RSS

dört çivi

27 Déc

Carmıha gerilmiş azınlıklar

 Samim Akgönül

Taraf, 22. 12. 2009

  Bir çok kere yazdım, ısrarlıyım. Azınlık olmak sayıyla ilgili bir durum değil. Hükmedilmek ile ilgili bir durum. İki paralel sürecin sonucu doğuyor azınlıklar. Birincisi azlaştırma, niceliksel; ikincisi azınlıklaştırma, niteliksel. Azınlık mensupları kendilerini ikinci sınıf vatandaş hissettikçe azınlığı oluştururlar. Göğsünü gere gere “ben bu ülkenin vatandaşıyım, iyi ki de öyleyim çünkü Devletim bütün haklarımı veriyor, kimliğimi koruyor” dediği anda azınlık azınlık olmaktan çıkar. Toplumsal yaşamda söz hakkı olan, kendini kendi yerinde hisseden  bir gruptur artık. Azınlıklar ise atopos’tur, heryerde eğreti. Yaşadıkları, vatandaşı oldukları, samimiyetle bağlı oldukları ülkelerinde hep başka bir ülkeyle ilişkilendirilirler. Ne zaman hak talep etseler, eşitlik isteseler, kamuoyu, yönetenler, egemenler işaret parmaklarıyla diğer bir ülkeyi gösterirler. “Ama bak orada da bu var / orada da bu yok”. Fransa’nın Fransız vatandaşı Türkiye asıllılara, cami açamazsınız çünkü Türkiye’de Hıristiyan din adamları bıçaklanıyor, boğazlanıyor demesi gibi bir şey. Düşünebiliyor musunuz ?

 

Ekümenik Patrik Bartolomeos’un iki demeci gene konuyu gündeme getirdi. Patrik CBS televizyonunda 60 Minutes programına röportaj vermiş. 17 Aralık’ta yayınlandı program. Röportaj buradan seyredilebilir : www.cbsnews.com

 

Demeçleri olay yarattı. Neden ? Çünkü yabancı bir medya organında, Türkiye’nin azınlık politikalarını eleştirdi. Nasıl olabilir değil mi ? Kol kırılır ama yen içinde kalmaz mı ? Üstelik eleştiriyi yapan ‘Türk’ değil. Rum. Hangi hakla, hangi cür’etle değil mi ? Kimin umrunda Türkiye vatandaşı olması? İkinci sınıf vatandaş. O da aynı şeyi söylemiş zaten. “Biz demiş, kendimizi Türkiye’de ikinci sınıf vatandaş hissediyoruz”. Gazeteci “neden Yunanistan’a gitmiyorsunuz” diye sorunca “Burası bizim ülkemiz, diye cevap vermiş, burayı seviyoruz, görevimiz buradadır, burada ölmek istiyoruz.” Hrant Dink de aynı şeyi söylememiş miydi ? “Evet bu topraklarda gözümüz var, ama alıp götürmek için değil, altına yatmak için”

 

Türkçe’de “cehennem azabı çekiyoruz” anlamına gelebilecek “çarmıha gerilmiş hissediyoruz” demiş Patrik, haklarımız verilmiyor. Okulumuz onca söze rağmen onyıllardır açılmıyor.

 

Bütün politikacılar hep bir ağızdan suçluyorlar Patrik Bartolomeos’u. 1. Yabancı bir gazeteciye. 2. Bir Rum 3. Türkiye’yi nasıl eleştirir? Üçlü suç!

 

Bir de Eşitler Arasında Birinci Patrikhane’nin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı başının Habertürk gazetesine verdiği demece göz atmak elzem ne demek istediğini anlamak için (19 Aralik 2009).  

 

Başbakan’la bir konusmalarını aktarıyor Patrik Bartolomeos. Meslek Yüksekokullarının, yani Heybeliada (Halki) Ruhban Okulu’nun artık açılması gerektiğini, Türkiye yasalarına göre Patrik’in Türkiye vatandaşı olması gerektiğini, zaten birkaç bin kişi kalmış Türkiye vatandaşı Ortodoksların arasından çıkan bir iki din adamı olmak isteyen gencin yurtdışında eğitim almak zorunda kaldıklarını, kimisinin geri dönmediğini anlatmış ülkesinin Başbakanına, tehlikedeyiz demiş. Ne cevap vermiş  Patrik’in kendi ülkesinin Başbakanı ? Ama, demiş, Venezüela’nın başkenti Karakas’ta da cami yok. Afedersiniz, Yunanistan’ın başkenti Atina’da cami yok demiş. Arada fark var mıdır ? Yoktur.

 

Yunanistan’ın başkenti Atina’da cami olmaması Yunanistan’ın ayıbıdır. Yunanistan’daki Türk azınlığın ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi, Yunanistan’ın ayıbıdır, kimliklerini ifade edememeleri Yunanistan’ın  ayıbıdır, dinî liderlerini seçememeleri Yunistan’ın ayıbıdır, hatta AİHM tarafından tescilli suçudur.

 

Ancak bütün bunların Türkiye’nin iç politiklalarıyla, kendi vatandaşlarına vermek zorunda olduğu haklarla uzaktan yakından alakası yoktur. Bütün bunlar Türkiye’nin ayıbına bahane olamaz. Bahsi geçen Türkiye’nin vatandaşlarıdır, bir kaç kere daha yazabilirim gerekirse.

 

Türkiye’de Rum Ortodoks azınlık söz konusu olduğunda ille de  Batı Trakya’dan bahsedilir. Bakın ben bile yukarıda aynı tuzağa düştüm, beynimiz yıkanmış “mütekabiliyet” var diye 1923’den beri. O zaman açık açık yazayım. Türkiye ile Yunanistan’da bulunan Ortodoks-Rum azınlıkla Müslüman-Türk azınlık arasında mütekabiliyet, yani karşılıklılık yoktur. Hukuken de yoktur, siyaseten de yoktur, ahlaken de yoktur. Bir ülkenin kendi vatandaşlarına zulüm uygulaması, diğer bir ülkenin gene kendi vatandaşlarına zulüm uygulamasının bahanesini teşkil edemez. Türkiye’nin kurucu belgesi, nedense hiç okunmayan, okutulmayan Lozan Antlaşması’nın 45. maddesi şöyle der : “İşbu Fasıl Ahkâmı ile Türkiye’nin gayri müslim akalliyetleri hakkında tanınan hukuk, Yunanistan tarafından dahi kendi arazisinde bulunan müslüman akalliyet hakkında tanınmıştır” Yeterince anlaşılır, günümüz Türkçesi’ne çevirmeye gerek yok. Bu madde iki Devlet’e kendi vatandaşlarına karşı yükümlülük getirir. Ceza hakkı değil, misilleme hiç değil.

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 27, 2009 dans Nouvelles Publications

 

Étiquettes : , , , , , , , , ,

Laisser un commentaire

Entrez vos coordonnées ci-dessous ou cliquez sur une icône pour vous connecter:

Logo WordPress.com

Vous commentez à l'aide de votre compte WordPress.com. Déconnexion / Changer )

Image Twitter

Vous commentez à l'aide de votre compte Twitter. Déconnexion / Changer )

Photo Facebook

Vous commentez à l'aide de votre compte Facebook. Déconnexion / Changer )

Photo Google+

Vous commentez à l'aide de votre compte Google+. Déconnexion / Changer )

Connexion à %s

 
%d blogueurs aiment cette page :