•    İkinci Dünya Savaşı’nda İsviçre’nin tutumunu eleştiren söylemlerin engellenmesi
•    İsviçreliler ile İsviçreli olmayanlara uygulanan yasalar önünde eşitlik ilkesinin terk edilmesi.
Görülebileceği gibi, UDC/SVP Batı Avrupa’daki bütün sağcı ve ırkçı partilerin klasik bir benzeri. Ancak komplekssiz olarak yukarıdaki düşünceleri dile getirmesi kendisini bir örnek haline getirdi. Bu partinin gündeme getirdiği iki referandum (2002’de ‘sığınma hakkının kısıtlanması’ ve 2008’de ‘3. neslin İsviçre vatandaşlığına geçişinin otomatik olmaması’) İsviçre seçmenleri tarafından kıl payı farkla reddedilmişti. Ancak son iki senedir artık seçmenler de UDC/SVP’ye yaklaşmış görünüyorlar. Partinin kullandığı, 1930’ların Nazi afişlerine benzer afişler işe yaramışa benziyor. Son referandumda kullanılan aşağıdaki afiş ırkçı söylemin artık zincirlerinden kurtulduğunun bir işareti. Diğer referandumlar için kullanılan afişler de  benzer temalar işlemekte.


‘Daha çok Güvenlik için’

Evet, UDC/SVP İsviçre’nin değişmesini istemiyor. İsviçrelilerin yarısı da küreselleşmenin dayattığı değişimden korkuyor. Her zaman olduğu gibi genel gidişata duyulan korku, rahatlıkla yabancı düşmanlığına dönüşebiliyor. Toplumsal kuraldır: kendilerinden ve geleceklerinden emin olmayan uluslar derhal bir günah keçisi bulurlar. Bu günah keçisi de her zaman yabancılar ve azınlıklar olur. Böylece işsizliğin, fakirliğin, güvenlik sorunlarının, şehirlerin çirkinleşmesinin hatta küresel ısınmanın sorumlusu bulunmuş olur. Ve hayat güzelce akar gider. İsviçreliler de bu genel kurala aykırı davranmıyorlar.

Azınlıkça – Sayı: 62 – Aralık 2011

 
Poster un commentaire

Publié par le février 13, 2011 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , ,

Toplumsal Hareketlilik ve Devrim

Tersi ve Yüzü’nde bu hafta Mısır’daki olaylar üzerinden modern toplumlarda

sınıfsal ve yatay hareketlilik


viaKüre TV – Tersi ve Yüzü – Toplumsal Hareketlilik ve Devrim.

 
Poster un commentaire

Publié par le février 5, 2011 dans News

 

Étiquettes : , , , , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :