RSS

Archives Mensuelles: octobre 2010

Libertad para los mapuches

Şili’nin dağ Şililileri

Samim Akgönül

Radikal, 24.10.2010

33 madencinin yer altından çıkarıldığı ve madenci haklarına büyük saygı gösteren Şili’de başka şeyler de oluyor bu aralar. Santiago sokakları ‘Libertad para los mapuches’ sesleriyle inliyor. Mapuçe aktivistleri her gün yürüyüş yapıyor. Zira ‘terörist’ olarak suçlanan siyasi tutukluları açlık grevinde. Hükümet bir ‘hayata dönüş operasyonu’ düzenlemeye hazırlanıyor.
Mapuçeler ise direniyorlar. Ağustos 2009’da güvenlik güçlerinin bir çiftliğe yaptıkları operasyonda öldürülen Jaime Mendoza Collio’dan sonra ‘Mapuçe Toprak Birliği’ isimli örgüt kurulmuş, liderliğini Jose Nain üstlenmişti. Örgüt, Şili devlet terörüne karşı topyekun mücadele kararı aldı. Bugün de ‘Terörle Mücadele Yasası’ndan tutuklanan 96 Mapuçe aktivistinin serbest bırakılmasını talep ediyorlar. Bu aktivistlerin arasında yalnız dördü mahkum edildi, gerisi tutuklu. Sadece özgürlük talep ettikleri, ayrımcılığa karşı çıktıkları için şiddetli polis operasyonlarında tutuklandılar, kameraların karşısında kelepçelenip küçük düşürülmeye çalışıldılar. Aylardır mahkemeye çıkarılmayı bekliyorlar. Ama cunta zamanından kalma Terörle Mücadele Yasası, cezaya dönüşen tutuklamalara olanak tanıyor. Zaten cunta devri bitse de Anayasa değişememiş. Mapuçeler yeni demokratik bir anayasa istiyorlar. Kültürel ve siyasi haklarını garanti altına alan sivil bir anayasa.

Yok etme
Mapuçeler Şili’nin kültürel azınlıklarından ve yerli halklarından biri. Kendi dillerinde Mapuçe, ‘Toprak Halkı’ demek. Toplam nüfusun yüzde 5’ini oluşturuyorlar. Neredeye 700?bin kişilik bir topluluk. 17. yüzyıldan itibaren İspanyol sömürgecilere karşı direniyorlar. 1810’dan beri Şili’de egemen çoğunluk tarafından eziliyorlar. Ama en çok da 1973’ten sonra Pinochet rejimi eziyet etmiş Mapuçelere. Önce kırıma uğramışlar, teker teker öldürülmüşler. Şili’nin ‘Cumartesi Anneleri’ arasında, oğulları ve kocaları faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş, diktatörlüğün işkencehanelerinde kaybolmuş birçok Mapuçeli kadın var.
Sonra acımasız bir asimilasyona tabi tutulmuşlar. Nüfusta denge oluşturmak için yaşadıkları bölgeye İspanyol asıllılar yerleştirilmiş, kimileri başkent Santiago’ya zorla göç ettirilmiş, kimisi de açlıktan ve sefaletten kaçmak için Şili’nin ortasındaki Mapuçe bölgesini terk etmiş. Cunta döneminde ve sonrasında da zorla İspanyolca öğretilmiş bu yerli halka, anadilleri yasaklanmış, etnik sembolleri, kıyafetleri, şarkıları terör göstergesi olarak algılanmış. Son olarak Mapuçe kültürü biblolaştırılmaya çalışılmış. Mapuçelik turistik bir folklor haline getirilmiş. Kültürleri, dilleri, müzikleri, kıyafetleri, İspanyolca konuşurkenki şiveleri küçümsenmiş. Ama Mapuçeler hâlâ direniyor.

Özerklik talebi
Mapuçelerin talepleri çok basit. Her şeyden önce demokratik bir Şili istiyorlar. Cuntanın bütün izlerinin silinmesini, yeni demokratik bir anayasa yapılmasını, kurumsallaşmış ırkçılığın bitmesini, devletin şiddet uygulamayı bırakıp şefkat göstermesini istiyorlar. Özellikle Mapuçe bölgesine yığılan askeri birliklerin çekilmesini ve bölgedeki olağanüstü hal uygulamasının sonlanmasını talep ediyorlar.
Bütün siyasi tutukluların serbest kalması, genel af ilan edilmesi ve ifade özgürlüklerinin iade edilmesi için direniyorlar. Hapise tıkılma korkusu olmadan haklarını savunabilmek için savaşıyorlar. Ayrıca kendi bölgeleri için özerklik istiyorlar. Kendi yaşadıkları bölgenin kaderinde söz sahibi olmayı talep ediyorlar. Elbette Mapungundun denilen Mapuçe dilinde eğitim hakkını elde etmek için de direniyorlar.
Fakat Şili hükümeti şimdilik bu talepleri reddediyor. Zira cuntadan beri bütün Mapuçe toprakları teker teker önce istimlak edildi, daha sonra da ormancılık ve madencilik şirketlerine ve elektrik santrallerine peşkeş çekildi. Bölgelerinin sahibi Mapuçeler, yıllar içinde Şili’nin en fakir halkı haline geldi. Gerçek bir etno-sınıf oluşturdular. Mapuçelerin kavgası, Şili’nin geleceğini belirleyecek gibi duruyor. Şili, Türkiye’ye o kadar da uzak bir ülke değil sanki.

Publicités
 
Poster un commentaire

Publié par le octobre 26, 2010 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , ,

mots voyageurs

Des chercheurs traquent les mots voyageurs

Le Temps, le livre de la semaine

12 octobre 2010

Occident, laïcité, opinion publique, humanitaire… Que recouvrent à vrai dire ces concepts qui saturent non seulement l’espace public, mais aussi le champ des sciences humaines et sociales?

Emmanuel Gehrig

 

Occident, laïcité, opinion publique, humanitaire… Que recouvrent à vrai dire ces concepts omniprésents dans l’espace public et dans le champ des sciences humaines et sociales? Journalistes, essayistes et chercheurs emploient ces termes parfois sans se soucier de leur trajectoire historique. A lire ce Dictionnaire des concepts nomades, on se rend compte à quel point certains mots voyagent, charriant des visions du monde et des desseins changeant au fil du temps.

C’est cela que les auteurs de ce livre ont entrepris de mettre minutieusement au jour. Sous l’égide d’Olivier Christin, professeur d’histoire moderne à l’Université de Neuchâtel, chacun des 25 chercheurs européens s’est concentré sur une entrée: constructions idéologiques comme celles citées plus haut, termes recoupant des groupes sociaux comme «mouvement ouvrier», «avant-garde» ou «Junker», ou encore qui concernent l’Etat et l’administration. Leur but n’est pas une recherche étymologique: ils traquent le passage de ces mots dans la bouche des politiques, des cercles de lettrés, dans les manuels scolaires, et observent leurs variations à travers l’histoire. Ils confrontent ces termes d’un pays à un autre, analysent le sens des emprunts, renoncent totalement à l’illusion de l’exception nationale (par exemple, la France n’a pas l’exclusivité du mot «absolutisme»). Au final, ces lexiques mouvants offrent un éclairage original sur l’histoire – incarnée – de la pensée.

Laïcité en Turquie

Par exemple, l’article intitulé «laïcité, laiklik» de Samim Akgönül, maître de conférences au département d’études turques à Strasbourg, est passionnant car il analyse la manière par laquelle ce terme a voyagé plusieurs fois entre la France et la Turquie. Alors que la IIIe République naissante croise le fer contre le clergé catholique, les Jeunes-Ottomans, éblouis par l’Exposition universelle de Paris en 1867, construisent le sens d’une laïcité progressiste s’opposant au retard civilisationnel causé par la religion. Importée ainsi dans l’Empire, cette «laiklik» fera le lit du kémalisme. Pourtant, la jeune république turque ne verse pas dans l’anticléricalisme comme la France à pareille époque: la nouvelle structure politique «à l’occidentale», tournée vers l’extérieur, se calque sur une population «sociologiquement musulmane». L’auteur se penche enfin sur les enjeux scolaires, les débats vestimentaires, qui surgissent alternativement dans les deux pays.

Prenons aussi «Occident», terme devenu embarrassant pour les chercheurs, tant sa dimension idéologique a pris le pas sur son acceptation géographique – déjà vague – au XIXe siècle, quand il s’opposait à un Orient tumultueux et retardé. Le professeur d’histoire Claude Prudhomme montre que ce concept a toutefois retrouvé une nouvelle jeunesse en devenant un outil pour penser et mettre en question l’universalité et la mondialisation.

Ce dictionnaire ouvre un chantier immense dont la finalité est double: inviter les chercheurs en sciences humaines à se pencher davantage sur la profondeur de leur lexique et combler le fossé entre les cultures, qui parfois «ne se comprennent pas alors qu’elles parlent de la même chose», comme le dit Olivier Christin.

Dictionnaire des concepts nomades
en sciences humaines, sous la direction
d’Olivier Christin, Métailié, 399 pages.

 
Poster un commentaire

Publié par le octobre 18, 2010 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , ,

 
%d blogueurs aiment cette page :