RSS

Dış Türkler, İç Bakış

06 Juil

Dış Türkler ve İç Bakış

Samim Akgönül

Azınlıkça

[Azınlıkça – Sayı: 57- Mayıs 2010]
Samim Akgönül
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Fransa gezisinde, 7 Nisan’da Fransalı Türklerle yaptığı toplantıdaki gövde gösterisi Dış Türkler kavramında sanılanın aksine dişe dokunur bir değişiklik olmadığını göstermekte. Bilindiği gibi bu kavram ırk ve din bazında anlaşılmak kaydı ile Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan Türkler için kullanılagelmiştir. Kavramın siyasi erk ve toplum (ve dolayısıyla medya) tarafından algılanışı aslında net bir biçimde 1983 anayasasının 66. Maddesi’nde görülebilir.

Bu maddenin ilk iki cümlesi şöyledir: “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür.” İlk cümlede Türkiye’de yaşayan etnik olarak Türk olmayanlar anayasal zorlamayla Türklüğe dâhil edilirlerken ikinci cümlede Türkiye dışında yaşasa da etnik ve dinsel olarak “Türk” anne ve/veya babanın çocukları gene etnik ve özellikle dinsel olarak Türklüğün içine alınmaktadır.

Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsalar da, hatta ve hatta Türkiye’de doğup büyümüş olsalar da Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan örneğin Rumlar, ya da Ermeniler ve hatta kimi kesim için Kürtler “Dış Türkler” kavramına dâhil edilmezler. Türklük kavramının etnik bir kavram değil anayasal bir kavram olduğunu savunanlara sorulabilecek en güzel soru Fransa’da yasayan binlerce Türkiye vatandaşı Ermeni’yi “Dış Türkler”in içine dâhil edip etmedikleridir.

Dar gibi görünen bu kavramın kapsama alanı aslında siyasi görüşe ve konjonktüre göre değişebilir. Kimi durumlarda Dış Türkler Osmanlı tortusu Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslarda bulunan Türkleri kapsar. Bazen bu grubun içine etnik olarak Türk olmayıp da Millet sistemi çerçevesinde Müslümanlıktan ötürü Türklük içinde eritebilinen Pomaklar, Çerkezler gibi topluluklara da kullanılabilir. Irksal yaklaşım daha da genişletilerek “Dış Türkler” grubuna Türklükle ya da Türkiye Vatandaşlığı ile göreceli bile olsa bir ilişkisi olmayan topluluklar da katılabilir.

Hatta kavram kargaşası o kadar ileri gider ki ‘Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’ gibi resmî bir kurum bile kurulabilir (Radikal, 24.04.2010) ya da 2009 tarihli, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun (n° 5901)  47. maddesi “Türk soylu yabancılar” kavramını hukukîleştirebilir.

Elbette 1960’lardan itibaren Batı Avrupa’ya yönelik Türkiyeli göçü Dış Türkler kavramının genişlemesine vesile oldu. Özellikle 1974-1975’den sonra işçi göçünün yerleşik düzene geçmesi bir taraftan beyaz elit tarafından “Alamancı” betimlemesiyle küçümsenip diğer taraftan sermaye ve tasarruf transferleri sayesinde el üstünde tutulmaya çalışılan bu grup “Dış Türkler”in temel bileşeni haline geldi. Aşağı yukarı 20 sene boyunca ilgilenilmeyen bu topluluk(lar) 1980 cuntasından sonra “Her şeyi kontrol etmeye talip baba Devlet” görüşü içinde çerçevelenmeye başlandı.

Bu çerçeveleme özellikle “kötü yollara sapmamaları” amacını güdüyordu. Elbette bu kötü yolların başında da bir taraftan Sol oluşumlar diğer taraftan da muhalif dinî yapılanmalar geliyordu.

Fakat asıl tehlike Batı Avrupa’da yaşayan Türklerin asimile olmaları, Türklüklerini unutmaları (!) ve Türkiye’ye sadakatlerini zayıflatmalarıydı. Bu yüzden de bir taraftan bu gruplara basın, yayın, Türkiye’den gönderilen öğretmenler, gene Türkiye’den gönderilen imamlar aracılığı ile Türklük propagandası yapılırken, diğer taraftan da herhangi bir çoğul aidiyet içine girmelerinin önüne geçilmeye çalışıldı. Sağlamlıklarından şüphe duyan Ulus Devletlerin alışılagelmiş refleksi ile özellikle Avrupa’da doğan nesillere “Sürekli Birinci Nesil Stratejisi” uygulandı.

Avrupa’da doğan Türk asıllı çocukların da Türkiye’ye en az Türkiye’den gelenler kadar bağlı olmasını amaçlayan bu strateji Avrupa Türkleri tarafından da içselleştirildi ve uygulamaya konuldu. Çoğul aidiyeti ret, hukuki aidiyet değiştirilmesi, yani yaşanılan ülkenin vatandaşlığının alınması konusunda da uygulandı.

Vatandaşlık değişikliği ya da eki, on yıllarca Türkiye hükümetleri tarafından tehlikeli bulundu. Yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığını alan Türklerin Türklüklerinden taviz verecekleri, sadakatlerinin zayıflayacağı düşünüldü. Sadece ve sadece Türk olmaları istendi.

Açıkçası bu politikada 2000’lerden itibaren bir değişiklik olduğu söylenebilir. Küreselleşmenin getirdiği bir rahatlama ile Türkiye yetkilileri Avrupa Türklerinin artık asimile olamayacakları kanaatine ermişler, Avrupa ile ilişkilerde bu toplulukların lobi faaliyeti yapmalarına karar vermişler, bu yüzden de yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığını almaya teşvik etmeye başlamışlardır. Ancak sonuçta gene de bu topluluklar, bir araç, Türkiye Cumhuriyeti’nin emrinde şöyle ya da böyle faydalanılabilecek gruplar olarak görülmeye devam etmektedir.

Diğer bir deyişle 10 sene önce Türkiye vatandaşı olarak görev yapmaları uygun görülen neferler 10 yıl sonra Fransa ya da Almanya vatandaşı olarak görev yapmaya çağırılmaktadırlar. Ekonomik krizde öngörülen çözümlerden birinin “gurbetçi tasarrufları” olması, hatta bu (acıklı) gurbetçi edebiyatının dahi hâlâ varlığını koruması, son Paris mitinginde “Bir başkadır benim memleketim”in arka planı oluşturduğu duygu sömürüsü eşliğinde pompalanan Türkiye’nin neferleri (elçileri) fikri, anavatan tarafından bu gruplara bakışta kökten bir değişiklik olmadığını göstermektedir.

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 6, 2010 dans News, Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , , , , , , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :