RSS

Archives de Tag: Türkiye

Fransa Türkiye iliskilerinde yeni dönem

Fransa Türkiye iliskilerinde yeni dönem

A Haber -Satir Arasi

09/07/2012

 

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 9, 2012 dans Media

 

Tags: , , , , , ,

TÜRKİYE’DE İYİ YÖNETİŞİM “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ve GÜVENLİK SEKTÖRÜ”

TÜRKİYE’DE İYİ YÖNETİŞİM

“HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ve GÜVENLİK SEKTÖRÜ”

Tarih: 8 Mayıs Salı

Yer: Elite World Prestige Otel, Şehit Muhtar Caddesi No:42 34435 Taksim, İstanbul, TÜRKİYE

Dil: İngilizce ve Türkçe (Simültane çeviri olacaktır)

Devlet sadece yasa yapma, uygulamaya koyma ve yürütmekle sorumlu bir yapı değildir; aynı zamanda kendisi de hukuka ve yasalara uymak zorundadır. Dolayısıyla, devletin gerçekleştirdiği eylem ve ifadeler de hukuka uygun olmalı ve vatandaşlarının özgürlükleri ve haklarını zedeleyecek çerçevede olmamalıdır. Hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı konusunda devletin hesap verebilirliğini mümkün kılar ve kişiler arasındaki anlaşmazlıkları çözmede yarar sağlar. Devletin insan haklarını ve kişisel özgürlükleri koruma ve savunma açısından, güvenlik sektöründe özel bir sorumluluğu vardır. Fakat aynı zamanda, devlet bu hakları ve özgürlükleri ihlal etme riskini de taşır. Başarılı bir şekilde bütünleşmiş güvenlik sektörü reformu ve hukukun üstünlüğü ilkesi, özel mülkiyeti ve geçim kaynaklarını korumaya yardım eden ve böylece sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunan, öngörülebilir bir iş ortamı sağlar. Profesyonellikten uzak bir güvenlik sektörü anlayışı, devletin militarizasyonu veya hukukun üstünlüğü ilkesiyle çelişen yüksek yolsuzluk seviyeleri, sürdürülebilir kalkınmanın önünde engel teşkil edecektir.

 

Hukukun üstünlüğü ilkesiyle savunma sektörü reformu arasındaki çetrefilli ilişkinin detaylarıyla tartışılacağı bu konferansın ilk oturumunda,  Yürütme Üzerinde Adli Denetim konusu ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır. Güvenlik sektörü ve yürütme erki ile ilgili olarak, yargının temel görevi, eylemlerin anayasaya ve ilgili mevzuata uygun olup olmadığına ya da insan haklarını ihlal edip etmediğine karar vermektir. Bu oturumda, yargının tarafsızlığının ve bağımsızlığının varlık nedeni ve varlığın önemi vurgulanacaktır. İkinci oturumda ise, Devlet Dışı Güvenlik Aktörlerinin Hesap Verebilirliği ele alınacak ve devletin resmi güvenlik güçlerine zıtlık oluşturması olası bu aktörlerin etkinlikleri ve hesap verebilirlik dereceleri bu oturumun ana konularını oluşturacaktır. Üçüncü oturumda, Resmi Güvenlik Memurları için İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler konusu irdelenecek; ve ayrıca, insan haklarını ve temel özgürlükleri konu alan anlaşmaları ve tüzükleri oluşturan ve düzenleyen uluslararası kurumlar hakkında da genel bir bilgi verilecektir. Bu sayede, vatandaşların ve güvenlik güçlerinin korunması için bu anlaşmaların ve tüzüklerin önemi bir kez daha vurgulanmış olacaktır.

Bu konferansta, deneyimlerin paylaşılmasına ve bu deneyimler üzerinden dersler çıkarılmasına önem verilmektedir. Öncelikli amaç, iyi modellerin dayatılmasından ziyade, karşılıklı olarak deneyimlerden faydalanabilmektir. Bağımsız ve açık tartışmaların öngörüldüğü bu ortamda, katılımcıların da etkin bir şekilde paylaşımda bulunmaları hedeflenmektedir.

 

Katılım durumunuzu 0212 273 00 80′den veya bulent@ari.org.tr adresinden Bülent Kuş’a bildirmenizi rica ederiz.

 

Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.

 

Ural Aküzüm

Başkan

 

 

BU SEMİNER, AÇIK BİR TARTIŞMA ORTAMINI DESTEKLEMEK AMACIYLA, CHATHAM HOUSE KURALI ALTINDA GERÇEKLEŞECEKTİR.

8 MAYIS 2012, SALI

 

09.15 – 10.00                Kayıt, Kahve İkramı ve Katılımcıların Yerleşmesi

10.00 – 10.15                Açılış Konuşmaları

  • HE Onno Kervers, Hollanda Başkonsolosu
  • Ural Aküzüm, ARI Hareketi Başkanı
  • Henk de Haan, CESS Kurul Üyesi, Dışişleri Komisyonu Eski Başkanı, Hollanda Parlamentosu

Günün Moderatörü

  • Henk de Haan, CESS Kurul Üyesi, Dışişleri Komisyonu Eski Başkanı, Hollanda Parlamentosu

10.15 – 10.45                 Özel Oturum

                                      Konuşmacı:

  • Sacit Kayasu, Avukat ve Eski Savcı, Türkiye

Soru-Cevap

10.45 – 11.15                Ara

11.15 – 12.45                I.Oturum: Yürütme Üzerinde Adli Denetim (Güvenlik Sektörü Odaklı)

Konuşmacılar:

  • Ümit Kardaş, Emekli Askeri Hâkim, Türkiye (invited)
  • Emma Sinclair-Webb, Araştırmacı, İnsan Hakları İzleme Örgütü

Soru-Cevap

12.45 – 13.45                Öğle Arası

13.45 – 15.15                 II. Oturum: Devlet Dışı Güvenlik Aktörlerinin Hesap Verebilirliği

Konuşmacılar:

  • Mehmet Atılgan, Proje Danışmanı, Uluslararası Hrant Dink Vakfı; Editör, Özel Güvenlik Kurumları, Almanak Türkiye 2006-2008: Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim
  • Siem van Groningen, Emekli Tümgeneral, Eski Kumandan, Hollanda Kraliyet Savunma Akademisi, Emekli Hâkim, Askeri Temyiz Mahkemesi

Soru Cevap

15.15 – 15.45                Ara

15.45 – 17.15                 III. Oturum: Resmi Güvenlik Memurları için İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler

 Konuşmacılar:

  • Haldun Solmaztürk, Emekli Tuğgeneral, Siyaset Bilimci, Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM)
  • Paulyn Marrinan Quinn, Savunma Kuvvetleri Ombudsmanı, İrlanda

Soru Cevap 

17.15 – 17.30                Kapanış ve Özet

Raportör:

  • Maya Arakon, Strasbourg Üniversitesi, Savunma ve Stratejik Çalışmalar Merkezi

17.30 – 19.00                Kokteyl

Çalıştay

 

 

Tarih: 9-11Mayıs

Yer: Elite World Prestige Otel, Şehit Muhtar Caddesi No:42 34435 Taksim, İstanbul, TÜRKİYE

Dil: İngilizce ve Türkçe (Simültane çeviri olacaktır)

 

 

 

 9 MAYIS 2012, ÇARŞAMBA

09.30   -10.30                 Açılış Konuşmaları

  • Mert Kayhan, Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, Royal Holloway, Londra Üniversitesi, Birleşik Krallık; Direktör, ARI Hareketi
  • Merijn Hartog, Program Yöneticisi, CESS, Hollanda

10.30 – 11.00                Ara

11.00 – 12.30                 Eğitim Oturumu: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Resmi Güvenlik Memurları için İnsan Hakları Üzerindeki Etkileri

  • Bauke Snoep, Bağımsız Savunma Sektörü Reformu ve İnsan Hakları Uzmanı, CESS, Hollanda

12.30 – 13.30                Öğle Arası

13.30 – 15.00                 Eğitim Oturumu: Medya Özgürlüğü ve Saydamlık İlkesinin Sınırları

  • Len Middelbeek, Öğretim Üyesi, Avrupa Çalışmaları ve İletişim Yönetimi Akademisi, Lahey Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Hollanda

15.00 – 15.30               Ara

15.30 – 17.00                 Eğitim Oturumu: Güvenlik Çalışanları Tarafından Hakların İhlali İddiası

  • Günther Freisleben, Emniyet Müdürü, Schwäbisch Hall;  Baden-Württemberg Eyaleti Temsilcisi, Eyalet İcra Kurulu, Almanya

17.00– 17.30                  Simülasyon Tanıtımı 

 

10 MAYIS 2012, PERŞEMBE

09.30 – 17.30                Croania’da Göçmenler

Parlamentoda Bir Duyum Üzerine Simülasyon

Oyun Denetleyicisi:

  • Bauke Snoep, Bağımsız Savunma Sektörü Reformu ve İnsan Hakları Uzmanı, CESS, Hollanda

11 MAYIS CUMA, 2012

10.00 – 10.45                Simülasyon Değerlendirmesi

  • Bauke Snoep, Bağımsız Savunma Sektörü Reformu ve İnsan Hakları Uzmanı, CESS, Hollanda

10.45 – 11.15                 Ara

11.15 – 12.30                 Soru-Cevap: Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü ve Güvenlik Sektörüne İlişkin Sorunlar 

  • Bauke Snoep, Bağımsız Savunma Sektörü Reformu ve İnsan Hakları Uzmanı, CESS, Hollanda
  • Merijn Hartog, Program Yöneticisi, CESS, Hollanda

12.30 – 13.30                Öğle Arası

13.30 – 14.15                 Çalıştay: Siyasa Notları İçin İlgili Konuların Belirlenmesi 

  • Bauke Snoep, Bağımsız Savunma Sektörü Reformu ve İnsan Hakları Uzmanı, CESS, Hollanda
  • Merijn Hartog, Program Yöneticisi, CESS, Hollanda

14.15 – 14.45                 İnteraktif Seminer Değerlendirmesi

  • Merijn Hartog, Program Yöneticisi, CESS, Hollanda

14.45 – 15.00                 Sertifikaların Takdimi

 
 

Tags: , , , ,

Varolmanın dayanılmaz gayrimeşruluğu

Varolmanın dayanılmaz gayrimeşruluğu

Samim Akgönül

Radikal, 29.10.2006

Azınlık yaratılır, kendiliğinden doğmaz. Ya önce sayısal olarak azlaştırılır bir grup, katliamlarla, sürgünlerle, mübadelelerle ve daha sonra kalanlar hakim grup tarafından azınlıklaştırılır, ezilir, haklarından mahrum edilir ya da bir grup kaçar bir memleketten, savaşlardan, baskılardan, fakirlikten, katliamlardan. Ve gelinen memleketin ‘sahipleri’ tarafından azınlıklaştırılır, ezilir, haklarından mahrum edilir. İki durumda da, çoğunluk, toprak parçasında meşru hakkı, her hakkı olduğunu düşünen topluluk, azınlığı, az olanı, orada eğreti görür. Ve çoğunluk azınlıktan sürekli sadakat belirtisi ister, ispat ister, hatta kendi bireylerinden istemediği kadar sadakat bekler. Ta ki azınlık çoğunluğun isteğine uyup kendi kimlik imlerini bırakana kadar. Ama gene de yaklaşamaz çoğunluğa. Çünkü yakın başkalık, yakındaki başkalık çok korkutur çoğunluğu, gayrimeşru saydığı bireyleri içine almak istemez, kaybolmaktan korkar, bozulmaktan, dejenere olmaktan. Ve istifler kendine yaklaşanları, iter azınlığın içine, azınlık artık kabul etmese de.
Azınlık değiller

Ermeniler Fransa’da azınlıktadırlar ama artık azınlık değiller, çünkü Fransa’da varolma meşruiyetini sonunda elde ettiler. Bu meşruiyet iki günde de elde edilmedi Marsilya’da ezildiler, Lyon’da ezildiler, Paris ve çevresinde ezildiler. Varolmak için tutunacak dalları fazla yoktur. Her azınlık gibi iki bacağa yüklenirler: Dil ve din. Ama bu iki bacağın basacağı zemin, yani anavatan, hayali de olsa bir anavatan yoktur. Sovyet Ermenistan’ına Stalin’in sirenlerine kapılıp gidenler kös kös geri döndüler. Anavatan belki Türkiye’dir ama bunu da kendilerine itiraf etmek zordur. Fransa Ermenilerinin Ermeniliklerini taşıyan anavatan ‘soykırım’dır. Bu kelime, bu hafıza, bu trajedi anavatan oldu ve olmaya da devam ediyor. Nasıl İsrail siyonizmin yaratılması gereken ütopyasıysa, soykırım da Ermenilerin yaratılması gereken ütopyasıdır, ‘yoksa yokuz’u. Üstüne basılan zemin. Milletler zaferlerin üzerine inşa edilirler, kahramanlıkların, kazanımların. Ama bir o kadar da kayıpların, travmaların, trajedilerin üzerine. Bu Türkler için de geçerlidir, Ermeniler için de, Yunanlılar için de geçerlidir, Fransızlar için de.

Artık Ermeniler Fransa’da azınlık olmadıkları için, toplumun meşru parçası olarak görüldükleri için Fransız toplumu, bilgili ya da bilgisiz, art niyetli ya da hümanist, bu parçayla kader, dava birliği yaptı. Fransız Parlamentosu’ndan çıkan komik, ironik yasa sadece güncel, seçim yatırımı değildir, toplumun içine işleyen bir inancı temsil eder.

Fransa’da Türkiyeliler de vardır, kendilerini Kürt kabul edenler, Türk kabul edenler. Sayıları aşağı yukarı Ermenilerle aynı, 500 bin civarında. Ama Fransa’da Türkler hem azınlıktadırlar hem de azınlık. Çünkü varlıkları çoğunluk tarafından kabul edilmedi henüz. Çifte eğretidirler çoğunluğun gözünde, zira bir yandan Türktürler, -Türküm demeseler de- çoğunluğun gözünde Türktürler ve Fransız kamuoyunda Türklük Avrupa kimliğinde gayrimeşrudur. Müslümandırlar diğer yandan, Müslüman olmasalar da, Müslümanım demeseler de Müslümandırlar ve Fransız kamuoyunda, Batı kamuoyunda Müslümanlık Batı kimliğinde gayrimeşrudur. İşte bu yüzden de Türkler, Türkiyeliler Fransa’da azınlıktır, meşruiyetlerini henüz elde edemediler. Çünkü Fransız ulus-devleti bir tepki dönemine girdi. Bu tepki ulus-devletin kaybolmasından, mengenenin iki ucu arasında ezilmesinden duyulan korkudan doğan bir tepkidir. Bir taraftan ulus üstü kurumlar Fransa egemenliğini tırtıklıyor hissi var, -ki Avrupa Anayasası projesinin reddi bu korkudan doğdu, diğer yandan ulus altı öğeler, bölgeler, azınlıklar, cemaatler teker teker kısmi özerklik istiyor, hak talep ediyor ve yavaş yavaş elde ediyorlar. Ulus-devlet savunma söylemini geliştirir, Fransa içindeki bütün sosyal sorunlar bir taraftan Avrupa komisyonuna yüklenir ve Avrupa fikri günümüzde Fransa’da ‘moda’ bir fikir değildir, diğer taraftan bütün sorunlar, işsizlikten emniyetsizliğe, emeklilik yaşından sosyal sigortaya bütün sorunlar etnikleştirilir ve hatta dinselleştirilir. Ve bu söylem azınlık yaratır. ‘Azınlık olmasın’, ‘azınlık yoktur’ söyleminin altında azınlık yaratıyor. Milliyetçilik Türkiye’de olduğu gibi Fransa’da da, aynı şifrelerle, aynı kurallarla yürürlükte, yürüyor. Çünkü sınıfsız ulus yaratma iddiası, çekmeceli toplum yaratma felaketine yol açıyor. Milliyetçilik globalleşirken, demokratlık, sosyal demokratlık, hümanist demokratlık glokalleşiyor, küresellikten çıkıp yerelleşiyor, hümanist soldayım diyen siyasi akımlarda bile haklar konusunda, egemenlik konusunda, yerel söylem, yerli söylem küresel söylemin yerini alıyor.

Halbuki Fransa’daki Türk bakkalla, Ermeni bakkalın ve Fransız bakkalın kaderi aynıdır. Halbuki Türk işçiyle, Ermeni işçinin ve Fransız işçinin kaderi aynıdır. Halbuki çoğul aidiyet, hem Fransız hem Ermeni olmak, hem Fransız hem Türk olmak, hem Türk hem Kürt olmak, hem Türk hem Ermeni olmak insanın doğasında vardır. Hâlbuki kimlik dil gibidir, sünger gibi emen, alan, veren, senkretik. ‘Hâl’in Arapça, ‘bu’nun Türkçe, ‘ki’nin Farsça olduğu gibi. Halbuki. Bireysel kimlik tek tanrılı din gibi kıskanç değildir. Hem Hıristiyan hem Müslüman olabilmeyi kabul etmez, edemez dogma. Milliyetçilik de hem Türk hem Ermeni olmayı, hem Fransız hem Türk olmayı kabul edemiyor. Halbuki!

Revaçta olan Türk, Fransız ya da Ermeni olmak değil, bir şeyin ‘ci’si olmak, Türkçü olmak, Ermenici olmak, Fransızcı olmak. Bu Türkiye’de de geçerli. Birbirlerine nanik yaparak Türkiye’deki Türkçüler ve Fransa’daki Fransızcılar aynı yoldan gidiyorlar. Sarkozy, De Villiers, Le Pen rüzgarında Fransa’da Fransızcı olmayan Fransız olmak zor. Ama varlar, bazıları Fransız, bazıları Türk, bazıları Ermeni. Daha çok beraber olacaklar, olmalılar. Fakat ‘ci’ler azınlık yaratıyorlar. Azınlık yoktur diye bağıra bağıra. Ve yarattıkları azınlıklara grup haklarını vermiyorlar.

Türkiye’de bir Ermeni azınlığı var. Hukuken azınlık oldukları için değil, azlaştırılmış ve azınlıklaştırılmış oldukları için. Ve Türk kamuoyunda Ermenilerin varlığı gayrimeşrudur, eğretidir, olsa olsa müsamaha edilmektedir. Hak vermek, kimlik savunmak, başkalık savunmak tehlikelere yol açar diye düşünülür. Şimdi bunu verirsek ileride şunu da isterler denir. Bir "biz" vardır bir de "biz olmayanlar", bu konuda en ufak bir şüphe bile yoktur, tartışılması yasak düşünülmesi dahi tehlikelidir.

Ve Türkiye Ermenileri, Fransa Ermenilerinin kendileri için yarattığı kavramsal ‘anavatan’dan yoksundur. Çünkü yasaktır. Nasıl Fransa’da Ermenilere soykırım vardır demeyi yasaklamak komikse, nasıl Fransa’da Türklere soykırım yoktur demeyi yasaklamak iğdiş ediciyse. Türkiye’de de vardır, yoktur, biraz vardır vs. demeyi yasaklamak o kadar anlamsız. Bu yol aynı yol, paranoyanın globalleşmesi. Düşüncenin glokalleşmesi.

Türk Ceza Kanununun 301. maddesi Türklüğe hakareti cezalandırıyor, neyin hakaret olduğunu belirtmeden. Madem Türkiye vatandaşı Ermeniler vardır, Rumlar vardır, Kürtler vardır, o halde aynı madde Ermeniliğe hakareti, Rumluğa hakareti, Kürtlüğe hakareti de yasaklamalıdır, ki bunun sonu yoktur. Ya da söz serbest bırakılmalı, bireylere ve gruplara güvenilmeli. Devlet Bahçeli, Deniz Baykal, azıcık da ucundan son zamanlarda Tayyip Erdoğan’ın rüzgarında Türkiye’de Türkçü olmayan Türk olmak zor. Tıpkı Fransa’da gibi. Ama varlar, Türkçü olmayan Türkler de var, Kürtçü olmayan Kürtler de, Ermenici olmayan Ermeniler de. Ve Fransa’da olduğundan daha çok beraberler, kader birliğini anlamış bir yürüyüşteler. Grupların haklarını savunmanın bireyleri silmeyeceğini anlamış bir duruştalar. Ve birey özgürlüklerinin grupları yok etmeyeceğini. İşte bu işbirliğinden, Türkiye de toplum millet sisteminden özgürlükçü demokratlığa geçebilir. Fransa -şimdilik- tam ters yolda.

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 26, 2011 dans Media

 

Tags: , , , , , , , , , ,

Mütekabiliyet yoktur

Mütekabiliyet yoktur

Samim Akgönül

http://www.turkishgreeknews.org/tr/mutekabiliyet-yoktur-8002.html

14 Aralik 2011

Bu yazıyı sitemizin yöneticisi, bu önemli girişimin mimarı Serkan Meriç’in “Azınlıklar ve Mütekabiliyet » isimli makalesi üzerine yazma ihtiyacını duydum. Serkan yazısında pozitif mütekabiliyet ve negatif mütekabiliyet kavramlarını kullanmakta. Bu konuyu birçok yerde defalarca yazdım ancak burada tekrar birkaç noktanın altını çizmek isterim. Herhangi bir yanlış anlamaya mahal bırakmamak için açık, net ve kısa başlıklar altında meramımı anlatmak istiyorum.

Sonda söylemem gerekeni hemen baştan söyleyeyim ki hoşunuza gitmezse okuma zahmetine katlanmayın: Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı ile İstanbul Rum Ortodoks azınlığı arasında eskilerin mütekabiliyet dediği, günümüz Türkçesi’nde karşılıklılık denilen, Yunanca’da αμοιβαιότητα, Frenk dillerinde reciprocity/réciprocité denilen şey yoktur.

Elbette mütekabiliyet kavramı uluslararası ilişkilerin ve uluslararası hukûkun en önemli kavramlarından biri. Hatta uluslararası hukûkun bir mütekabiliyet hukûku olduğunu ileri sürenler var (bkz. Emmanuel Decaux, La réciprocité en droit international, Paris, 1980). Savaş hukukundan ticari hukuka, vize meselelerinden gümrük konularına, mütekabiliyet hakikaten de uluslararası ilişkilerin temelini oluşturmakta. Devletler diğer devletlerle ilişkilerini bu temele oturtmaktalar.

Ancak bu ilkenin uygulanmasında iki çok önemli istisna var. Bu istisnalar ilkenin konumuz dâhilinde varlığını engellemekteler.

Birincisi, insan hakları söz konusu olduğunda mütekabiliyet ilkesi uygulanamaz. Diğer bir deyişle herhangi bir Devlet, başka bir Devletin İnsan haklarını ihlal ettiği gerekçesi ile insan haklarını ihlal etmeye kılıf uyduramaz. Azınlık konularıyla ilgilenenlerin çok iyi bildiği gibi, azınlık hakları genel insan haklarının bir parçası, hatta alt grubudur. (Zaten azınlık haklarının üst limiti de insan haklarıdır, yani talep edilen herhangi bir azınlık hakkı bireysel insan haklarına aykırı ise o hak verilemez). Dolayısıyla adı geçen iki azınlığa ait bireylerin haklarının gasp edilmesi, çiğnenmesi mütekabiliyet bahanesine sığınamaz. Bu hakların arasında elbette Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, dernek kurma ve toplantı özgürlüğü, ayırımcılık yasağı gibi Azınlıkları doğrudan ilgilendiren haklar da vardır.

İkinci istisna daha da belirgin: mütekabiliyet esası, Devletler tarafından kendi vatandaşlarına uygulanamaz. Diğer bir deyişle herhangi bir Devlet, başka bir Devlet vatandaşlarının hakkını gasp ediyor, cezalandırıyor bahanesiyle kendi vatandaşlarını aynı uygulamaya tâbi tutamaz. Türkiye’nin, Türkiye vatandaşı Rumlara ders kitabı dağıtılmasına engel olması, Yunanistan devletine Yunanistan vatandaşı Türklere ders kitabı dağıtılmasına engel olma hakkını vermez. Ya da Yunanistan Devleti Yunanistan vatandaşı Türklere mal edinimi konusunda zorluk çıkarıyorsa, aynı uygulamayı, intikam almak için ya da baskı kurmak için Türkiye, kendi vatandaşı Rumlara yapamaz. Burada da mütekabiliyet yoktur.

Lozan Antlaşmasının mütekabiliyeti kurumsallaştırdığı düşünülen 45. Maddesi oldukça sorunlu bir maddedir. Aslı Fransızca olan maddenin orijinal metindeki Türkçe çevirisi şöyledir : “İşbu Fasıl Ahkâmı ile Türkiye’nin gayri müslim akalliyetleri hakkında tanınan hukuk, Yunanistan tarafından dahi kendi arazisinde bulunan müslüman akalliyet hakkında tanınmıştır”. Rahatlıkla görüleceği gibi mütekabiliyet azınlıklar arasında değil, adı geçen devletlerin yükümlülükleri arasındadır. Kaldı ki net bir dengesizlik de görülebilir. Madde herhangi bir azınlığı belirtme ihtiyacı hissetmeden Türkiye’nin bütün gayri Müslimlere haklar tanıdığını belirtirken (Ekalliyet / Azınlık kelimesi çoğul kullanılmıştır), Yunanistan’da tek bir Müslüman azınlık zikredilmiştir. Bu durumda azınlıklar arasında sanıldığı gibi mütekabiliyet olsaydı, örneğin Türkiye Süryanileri ile Yunanistan Müslümanları arasında paralellik kurulmuş olurdu ki elbette bu da çok saçma olurdu.

Uzun lafın kısası, Lozan’a göre Yunanistan ve Türkiye, kendi vatandaşlarına karşı sorumludurlar. Bu kadar…

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 14, 2011 dans Media

 

Tags: , , , , , , , , ,

Tartışılan Laiklik

TARTIŞILAN LAİKLİK

Fransa’da ve Türkiye’de İlkeler ve Algılamalar

Samim AKGÖNÜL

Laikliği anayasal bir ilke yapmış ve bu ilkeyi rejimlerinin temel direklerinden biri haline getirmiş olan Türkiye ve Fransa başta olmak üzere, laiklik kavramı Batı dünyasında derin tartışmalara neden oluyor.

Fransa’da bugün Müslümanlık karşısında duyulan kaygılar laiklik tartışmasını kamusal alana da taşırken, İslâmi kökenli bir partinin uzunca bir süredir iktidarı elinde tuttuğu Türkiye’de de laikliğin tanımına ve sınırlarına dair ciddi tartışmalar var.

Türkiye’de Fransa laikliğinin ne olduğu konusu etraflıca bilinmeden bu kavram sık sık kullanılmakta, hatta hâlâ model olarak gösterilmekte, aynı hata Fransa’da da yapılmaktadır. Bu kitap Fransa’ya Türkiye laikliğini tanıttıktan sonra Türkiye’de de Fransa laikliğini tanıtma görevini üstlenmektedir.

Samim Akgönül tarafından hazırlanan Tartışılan Laiklik, Fransız Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi (CNRS) Siyaset, Din, Kurumlar, Toplumlar: Avrupa’daki Değişimler Araştırma Merkezi’nin girişimi ve Alsace Genel Meclisi ve Robert Schuman Üniversitesi’nin desteğiyle 14-15 Mart 2005 tarihlerinde Strasbourg Robert Schuman Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir konferansta sunulan bildirilerin bir bölümünü içermektedir.

Fransızca yayınından kısa bir süre sonra Türkçeye kazandırılan bu çalışma, Fransa’daki laiklik anlayışıyla karşılaştırmalar yaparak, Türkiye’deki laiklik tartışmalarına da ışık tutacaktır.

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 14, 2011 dans Nouvelles Publications

 

Tags: , , , , , , , ,

Etkilesimler

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de
Kültürel Etkileşimler Sempozyumu başlıyor

Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği “Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Kültürel Etkileşimler” konulu sempozyum, 12-13 Haziran tarihlerinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirilecek. Türkiye ve dışından çok sayıda akademisyen ve araştırmacının katılacağı sempozyum, gösteri ve görsel sanatlar, mimari, süsleme sanatları, kültürel politikalar, dil ve edebiyat, günlük hayat, müzik gibi konulara odaklanacak. Türkçe ve İngilizce düzenlenecek toplantıda, simültane çeviri hizmeti de verilecek.

Sempozyumda; Osmanlı dönemi ve modern çağ Anadolu ustalarının, zanaatkâr ve sanatçılarının eserlerindeki etkileşim, kültürel ve sanatsal alışveriş tartışılacak, bu etkileşimin ve geçişkenliğin varlığı, şekli ve sürekliliği sorgulanacak. Sempozyum boyunca ortaya çıkacak fikirler ve sorularla, yeni ufukların açılması ve araştırmaların yapılması için insanların teşvik edilmesi sağlanacak.

Symposium on Cultural Interaction in the Ottoman Empire and Turkey

The symposium on “Cultural Interaction in the Ottoman Empire and Turkey” organized by the International Hrant Dink Foundation will take place on June 12-13 at Istanbul Bilgi University Dolapdere Campus. The symposium will focus on several thematic clusters such as performing and visual arts, architecture and decorative arts, cultural politics, language and literature, everyday life etc. with the participation of numerous academicians and researchers from Turkey and abroad. Simultaneous translation will be provided in Turkish and English.

Symposium will shed light on the mutual influences, cultural and artistic exchanges in the works and achievements of the Anatolian masters, artists and craftsmen of the Ottoman and modern era and will facilitate discussions on the existence, form and continuity of this interaction. The ideas and questions raised during the symposium will provide new horizons and directions for further research.
Ayrıntılı bilgi için / For detailed information:
Hermine Sayan
Tel : 0212 240 33 61-62
Fax : 0212 240 33 94
Mail: info@hrantdink.org
Program detaylarını ekte bulabilirsiniz / Please see attached for the details of the program.
Uluslararası Hrant Dink Vakfı
Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Kültürel Etkileşimler Sempozyumu
12 – 13 Haziran 2010
İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü
12 HAZİRAN CUMARTESİ
08:30 – kayıt
09:00 – sempozyuma dair
Cengiz Aktar [Uluslararası Hrant Dink Vakfı]
09:15 – Açılış Konuşması
Boğos Levon Zekiyan [Ca’ Foscari Üniversitesi, Venedik]
Osmanlı’nın Kendine Özgü Çoğulculuğu ve Tarihin Akışı İçinde Türk-Ermeni İlişkilerine Toplu Bir Bakış Denemesi
I. OTURUM (09:45-12:30)

GÖSTERİ SANATLARI VE GÖRSEL SANATLAR: Portreler ve temalar

oturum başkanı: Fırat Güllü [BGST – Mimesis dergisi]

Kevork Bardakjian [Michigan Üniversitesi]
Geç Dönem Osmanlısında Drama Edebiyatı Bağlamında Türk-Ermeni İlişkileri
Boğos Çalgıcı [Berberyan Kumpanyası]
‘Türk Tiyatrosu’na En Büyük Hizmeti Yapan Adam: Mardiros Mınakyan
Tayfun Serttaş [sanatçı, araştırmacı]
Modern Kimlik ve Kültürel Transformasyon Bağlamında Erken Dönem Fotoğrafı
kahve arası
Metin Üstündağ [karikatürist – Penguen dergisi]
Sarkis Paçacı ve ‘Zarolar’
Sevan Ataoğlu [gazeteci, belgesel sinemacı]
Sinema ve tiyatroda bir usta-çırak modeli: Aşod Madatyan, Ö. Lütfü Akad, Nişan Hançer(yan), Türker İnanoğlu.
Zhenya Khachatryan, Emma Petrosyan [Ulusal Bilimler Akademisi, Yerevan]
Karagöz’ün Ermeni Versiyonu ve Karagöz-Petruşka Gölge Oyununun Doğuşu
ÖĞLE YEMEĞİ (12:30-13:30)
II. OTURUM (13:30-16:00)
MİMARİ VE SÜSLEME SANATLARI: Zamansal ve Mekânsal Geçişkenlikler
oturum başkanı: Uğur Tanyeli [Yıldız Teknik Üniversitesi]
Afife Batur [İstanbul Teknik Üniversitesi]
Konut Mimarlığında Süreklilik Modelleri Üzerine Gözlemler: Antik Karia’dan Günümüze Milas ve Bodrum Örnekleri
Gönül Öney [Ege Üniversitesi]
İran’dan Anadolu’ya: Selçuklu Saray Kültürü ile Etkileşim
Zakarya Mildanoğlu [mimar, Agos yazarı]
Yapı Sanatında Kültürel Geçişkenlik: Kayseri, İstanbul ve Kudüs’ten örnekler
kahve arası
Aykut Köksal [Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi]
Ayasofya – Osmanlı Mimarlığı İlişkisi ve Mimarlık Tarihi Yazıcılığının Bakışı
Ömür Harmanşah [Brown Üniversitesi]
Mardin’in Taş Ustaları: Peyzaj, Taş Yapı Geleneği ve Çokkültürlü Bir Mimari Kültür
III. OTURUM (16:00-18:30)
KÜLTÜREL POLİTİKALARA KARŞILAŞTIRMALI YAKLAŞIMLAR: Dil ve Edebiyat
oturum başkanı: Hülya Adak [Sabancı Üniversitesi]
Mehmet Fatih Uslu [Bilkent Üniversitesi]
Osmanlı Ermeni ve Türklerinin Edebiyatını Beraber Okumak: Çatışmalar ve Uzlaşılar
Murat Cankara [Sabancı Üniversitesi]
Geçişkenliği Nerede Aramalı? Ermeni ve Arap Harfleriyle İlk Türkçe Romanlar
kahve arası
Nanor Kebranian [Columbia Üniversitesi]
Tâbiyetin Öznesi: Ermeniler, Türkler ve Batı Ermeni Edebiyatı’nın Zindan(lar)ı
Marc Nichanian [Sabancı Üniversitesi]
Estetik Milliyetçilik

13 HAZİRAN PAZAR
IV. OTURUM (10:30-13:30)
GÜNLÜK HAYAT: Kopuş, Süreklilik ve Etkileşim
oturum başkanı: Meltem Türköz [Işık Üniversitesi]
film gösterimi: ‘Momi’
Özcan Alper [yönetmen]
İki Kültür Arasında Hemşinliler
Sevan Nişanyan [yazar]
Anadolu’da Belde İsimleri
kahve arası
Osman Köker [Birzamanlar Yayıncılık]
Dinsel İnançlar, Ritüeller ve Mekânlarda Süreklilik
Silva Kuyumcuyan [çevirmen – Aras Yayıncılık]
Hagop Mıntzuri’de Etkileşim İzleri
Rachel Goshgarian [Krikor & Clara Zohrab Information Center, New York]
13. Yüzyıl Erzincanı’nda Ermeniler: Geç Dönem Ortaçağ Anadolusu’nda Kültürlerarası Etkileşime Bir Bakış
Takuhi Tovmasyan [Aras Yayıncılık], Zafer Yenal [Boğaziçi Üniversitesi]
“Sofranız Şen Olsun
ÖĞLE YEMEĞİ (13:30-14:30)
V. OTURUM (14:30-16:30)
MÜZİK: Çeşitli Dini ve Dindışı Gelenekler Arasında Süreklilikler / Süreksizlikler
oturum başkanı: Altuğ Yılmaz [Uluslararası Hrant Dink Vakfı]
Nikiforos Metaxas [Heybeliada Uluslararası Müzik Araştırma Merkezi]
Rum Bestekârların Klasik Osmanlı Müziği’ne Katkıları: Modal Bizans Müziği ve Makam
Maureen Jackson [Washington Üniversitesi]
Radyo Ezgileri, Gazino Şarkıları, İbranice Dualar: İstanbul’da Sokak ile Sinagog Arasındaki Kültürel Geçişkenliklerin İzinde
Aram Kerovpyan [Dini Ermeni Müziği Araştırmaları Merkezi, Paris]
Ermeni Dini Müziği ve Klasik Osmanlı Müziği: Etkileşimin Sınırları
Burcu Yıldız [İstanbul Teknik Üniversitesi]
‘Gâvur Mahallesi’ne Müzikli Bir Yolculuk: Onnik Dinkjian’ın Müziğinde Kültürel Bellek ve ‘Memleket’ İzleri
kahve arası
MİHRAN TUMACAN OTURUMU (16:30-18:00)
Melissa Bilal [Chicago Üniversitesi]
Mihran Tumacan Yüz Yıl Sonra Yeniden İstanbul’da
Zaven Tagakchyan [Ulusal Bilimler Akademisi, Yerevan]
Mihran Tumacan ve ‘Halk Şarkıları ve Halk Deyişleri’ [Yerk u Pan] Başlıklı Çalışması
Dickran Toumajan [Wayne State Üniversitesi]
Amcam Hakkında Kişisel ve Anekdotlara Dayalı Bir Değerlendirme
kahve arası

DİNLETİ (18:00-18:45)
‘Knar’ ve ‘Harazad’ toplulukları
Gomidas ve Tumacan’dan Şarkılar

 

Tags: , , , , , , , ,

ONG – STK en Turquie

Turquie: "Les ONG sont un pilier de la vie publique"

 

Entretien avec l’historien Samim Akgönül, alors que la France célèbre jusqu’en mars 2010 la saison de la Turquie.

Youphil: Quel est le statut des ONG ou des associations en Turquie?

Samim Akgönül*: Une partie ressemble à ce qui existe en Europe, ce sont des associations ou des syndicats. D’autres sont propres à l’histoire ottomane du pays: les fondations, à l’origine religieuses, sont un pilier de la vie publique et politique turque. Leur influence a grandi dès la création de la République turque, et désormais elles gèrent même des universités. Les universitaires sont d’ailleurs très actifs dans le débat public, via la presse, la télévision…

Youphil: Quelle est la place des ONG étrangères dans ce pays?

S.A.: C’est un peu compliqué, leur implantation exige de s’associer avec une organisation locale. Greenpeace ou Amnesty International ont dû trouver des partenaires locaux pour s’installer. Sinon, les ONG doivent demander une autorisation au ministère des Affaires étrangères et constituer un cahier des charges de leur future activité sur place.

Youphil: Comment les ONG étrangères sont-elles perçues?

S.A.: Dans l’opinion publique turque, comme en France, une idée domine: "nous devons traiter nos problèmes nous-mêmes". En interne, de nombreux débats s’engagent, mais dès que le sujet vient de l’extérieur, la Turquie se crispe. C’est le propre des Etats-nations. Par exemple, l’image des Etats-Unis s’est beaucoup dégradée, et si une ONG américaine pointait du doigt les activités des militaires turcs, cela serait vécu comme une tentative d’ingérence.

Youphil: Quelles sont les particularités de la vie associative  et des ONG en Turquie?

S.A.: Ce n’est pas comme en Europe, les associations ne sont pas cantonnées à leur domaine d’activité, elles communiquent sur tous les sujets. Le Tusiad, l’équivalent turc du Medef, ne se limite pas à la sphère économique et publie des rapports sur tout, par exemple sur les manuels scolaires d’histoire. La confédération des syndicats révolutionnaires de Turquie (DISK) engage aussi des débats sur des sujets très éloignés de son domaine de compétence: la liberté sexuelle, la laïcité… L’ONG Amargi, qui défend les droits des femmes, est par exemple très engagée dans la défense des enfants ou des homosexuels.

Youphil: Dans quel domaine les associations et les ONG sont-elles les plus actives?

S.A.: Il existe quatre principaux sujets sur lesquels les ONG communiquent: la question kurde, ce qui n’était pas le cas il y a 5 ans, la religion et sa place dans la société, la place de l’armée dans le régime, et enfin la question de l’Union Européenne. Désormais, l’opinion publique est très sensibilisée sur ces quatre sujets, qui au final sont très liés.

Youphil: Quels obstacles les ONG rencontrent-elles dans leur travail?

S.A.: Depuis le début du XXIe siècle, les ONG ont une liberté sans précédent. C’est le cas du débat autour du génocide des Arméniens: on n’en parlait pas avant, maintenant c’est difficile mais possible. Néanmoins il existe un certain nombre de sujets sur lesquels il est difficile de travailler, non pas à cause du régime mais des milieux conservateurs. Ces derniers profitent d’ailleurs de la libéralisation de la société civile pour lutter avec les mêmes armes que les ONG.

Youphil: La place centrale de l’armée dans la société ne pose-t-elle pas des problèmes aux ONG?

S.A.: L’armée est peut-être le dernier rempart, mais il est en train de se fissurer avec le procès Ergenekon. Amnesty International a eu quelques soucis dans des camps de réfugiés à l’est du pays, mais ce sont surtout des tracasseries administratives. Plus généralement, je n’ai pas souvenir d’agressions physiques sur des membres d’ONG étrangères. Il y a eu des meurtres, les derniers concernaient des missionaires évangélistes à Malatya, mais pas contre les ONG.

Youphil: Le processus d’adhésion à l’Union Européenne offre-t-il plus de liberté aux ONG?

S.A.: Plus que l’adhésion, c’est le processus qui compte. Celui-ci comporte un certain nombre de concessions, et permet aux ONG de travailler plus librement, y compris lorsqu’elles sont étrangères. Globalement, la société civile va mieux que dans les années 1980 et 1990.

*Samim Akgönül est maître de conférences à l’Université Marc Bloch de Strasbourg.

 
Poster un commentaire

Publié par le décembre 30, 2009 dans News

 

Tags: , , , , , , , ,

Religiosité

Diyanet

Türkiye Cumhuriyeti’nde Dinin Tanzimi

İştar Gözaydın

diyanet

Türkiye’de din-devlet ilişkileri ve laiklik tartışmaları, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren iç içedir. Devletin dine, dinin toplumsal rolüne ve örgütlenmesine müdahale etme isteği, bu isteğin somutlaşmış hali olan bir kamu kurumuyla perçinlenmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı, hem devletin beklentilerine hem de toplumsal ihtiyaçlara cevap vermek ve bu cevapların laiklikle ilgili tartışmalarda dengeyi bozmasına engel olmak üzere faaliyet gösterir. Yalnızca ibadet, dinselliğin gündelik hayat içerisindeki düzeni değil, bilakis ilahiyat da Diyanet’in görev alanında sayılır. İştar Gözaydın bu analitik ve kapsamlı çalışmasında, kurumun tarihi, bu tarihin kısıtlarına hapsolmuş hukuki düzeni, kurum olarak örgütlenmesi, bütçesi, kadrosu, organizasyon şemalarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ayrıntılı bir incelemeyle ele alıyor. Gözaydın, sadece bir kurumu değil, din-devlet ilişkisi ve toplumsal tartışmalardaki siyasal mülahazaların da muhatabı olan bir organizasyonu, Türkiye tarihindeki laiklik tartışmalarıyla da örtüşen bir perspektiften tartışıyor.

 
Poster un commentaire

Publié par le septembre 19, 2009 dans Nouvelles Publications

 

Tags: , , , , , , , ,

Taksim !

TAKSIM

Bölünmüş Kıbrıs (1964-2005)

Etienne Copeaux ve Claire Mauss-Copeaux

TAKSIMkapak1.2.indd

 

Türkiye ile Yunanistan arasındaki tarihsel çatışmanın etkileri, 1960’tan beri bağımsız bir ada olan Kıbrıs’ta daima hissedildi. Her iki ülkenin milliyetçi akımları zamanla, Kıbrıs halkları arasında saldırganlığın tırmanmasına yol açtı. Müslüman ve Ortodoks Hıristiyan cemaatlerin ayrışmasının ardından başlayan çatışmaların yatıştırılması, ancak Yunanistan’ın ve ardından Türkiye’nin askerî müdahaleleriyle mümkün oldu. Çatışmaların sona erdirilmesi bir çözüm getirmeyince, 1974’te imzalanan Taksim anlaşmasıyla Ada ikiye bölündü. Bu bölünmenin bedeli ağır oldu: Kıbrıs halkının yaklaşık üçte biri zorunlu göç yaşadı ve adanın toplumsal dokusu büyük tahribata uğradı.

Etienne Copeaux ve Claire Mauss-Copeaux çiftinin elinizdeki çalışması, Kıbrıs Türk Cemaati arasında on yıl boyunca yapılan bir araştırmadan yola çıkarak hem bu ayrışmanın yarattığı mutsuzluğu hem de ortak bir anıyı yeniden inşa etmek isteyenlerin kaygı ve umutlarını yansıtıyor; Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini de etkileyen bitmek bilmez “Kıbrıs sorunu”na yeni bir bakış getiriyor. “1995’ten bu yana Kuzey Kıbrıs’ı bıkıp usanmadan dolaştık,” diyor yazarlar: “Tuhaf yolculuklardı bunlar. Bir tatil ve deniz beldesi olarak nam salmış bu adada, yollar boyunca Türk ordusunun kampları birbirini izliyordu. Yasak bölgeler kıyıları olduğu kadar art-ülkeyi de sarmıştı ve köy ziyaretleri karşınıza kaçınılmaz olarak tahrip olmuş kiliseleri ve mezarlıkları çıkarıyordu. Buradaki insanlar hâlâ savaş halinde yaşıyor gibiydiler, şiddetin izlerini silmiyor, gizlemiyorlardı. Kimse bundan söz etmese bile, savaş orada, yanlarında, yanımızdaydı. Bu havanın dışına çıkmak olanaksızdı.”

 
Poster un commentaire

Publié par le juillet 21, 2009 dans Nouvelles Publications

 

Tags: , , , , , , , , ,

Cemaat nedir ?

TÜRKİYE’DE ERMENİLER

Cemaat-Birey-Yurttaş

Ferhat Kentel, Füsun Üstel, Günay Göksu Özdogan, Karin Karakasli

kentel ustel

“Türkiyeliyim… Ermeniyim… iliklerime kadar da Anadoluluyum…”
Hrant Dink

Bu kitaba temel olan araştırma, Türkiye Ermenilerinin tarih boyunca süregelen kimlik inşa etme süreçlerinde, etken olan tüm unsurların ele alınarak; çok boyutlu ve karmaşık bir gelişim içinde “cemaat” üyesi ve yurttaş olarak kimliklerini nasıl kurguladıkları sorusuna cevap arıyor.

Türkiye’de kimlik tartışmaları, son yıllarda demokratikleşme ve sivilleşmeye paralel bir biçimde yeni paradigma ve yaklaşımlar kazanırken; küreselleşme, ulus-devlet modelinin geleceği, yeni toplumsal hareketler, azınlık siyasetlerinin yeni biçimleri ve kuramsal tartışmaların değişik boyutları düşünce alanında farklı bir gündem yarattı. Bu gündem bir anlamda dünün kimlik tartışmalarına hâkim olan iki farklı “duruş”un, anlayışın dışına çıkmanın zorunluluğuna dikkat çekiyordu. Bir yanda her türlü kimliğin sorgulanmadan dışlanması ya da yazarların deyimiyle “şeytanileştirilmesi” diğer yanda kimliklerin kendinde bir değer olarak sorgulanmadan “kutsanması”…

Yazarlar bu araştırmanın, sözkonusu iki “duruş”un dışında Türkiye’deki Ermeniler ile Türkler arasındaki ilişkileri “yeniden okuma” ve Türkiye Ermenilerini önyargılar ya da yüzeysel bir “kutsama”nın ötesinde topluluk kimliği içinde geçmişi ve bugünüyle tanıma çabasından doğduğunu söylerken; bu çalışmanın “tehcir/soykırım” tartışmalarının ötesinde yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada birlikte yaşamış birçok ortak değeri paylaşmış iki topluluğun demokratik yurttaşlık temelinde birbirlerini tekrar “keşfetme” aracı olmayı hedeflediğini dile getiriyor.

Günay Göksu Özdoğan, Füsun Üstel, Ferhat Kentel ve Karin Karakaşlı’nın ortak ürünü olan bu eser, gerçekten Türkiye halkını oluşturan toplulukların bu topraklardaki ortak tarihlerinin yeniden hatırlanmasına ve birbirlerini daha iyi tanıma ihtiyacına cevap verecektir.

Çalışma “Tarihten Günümüze Türkiye’de Ermeniler ve Ermeni Kimliği”, “Osmanlıdan Günümüze Ermeni Kurumları ve Siyaset”, “Günümüzde Türkiye’de Ermeni Olmak” ve “ ‘Sadık Milletten’ Talep Eden Yurttaşa” gibi bölümler içeriyor. Kitapta ayrıca “Araştırma Belgeleri” ve “Ekler” bölümü de tamamlayıcı olarak yeralmaktadır.

 
Poster un commentaire

Publié par le juin 26, 2009 dans Nouvelles Publications

 

Tags: , , , , , , , , ,

 
Suivre

Recevez les nouvelles publications par mail.

Joignez-vous à 828 followers

%d bloggers like this: