RSS

Yeni Agos Yazısı

18 Sep

3 Âyin

Samim Akgönül

Agos, 17 Eylül 2010

Türkiye’de Yaz-Sonbahar 2010 döneminin epey dinsel geçtiğini söylemek mümkün. Elbette Ramazan ayı ve Şeker bayramı, her zaman olduğu gibi dinin boyalı sayfa ve Coca Cola satışlarına alet edilmesine şahit oldu. Her sene olduğu gibi yılın 11 ayı internet sitelerini frikik fotoğraflarıyla dolduran gazeteler huşû içinde özel ruhanî sayfalar düzenlediler. Her sene olduğu gibi yılın 11 ayı yarı çıplak genç kusursuz vücutlarla gazlı içecek satmaya çalışanlar beyaz saçlı nur yüzlü nineden pırıl pırıl güleç tosun torunlara kadar sonsuz saadet içeren iftar sofraları sundular ekranlarda.

Ancak bu senenin bir farkı olduğunu söyleyebiliriz. Zira bu dönem Türkiye’deki gayrimüslimler için de dinî geçti. Hem de gayrimüslim dinselliği, belki de ilk defa, ana akım medyada yer buldu ve dolayısıyla, bir kamuoyu tartışmasına olanak verdi.

Toplam 3 âyin düzenlenmiş olacak bu dönemde.

Kronolojik sıraya göre, 30 Haziran’da Adıyaman Mor Petrus-Mor Pavlus Kilisesi’nde Dünya’nın birçok ülkesinden ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden gelen çok sayıda Süryani’nin katılımıyla ’12. Süryani Kadim Cemaati Büyük Âyini’ gerçekleştirildi. Âyinde Mor Petrus-Mor Pavlus Kilisesi Metropoliti Melki Ürek ‘Bu kutsalların duasıyla ülkemizde birlik ve beraberliğin, dünyada barışın hakim olmasını diliyoruz’ dedi.

14 Ağustos’ta geleneksel Meryem Ana Âyini 88 yıl sonra ilk defa Sümela Manastırında yapıldı. ABD, Rusya, Gürcistan, Yunanistan ve Türkiye’den 500 kadar Ortodoksun katıldığı âyini Patrik Bartholomeos yönetti. Patrik âyinde ‘Bir arada yaşam kültürü medeniyetimizin bize bıraktığı mirastır. Bu mirası yaşatalım, öğretelim ki acılar bir daha yaşanmasın » dedi.

19 Eylül’de Van Akdamar Kilisesi’nde binlerce Ermeni’nin katılımıyla yapılacak 3. tarihî âyin de benzer mesajlara vesile olacak besbelli.

Bu üç âyinin anlamını kavramaya çalışanlar Türkiye basınında 3 değişik tip yorumla karşılaştılar. Birinci tip yorumlarda vurgu Türkiye’nin ve Türklerin ne kadar hoşgörülü, ne kadar demokrat olduğu konusunda yapıldı. Bu yorumlarda ibadet özgürlüğü değil, ‘bir kerecikten birşey olmaz’ fikri öne çıktı. Ayrıca bu âyinlerde bile ‘Türkiye’nin çıkarları’ gözetiliyordu. ‘Yurtdışındaki imajımız için çok iyi olmuştu’. Yani yapılan, şimdiye kadar verilmemiş doğal bir hakkın teslimi değil, ulusal çıkarlara hizmet eden akıllıca bir manevraydı.

İkinci tip yorumlar elbette bunun tam zıttı oldu. Özellikle ulusalcı çevreler bu âyinleri birer ihanet şeklinde lanse ettiler. Türkiye’nin altı oyuluyordu. Yavaş yavaş, Pontus, Bizans ihya ediliyor, Ermenilere taviz veriliyor, Türkiye’nin milli yapısı gün geçtikçe bozuluyordu. Âyinlerdeki din adamlarının ‘birlik beraberlik’ mesajları da işte bu tip alışılagelmiş tepkileri sezdiklerinden verildi.

Cılız da olsa, bu 3 âyine azınlıklar tarafından bakanlar da olmadı değil. Haklarını yemeyelim. Sonuçta bu 3 etkinlik Laik bir ülkede son derece normal görülmeliydi. Diğer bütün Türkiye vatandaşları gibi, hatta diğer bütün bireyler gibi gayrimüslimlerin de âyin yapmaya hakları vardı ve bu bu kadar büyütülecek birşey değildi. Bu âyinler ne Türkiye’nin şanının yürümesi için yapılıyordu, ne de Türkiye’ye ihanetti. Normal birer ibadettiler.

Gerçekten de bu 3 âyinin anlamı, diğer bütün toplumsal olaylar gibi, nereden baktığınıza ve neyi görmek istediğinize bağlı olarak değişmekte.

Teknik açıdan bakıldığında ortada tartışılacak bir konu yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi, dillerden düşmeyen Lozan Antlaşması’nın 38. Maddesinin ikinci fıkrası şüpheye yer vermeyecek kadar açıktır: ‘Türkiye’de oturan herkes, her inancın, dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallarıyla çatışmayan gereklerini, ister açıkta isterse özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahiptir.’ Maddede ne azınlıklardan, ne gayrimüslimlerden ne de Türkiye Vatandaşlarından söz edilmektedir. Söz konusu olan, temel insan haklarından biridir ve bugün bu hakkın ‘lütfen’ tanınmış olması, Türkiye’nin ‘hoşgörüsü’nü değil, dün temel bir insan hakkını ve kurucu belgesini ihlâl etmiş olduğunu gösterir.

Sosyolojik açıdan durum biraz daha çetrefilli. Toplumbilimde kuraldır : Azınlık grupları her zaman daha az seküler olurlar. Diğer bir deyişle azınlıklar dinsel aidiyete ve dolayısıyla ibadete (inanca değil) daha fazla önem verirler. Aidiyetin gösterilmesi ve ibadet, azınlığın yokolmasına karşı en önemli engelleri oluşturur. Bu yüzden söz konusu 3 âyin dinsel birer etkinliğin yanında aslında birer ‘biz varız’ çığlığıdır.

Diğer taraftan toplumun dinle bu kadar yoğruluyor olmasını tehlikeli görenler de olabilir. Toplumsal faaliyetlerin hemen hemen tümünün dinle bağlantılı olması ve çoğunluğun azınlığa bahşettiği hakların daha çok din alanında olması sebebiyle dinsel varoluşun diğer sosyal varoluş şekillerinin önüne geçtiği düşünülebilir. Belki de bu 3 âyinin tahlili çoğunluk/azınlık ilişkileri çerçevesinde değil, sekülerlik/dinsellik çerçevesinde yapılmalıdır.

 
Poster un commentaire

Publié par le septembre 18, 2010 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :