Posts filed under 'News'
Unutmak için Hafiza
Une mémoire pour l’oubli
Le temps : Beyrouth
Le lieu : une journée du mois d’août 1982
Texte de Mahmoud Darwich [Editions Actes Sud]
Mise en scène Pascale Spengler
Du 24 au 28 nov. à 20h30 / Le 29 nov. à 17h / Taps Gare à Strasbourg
Du 3 au 5 déc. à 20h30 / Cour des Trois Coquins à Clermont Ferrand
Une troisième guerre mondiale qui n’arrête pas d’en finir, un studio de fortune, des hommes produisent pour
une télévision clandestine une écriture audiovisuelle dédiée au célèbre poète palestinien Mahmoud Darwich,
né le 13 mars 1941 à Al-Birwah en Galilée et mort le 9 août 2008 à Houston, à partir de son récit “Une mémoire pour l’oubli“.
Beyrouth est, avec le narrateur, le personnage principal du texte. Ce récit est en réalité la narration d’une
passion entre la ville et le poète, passion qui trouve son dénouement tragique avec les événements de l’été 1982.
“Une mémoire pour l’oubli” montre une équipe de réalisation au travail relisant l’archive d’une écriture à l’épreuve du temps.
C’est par une fiction réinventée à neuf que se fera la transposition scénique d’extraits de ce récit écrit par Mahmoud
Darwich “Une mémoire pour l’oubli”. Le texte relate une journée du poète à Beyrouth lors des événements tragiques qui
ont suivi l’invasion israélienne en juin 1982 : l’état de siège et le départ de l’OLP de Beyrouth.
Plasticienne, comédienne, performeuse et metteur en scène, Pascale Spengler explore des œuvres offrant des univers
très contrastés tels que S. Beckett, B. Brecht, H. Müller, B.M. Koltès… Mahmoud Darwich.
Avec le Collectif de Théâtre Les Foirades dont elle assure la direction artistique depuis une vingtaine d’années,
elle promeut un théâtre de recherche autour de l’idée selon laquelle il existe des zones d’influences réciproque
dans lesquelles les formes d’art circulent, s’échangent et se nourrissent entre elles, bouleversant les disciplines de l’art,
la délimitation des objets et les méthodologies.
Textes : Mahmoud Darwich
Traduction : Farouk Mardam Bey et Yves Gonzalès-Quijano
Mise en scène : Pascale Spengler
Réalisateur audiovisuel : Bruno de Chénerilles
Photographe : Jean-Louis Hess
Vidéaste : Nadine Birghoffer
Comédien bilingue français-arabe : Amine Sabir
Collaboration artistique : Christine Heimlich
Régisseur plateau : Jérôme Rivelaygue
Lumières : Laurent Olivier
Décors plateau : Jean-Louis Boucher
Voix hébraïque : Rafael Goldwaser
En partenariat avec le festival de Strasbourg- Méditerranée et le Théâtre du Pelican de Clermont Ferrand
En co-production : la Ville de Clermont Ferrand
Avec le soutien du Ministère de la Culture et de la Communication-DRAC Alsace, la Région Alsace,
le Département du Bas-Rhin, la Ville de Strasbourg et la Ville de Clermont-Ferrand
Production Collectif de Théâtre Les Foirades :www.lesfoirades.org
Add comment novembre 17, 2009
Aralik
Nuri Bilge Ceylan’ın bütün eserleri DVD’de
Bütün Fransa’da, 1 Kasım 2009′dan itibaren
Türk yeni dalgasının yükselen yıldızı Nuri Bilge Ceylan’ın beş filminin DVD’si, Pyramide Video’nun hazırladığı özel bir sette ilk kez bir araya getirildi: Kasaba (1997), Mayıs Sıkıntısı (1999), Uzak (2002), İklimler (2006) ve Üç Maymun (2008). Üç saati aşkın özel görüntü ve Isabelle Huppert’in önsözünü yazdığı 60 sayfalık bir kitapçık da cabası.
Bazar Kumpanya Turnesi
Bédarieux, Cenon, Paris, Château-Arnoux, 20-27 Kasım 2009
Bazar Kumpanya, Didier Labbé Kuartet’i, Türk müzisyenler Cem Varveren ve Recep Sırplıoğlu’nu ve video sanatçısı Bruno Wagner’i bir araya getiren bir Akdeniz caz topluluğu. Saksofonun zurnaya, akordeonun saza laf yetiştirdiği, Doğu renkleri taşıyan bir caz halısının üstünde Türkiye’ye bir yolculuk.
Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde Türk Haftası
Paris, Fransa Ulusal Kütüphanesi (François Mitterrand Binası), 24-28 Kasım 2009
Fransa Ulusal Kütüphanesi, edebiyat ve müzik çerçevesinde bir haftayı Türkiye’ye ayırıyor. Çeşitli etkinliklerin yanı sıra program kapsamında 24 Kasım’da Çimen Seymen ile Osmanlı müziği, 27 Kasım’da ise Fransa eski Kültür Bakanı Jacques Lang’ın da katılımıyla dünyaca ünlü yazarımız Yaşar Kemal’e adanacak özel bir gece düzenleniyor. Ayrıca 28 Kasım’da Seyfettin Gürsel’in de katılacağı, ekonomi ve Avrupa’ya bakış açılarını ele alan bir konferans gerçekleştiriliyor.
Maison des Métallos’da Türkiye Ayı
Paris, Maison des Métallos, 29 Kasım 2009′a kadar
Sirki, gölge tiyatrosunu, şiiri, on kadar çağdaş fotoğrafçının işlerinden oluşan büyük bir sergiyi, kısa metrajlı filmleri, konserleri ve Galatasaray Üniversitesi’nin işbirliğiyle gerçekleştirilecek “İstanbul’un zihinlerde kesişen imgeleri” üstüne bir söyleşiyi bir arada sunan, Türkiye’nin kültür ve toplum hayatının çoksesli bir kesiti Kasım ayında Maison des Métallos’da.
Avrupa’yla Buluşmak: İstanbul
Strasbourg, St’ART Sanat Fuarı-Parc des Expositions, 25-30 Kasım 2009
İstanbul’un onur konuğu olduğu “Avrupa’yla Buluşmak” başlıklı fuar bu sene “Avrupa, sanat ifadelerinin çoğulluğu içinde nasıl kucaklanabilir?” sorusunun cevaplarını ararken, 25′i aşkın sanatçının 250′ye yakın yapıtını içeren dört sergi ve bir misafir sanatçı projesiyle Türkiye’yi ağırlıyor.
DANSEM + “Dans sorunu / Ön gösteri”
Marsilya, 5 Aralık 2009′a kadar
Marsilya üretim atölyesi L’Officina’nın düzenlediği 12. Akdeniz Çağdaş Dans Festivali (DANSEM) programında çağdaş Türk dansına yer veriyor. “Dans sorunu / Ön gösteri” başlıklı çalışmanın yanı sıra festival programında Taldans ve Çıplak Ayaklar toplulukları, dansçı ve koreograf Ayşe Orhon ve Talin Büyükkürkçiyan’ın solo projeleri de yer alıyor.
6. Strasbourg-Akdeniz Festivali
Strasbourg, 22 Kasım-5 Aralık 2009
6. Strasbourg-Akdeniz Festivali, “miraslar” sorunsalı çerçevesinde Türkiye’yi konuk ediyor. Programda konserler, tiyatro gösterileri, Elif Şafak ve Murathan Mungan ile edebiyat buluşmaları ve Strasbourg Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek “Türkiye ve geçirdiği evrim” başlıklı kapsamlı bir tartışma var.
VideoSeZon: Pompidou Kültür Merkezi’nde Türk Videoları
Paris, Pompidou Kültür Merkezi, 14 Aralık 2009
Pompidou Kültür Merkezi, Paris’teki dört mekânda düzenlediği on seansta, Türkiye’de video sanatının canlanışını sergileyen yakın tarihli 70 kadar çalışmayı sunacak.
Hüseyin Sermet ve Capuçon kardeşlerle oda müziğinde yıldızlar geçidi
Lyon, Molière Salonu, 15 Aralık 2009
Uluslararası şöhrete sahip üç müzisyen (kemanda Renaud ve viyolonselde Gautier olmak üzere Capuçon kardeşler ile Piyanist Hüseyin Sermet) Lyon’da gerçekleştirilecek piyano festivali çerçevesinde ilk kez aynı sahnede buluşacak. Müzisyenler, Fransız bestecilerin eserlerinden oluşan bir repertuar sunacak: Fauré, Chausson ve Ravel’in üçlüleri.
Onay Akbaş: “Bitmemişlerim”
Lyon, 6 Kasım-26 Aralık 2009
Paris, Bölgesel Öğrenci Merkezi (CROUS) Güzel Sanatlar Galerisi, 18 Ocak-6 Şubat 2010
1964′te Fatsa’da doğan ve 1988′den bu yana Paris’te yaşayan ressam Onay Akbaş, yeni dışavurumcu ve serbest figüratif akımlarla yakınlık taşıyan yapıtlar üretiyor. Uluslararası alanda ilgi çeken yapıtları bugüne kadar Paris, Berlin, Zürih, Miami, Seul ve İstanbul’da sergilenen sanatçı, Mevsim çerçevesinde “Bitmemişlerim” sergisiyle önce Lyon, sonra da Paris’te…
Le Crédac d’Ivry
19 Kasım 2009′dan itibaren
Akbank Sanat’ın danışma kurulu üyesi Ali Akay, Le Crédac’a önde gelen çağdaş Türk sanatçılarını davet ediyor: Ayşe Erkmen, Seza Paker ve Füsun Onur.
Ornementa Paris/İstanbul
Paris Atölyesi, 1 Aralık 2009′dan itibaren
Ornementa Paris/İstanbul, Paris ve Türkiye’den yaratıcıları hem dekoratif hem de simgesel işlevleriyle süsleme üzerine düşünmeye çağırıyor. Türk kültürünün güçlü bir geleneğe sahip olduğu bu alandaki çalışmanın konukları arasında Arzu Firuz’un öncülüğünde bir araya gelen Ela Cindoruk, Erdem Akan, Ozlem Suer ve Defne Koz gibi ünlü Türk tasarımcılarımız da var.
İstanbullu Bir Yahudi Ailesinin Öyküsü: Kamondolar ve Sanat Hamilikleri
Paris, Yahudi Sanatı ve Tarihi Müzesi, 7 Mart 2010′a kadar
Bu sergi, İstanbul’dan Paris’e, saygın Kamondo ailesinin izini sürüyor. 19. yüzyılda Fransa’ya göçen Osmanlı Yahudileri Kamondolar, koleksiyonlarıyla çok önemli sanat hamileri oldular ve pek çok bağış yaparak Fransız sanat mirasının zenginleşmesine katkıda bulundular.
Desenleriyle Pierre Loti: Yıllara Yayılan Bir Külliyat
Bleu Autour Yayınları, Ekim 2009
Alain Quella-Villéger ve Bruno Vercier’nin hazırladığı bu kitap Pierre Loti’nin dikkat çekici grafik eserleri ile hem Anadolu’dan derlenen çok çeşitli imgeleri, hem de yolculuklara dair eşsiz bir anlatıyı okurlarla buluşturuyor. Kitaba eşlik eden sergi de Moulins’de 3 Ocak 2010 tarihine kadar gezilebilir
Add comment novembre 16, 2009
Et le nuits ?
la Maison d’Europe et d’Orient
présente
Du 13 au 18 novembre 2009
Journées turques à Paris
Vendredi 13 novembre
20h30 : Théâtre
Passa Tempo
Création
Texte et mise en scène Aliye Ummanel
Théâtre municipal turc de Nicosie
Avec Deniz Çakir et Osman Ates¸
Spectacle en turc sous-titré en français
Passa Tempo nous parle des séquelles laissées par la guerre sur une famille : l’histoire d’une mère et d’un fils, blessé avant même sa naissance, d’un père mort à la guerre… Un instantané de la vie gens coincés entre passé et présent. Aliye Ummanel interroge le conflit entre deux générations : la première qui a vécu la guerre, et la seconde qui, à défaut de l’avoir vécue, en subit toujours les effets. La guerre est finie depuis bien longtemps déjà, mais son impact est toujours présent. Le passé est comme un mur face au futur. Le présent ne peut échapper à l’ombre du passé et à l’ambigüité du futur. Une guerre se termine-t-elle vraiment lorsqu’est signé l’armistice ?
Premières représentations d’un théâtre chypriote turc hors de Chypre et de la Turquie.
Samedi 14 novembre
18h : Vernissage littéraire – Rencontre et lecture
Nouvelle publication des éditions l’Espace d’un instant
L’Invité de Bilgesu Erenus
traduit et adapté du turc par Jacques Salzer, préface d’Olivier Couder
Rencontre avec Bilgesu Erenus, Olivier Couder et Jacques Salzer, suivie d’une lecture d’extraits par Olivier Couder, Jacques Salzer et Daniel Soulier. En allemand, « travailleur immigré » se dit « Gastarbeiter », c’est-à-dire « travailleur invité ». Arrivés dans les années 60, de nombreux travailleurs émigrés turcs se sont finalement établis en Allemagne, tandis que d’autres ont « choisi » le retour. C’est le cas de Musa, « invité » à travailler dans les usines allemandes, qui s’invite à son tour dans son propre village, où il se retrouve comme un étranger. Ses amis, selon la tradition des corporations d’Anatolie, se mettent alors à représenter ensemble, pour mieux se comprendre, ce qui est arrivé entre passé et présent. Ils improvisent différents épisodes de l’histoire de Musa : de sa jeunesse de berger à son départ, de sa vie en Allemagne à son retour au pays. Il s’agit donc toujours et encore de la place de l’autre, qu’il soit immigré ou simplement différent, et de son acceptation par le corps social. La situation de Musa a ceci de particulier qu’il se situe entre deux cultures, aux référentiels différents : son étrangeté et sa dépossession sont doubles. Mais les aventures de Musa montrent que les véritables aliénés sont ceux qui vivent à l’intérieur de frontières construites socialement. L’Invité a été créé en 1988 par Isil Kasapoglu au Théâtre des Amandiers de Paris.
ISBN 978-2-915037-57-9 – 11 euros
Bilgesu Erenus est née à Gölpazari en 1943. Journaliste de formation, elle a travaillé dans différents médias en Turquie à partir de 1965. Depuis 1973 elle compte parmi les principaux dramaturges turcs contemporains, dont les pièces sont jouées dans différents pays d’Europe et en Australie. Tout en continuant à écrire, elle soutient activement un grand nombre de causes sociales, politiques et humanitaires, ce qui lui a valu quelques séjours derrière les barreaux.
Dimanche 15 novembre
18h : Concert
Zeynep Çolak & Guest : Francesco Russo
Entrée 8 euros
Zeynep Colak : saz et chant
Gilles Andrieux : kemence rumi et ney
Antoine Morineau : tombak et daf
Francesco Russo : artiste invité, électro-acoustique
Zeynep Çolak chante les montagnes du Kurdistan, elle chante avec mélancolie la lutte de ce peuple sans patrie, elle chante la guerre et l’exil, la vie de ces nomades au grand cœur, mais elle chante surtout l’amour vrai, et les rires des jeunes Kurdes qui rêvent tout haut, les yeux plein d’étoiles.
Né à Naples, Francesco Russo a étudié l’électronique et joué du Jazz. Depuis 1994, il vit à Paris et travail à la Cité de la Musique, comme intervenant pédagogique dans les ateliers “studio son”. Il collabore notamment avec le groupe techno-ethno Kabul Workshop.
Mardi 17 novembre
20h30 : Théâtre
Entrée 8 euros
La première femme
De Nedim Gürsel
Adaptation Esen Özman
Mise en scène Patrick Verschueren
Avec Sedef Ecer et Patrick Verschueren
Première adaptation à la scène du roman de Nedim Gürsel, La Première Femme est un magnifique dialogue entre l’Orient et l’Occident et révèle les dilemmes et les conflits d’un homme partagé entre deux cultures.
À travers le récit d’un adolescent de seize ans, en quête du visage de sa mère, nous partons dans un voyage qui nous emmène du c¦ur d’Istanbul jusqu’à la petite chambre d’un hôtel parisien. Alors que le visage s’estompe peu à peu, il comprend que c’est de sa langue dont il se détache: sa langue maternelle.
Manifestation organisée dans le cadre de la Saison de la Turquie en France (juillet 2009 – mars 2010)
Mercredi 18 novembre
20h30 : Vernissage littéraire
Sur le seuil de Sedef Ecer (éditions de l’Amandier)
Première pièce de théâtre écrite en français par l’auteure turque Sedef Ecer, Sur le Seuil se compose de «mini-fictions» centrées sur des êtres entre deux rives : une terroriste amoureuse d’un ennemi, un travesti attendant une opération pour changer de sexe, une fillette dont le grand-père est responsable d’une déportation…
Rencontre avec l’auteur, lectures d’extraits et projection d’un court métrage qui se compose des témoignages de jeunes gens qui ont étudié et joué la pièce pour le bac option theatre : que veut dire être “sur le seuil” quand on a 18 ans?
Vernissage en présence de Serra Yilmaz et, sous réserve, de Tilbe Saran, deux des comédiennes de la distribution de Sur le seuil, qui sera présenté le 25 novembre à la Maison des Métallos, dans une mise en scène d’Elise Chatauret.
Réservations : 01 40 24 00 55
Contact presse : Natalia Karczmarczuk
01 40 24 00 55
Add comment novembre 12, 2009
ulusal kimlik
Ulusal kimlik tartışması
Radikal, 08/11/2009
Fransız kimliğinin her kimlik gibi korunmaya değil gelişmeye ihtiyacı var
// SAMİM AKGÖNÜL
Nedir bu ulusal kimlik? Tarifini kim yapar? Kim karar verir kimin ‘ulus’a dahil olup kimin dışında kaldığına? Anderson’un dediği gibi sadece bir hayal midir ulus? Yoksa Armstrong’un düşündüğü gibi uluslar, tarihin derinliklerinden beri vardır da ulusalcılık mı modern bir düşünce akımıdır? Ulus dil, din, etnik grup, kültür gibi herhangi bir kimlik imini (ya da hepsini) paylaşmak mıdır gerçekten, yoksa ortak yaşamı farklılıklarla kabullenip her grubun diğerinin gözünde meşru olması mıdır? Bir ‘ulus’un varolması için devlet şart mıdır ? Uluslar mı devleti doğurur, devletler mi kendilerine ulus biçerler?
Bu soruların yanıtları elbette zor. Hem de bütün algılama/kendini algılama soruları gibi öznel. Ulusun tanımı hem gruptan gruba, kişiden kişiye yatay olarak değişmekte hem de tarihin bir döneminden diğer bir dönemine dikey olarak. Ulus dinamik bir kavram. 20. yüzyılı ideolojik ayrışmayı bitirerek kapadık, doğru mu yaptık? 21. yüzyılda ötekilikler daha bir etnik, daha bir dinsel, daha bir kimliksel, daha bir ulusal. Sanki bu ötekilikler ideolojik ötekilikten biraz daha keskin, hem sembolik hem fiziksel şiddete biraz daha yatkın gibi gelmiyor mu size de? Bu da bir algılama elbettte.
Fransa, ulus-devlet kavramının ağababası, birçok ulus-devlet’e örnek teşkil etmiş. Taklit edilmiş. Türkiye gibi model olarak görüldüğü yerlerde Fransa’daki ulusallık kavramının kemikleşmiş olduğu sanılır. Halbuki 1789 Fransız ulusu ile 1870 Fransız ulusu arasında, 1974’teki algılamayla 2009’daki algılama arasında büyük dikey farklılıklar var. Paris’in şık 16. bölgesindeki ulus tanımıyla Strasbourg’un göçmen asıllıların yoğunlukta oldukları Cronenbourg mahallesinde yaşayanların ulus tanımı arasında büyük yatay farklılıklar var.
Ancak Fransa’da ulusalcı akımların kamusal tartışma alanını iyice ele geçirdiğini gözlemlemek zor değil. Bu düşünce tarzı ırkçı parti Front National’in tekelinde kaldı onyıllarca. Bugünkü iktidar partisi ve elbette lideri Nicolas Sarkozy, Front National oylarının içini delmek için bu söylemi kendine uyarladı ve makyajlanmış bir şekilde seçmene sundu. Cumhurbaşkanı seçilmesinde eski aşırı sağ oylarının rolü yadsınamaz. O günden beridir de bu konu devamlı gündemde. Göçmen oldukları düşünülen, halbuki Fransa’da doğmuş, Fransız vatandaşı Arap ve Türkiye kökenliler söz konusu olduğunda gündeme geliyor bu konu. Türkiye’nin çok iyi bildiği “içimizdeki yabancılar” tartışması. Ya da Fransa’daki yasadışı göçmenlerin uçaklarla Afganistan’a, Afrika ülkelerine gönderilmesi söz konusu olduğunda. Göçmenlik onyıllarca Fransa’ya zenginlik katan müspet bir kavramken artık ulusal kimliği tehdit eden menfi bir kavram haline geldi.
Göç ve ulusal kimlik
Bu tartışmalar son günlerde daha da hızlandı. Tuhaf bir bakanlığı var Fransa’nın: Göç, Entegrasyon, Ulusal Kimlik ve Dayanışmalı Gelişme Bakanlığı! Şaka değil. Başında eski sosyalistlerden Eric Besson var. Göç ve ulusal kimlik birbirine antinomik (çatışık) kavramlar olarak görüldüğünden böyle bir bakanlığa ihtiyaç duyulmuş. Bakanlık yeni bir kampanya başlattı ve Fransız ulusal kimliğini tartışmaya açtı. Özellikle bu tartışma için bir internet sitesi kuruldu; http://www.debatidentitenationale.fr/. İnternetin doğasından dolayı herkes, Fransa’da yaşasın yaşamasın, Fransız vatandaşı olsun olmasın aynı soruya cevap verebiliyor: “Sizin için Fransız olmak nedir?” Basit gibi görünen bu soru elbette son derece çetrefili. Şimdiden yüzlerce kişi bir iki satır çiziktirmiş. Kimisi “Yasalara uymaktır” diyor, kimisi “Fransızlıkla gurur duymak”. Kimisi “Başörtüsü takmamak, sokakta koyun kesmemektir” diyor, kimisi “İnsan haklarına saygılı olmak”. Kimisi “Fransızlık değerlerimizdir” yazmış, kimisi “Bayrağa saygıdır”. Çeşitli siyasetçi ve düşünürler de fikirlerini belirtmişler Fransızlık hakkında, daha uzun yazılar. Son tahlilde Fransız ulusal kimliğinin polisemik olduğu meydanda. Her ulusal kimlik için geçerli değil mi bu? Ancak bu tartışmanın sonunda bir dizi karar alınacak Bakanlık tarafından ve uygulanacak. Amaç Fransız kimliğini “korumak”. Oysa Fransız kimliğinin her kimlik gibi korunmaya değil gelişmeye ihtiyacı var. Çıkacak kararların “içimizdeki yabancılara” yönelik yeni zorlayıcı ve sonuçta -çelişkili olarak- dışlayıcı siyasalar olmasından endişe etmemek elde değil.
Add comment novembre 10, 2009
insansız
Claude Lévi-Strauss’un yüzyılı
Samim Akgönül
Fransa
BBC
Claude Lévi-Strauss öldü. 101 yaşında. Hayır, bir kot pantolon markasının kurucusu değil. Sosyal antropolojinin kurucusu.
Claude Lévi-Strauss, sosyal antropolojinin kurucusu olarak biliniyor
“Kültür nedir”in teorisyeni. Kuram mimarı.
İlk 1991’de okumuştum Tristes Tropiques kitabını. Tam bir tokat.
Bir edebiyat şaheseri mi desek, “beşeri bilim nasıl yapılır” dersi kitabı mı, “hümanizm ne demektir”in açıklaması mı?
Meğer 1955’te yazmış kitabı, Türkçe’ye çevirisi 2000′de. Hüzünlü Dönenceler ismi verilmiş bu başyapıta.
Neredeyse 50 sene sonra kavuşmuş Türkiye okuyucusuna.
İki hayatı var Claude Lévi-Strauss’un, birincisi alan çalışmalarının adamı olarak, antropoloji ve etnolojide katılımcı gözlem kuramının kurucusu olarak, 1930’larda Brezilya’da yerli kabileleri arasında geçirdigi zaman zarfında.
Elbette daha sonra özellikle Japonya’da alan çalışmaları olmuş.
Ancak Fransa’ya döndüğü 1942 yılından itibaren bir düşünür, bir kütüphane adamı, toplumun yapısının ince mimarı olarak karşımıza çıkıyor.
Bu ikinci hayatı zaten kişiliğine çok daha iyi uymakta.
Güney Amerika “ilkel” kabilelerinin yaşamını anlatan Hüzünlü Dönenceler kitabının ilk cümlesi “gezilerden ve gezginlerden nefret ediyorum” değil midir zaten?
Yapısalcılık
Yapı dedik, dünyanın her yerinde yapısalcığın babası olarak tanınır Lévi-Strauss.
Structuralisme, yapısalcılık mıdır, altyapısalcılık mı tartışılır bence.
Infrastructuralisme mi deseydik acaba ismine?
Ben antropolog değilim, ancak toplumu anlamak için verdiği anahtarlar hep kullanılacak.
Lévi Strauss’un eserlerinden bizlere miras bıraktığı düşüncelerin başında kültürlerin arasında hiyerarşi bulunmadığı yatmakta.
İlkel denilen kabilelerde var olan “medeniyet” bir insanlık medeniyeti.
Ve kimi alanlarda bu “medeniyetler” sanayi toplumlarından ve daha da önemlisi sanayi ötesi toplumlarından daha insancıl.
İşte bu yüzden de modern toplumlar, ilkel olarak nitelendirilen toplumları boğazlamakta, yok etmekte, yeryüzünden silmekte.
Bir gün kendilerinin de aynı şekilde silineceklerini bile bile.
İnsansız dünya
Kötümserdir Lévi-Strauss, melankoliktir.
1962’de yayınlanan La Pensée sauvage (Vahşi Düşünce), gayet net gösterir.
Lévi-Strauss’a göre her şey, her davranış, her gelenek, her dini pratik, her inanç, en anlaşılmayanları, en doğaüstü görünenleri dahi dünyasal sebepler taşırlar.
Bir “yapı” içinde tahlil edildiklerinde, kültürler ne kadar farklı olsa da, insanlık medeniyetinin ortak mitoslarının kalıntılarıdır bunlar.
Yemek yapma şekilleri, her şarkı, her jest, her cümle ortak bir insanlık geçmişine gönderme yapar:
Doğayla iç içe vahşi dünyada yaşamdan, toplumsal insanî yaşama geçiş süreci.
1964’te yayınlanmış olan “Le Cru et le Cuit” yani “Çiğ ve Pişmiş” eserini 40 yıl sonra okurken aynı zamanda Kitab-ı Dede Korkut’un Altan Gökalp ve Louis Bazin tarafından tanıtımını okuduğum aklıma geldi şimdi.
Dede Korkut’taki Atbas ve Beyrek karakterleri de simgesel olarak bu geçişi anlatır.
İnsan olmak sosyal olmaktır.
Ve sosyal insan verir alır.
Verdiğini geri almaya uğraşır, aldığını da mutlaka geri vermeye. Sosyal insan etkileşimli insandır. Diğer insanlar olmadan var olamaz.
Fransa medyası
Claude Lévi-Strauss, bir asırlık bir hayattan sonra öldü.
Ancak öyle bir iz bıraktı ki bilim dünyasına, artık silinmesi imkansız.
Yapısalcılık bugün eleştirilebiliyorsa, Lévi-Strauss’un yapısalcılığı inşa etmesi sayesindedir.
Bir yüzyılın insanlık tarihine damgasını vurarak.
Fransa da unutmamış demek ki kendisini bu kadar eleştiren bilim adamını.
Bütün günlük gazeteler, bütün dergiler, bütün televizyonlar, bütün haber siteleri en önemli haber olarak Lévi-Strauss’un ölümünü verdiler, veriyorlar.
Kot markası
Evet, Lévi-Strauss, işgal altındaki Fransa’yı bırakıp, Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmişti, orada zaten ismini kesip Claude L. Strauss olmuştu, kot pantoloncuyla karıştırılmamak için.
Daha sonra direnişe katılmış, 1950 ve 1960’larda sömürgeci Fransa’ya karşı çıkmıştı.
Ancak daha sonra siyasi angajmanın entelektüel tarafsızlığa zararlı olduğunu düşünmüş, örneğin Fransa’daki 1968 olaylarında rol oynamayı reddetmişti.
Daha sonra da etik olarak güncel konularda yorum yapmaktan hep çekinmişti.
Kendini emekli ettiği 1982’den beri yazmaya odaklanmış, 1994’e kadar da üretmişti.
Claude Levi Strauss, 101 yaşında öldü.
Arkasında anlamaya çalıştığı koca bir insanlık tarihi bırakarak.
Add comment novembre 6, 2009
Tristes tropiques
Claude Lévi-Strauss est mort
L’anthropologue et écrivain Claude Lévi-Strauss est mort dans sa 101ème année, avons-nous appris ce mardi 3 novembre. Né le 28 novembre 1908 à Bruxelles, il a été l’une des voix majeures des sciences humaines du vingtième siècle. En un siècle, il a accompli ce que peu de scientifiques réalisent : une carrière d’ethnologue, une oeuvre d’écrivain et une trajectoire intellectuelle qui a imprégné l’ensemble des sciences humaines et sociales. Il fut notamment l’une des figures fondatrices du structuralisme. Son livre le plus célèbre, Tristes Tropiques (1955), ouvrage tout à la fois autobiographie, philosophique et ethnographique, aura rencontré un public mondial. Trois ans plus tard, son Anthropologie structurale jette les bases de son travail théorique en matière d’étude des peuples premiers et de leurs mythes.
Add comment novembre 3, 2009
Au pluriel (bis)
Vendredi 23 octobre 2009
Journée d’étude
” Pluralité religieuse : visibilité dans l’espace public, reconnaissance et conflictualités (perspectives franco-allemandes)”
MISHA Strasbourg, 5 Allée du Général Rouvillois (salle de conférences)

Séance du matin : 9h15 – 13h
9h15 : Introduction
1ère session : 9h30 – 11h – Présidente de session Anne-Sophie Lamine (Université de Strasbourg, Laboratoire Cultures et Sociétés en Europe)
9h30 Olivier Voirol (Institut für Sozialforschung, Frankfurt / Université de Lausanne) « Visibilité, publicisation, reconnaissance : quelques précisions conceptuelles »
10h Discussion
10h15 Franck Peter (Département d’anthropologie culturelle et sociale comparée, Europa Universität Viadrina « L’islam comme religion tolérée. Le cas de la ‘Deutsche Islam-Konferenz »
10h45 Discussion
11h00 Pause
2ième session : 11h30 – 13h - Présidente de session Sylvie Le Grand (Université Paris Ouest-Nanterre, Centre d’Etudes et de Recherches sur l’Espace Germanophone)
11h30 Clémentine Vivarelli (Laboratoire Cultures et Sociétés en Europe, Université de Strasbourg) « La gestion de la pluralité religieuse en Alsace et l’offre de nourriture halal dans les restaurants scolaires, un exemple d’ajustement concerté »
12h00 Discussion
12h15 Mohamed Adraoui (CERI, IEP Paris) « Le salafisme en France, tensions, replis ou modernité ? »
12h45 Discussion
13h Pause repas
Séance de l’après-midi : 14H30 – 16h30
3ième session : 14h30 – 16h – Présidente de session Nathalie Luca (Centre d’Etudes Interdisciplinaires des Faits Religieux, CNRS-EHESS Paris)
14h30 Monika Salzbrunn (Ruhr-Universität Bochum) « Les carnavals de Cologne et de Paris: visibilité d’un rite profane et religieux entre incorporation et dérision »
15h Discussion
15h15 Louis Hourmant (Groupe Sociétés, Religions, Laïcités, CNRS Paris) « Le cas de la Soka Gakkai en France comme analyseur du pluralisme intrabouddhique et de ses limites »
15h45 Discussion
16h-16h30 : Discussion finale
16h30 FIN
Cette journée s’inscrit conjointement dans les cadres
- du programme MISHA « Pluralité religieuse : coexistence et controverses »
- et du Programme Formation Recherche soutenu par le CIERA : « La pluralité religieuse en perspective comparée franco-allemande »
Entrée libre – Informations et inscription : anne-sophie.lamine@misha.fr <mailto:anne-sophie.lamine@misha.fr>
http://sspsd.u-strasbg.fr/La-pluralite-religieuse-en.html
Add comment octobre 18, 2009
au pluriel
Journée d’étude du GEJC
« Nouvelles religiosités, nouvelles laïcités ? »
vendredi 23 octobre 2009
de 9h30 à 16h (entrée libre)
au CNRS, 59-61 rue Pouchet 75017 PARIS
Programme de la journée
9h30 Introduction
par Jean Baubérot (Directeur d’étude émérite, EPHE)
10h00-11h30 « La laïcité, frein ou vecteur de la sécularisation ?»
Président de séance Jean Baubérot
Sami Kilic, « L’idéologisation de la laïcité juridique en France et en Turquie »
Salih Dogan, « L’exception laïque turque : approche comparative d’une symbolique républicaine séculière »
Marjorie Moya, « La laïcité, nouvel enjeu du féminisme ? »
11h45-13h15 « Les voies de la sécularisation : l’impact des nouvelles formes de religiosité »,
Présidente de séance : Valentine Zuber (maître de conférence, EPHE)
Erkan Toguslu, « La nouvelle sociabilité religieuse en Turquie »
Kim Hien Nguyen, « ‘Univers psycho-spirituel’ chez les cadres-fonctionnaires et sécularisation/laïcisation de la religion communiste au Vietnam »
Mustapha Bakir, « Pratique individuelle contre religion institutionnelle : une nouvelle religiosité au Maghreb ? »
13h15-14h15 Pause déjeuner
14h30-16h00 « Le rôle des minorités religieuses dans la sécularisation des sociétés »
Président de séance : Pierre-Jean Luizard (chercheur au CNRS)
Ali Ihsan Aydin, « Le lobbying catholique auprès de l’UE »
Christian Euvrard, « Entre défis et accommodements, l’intégration de l’Eglise mormone dans différents pays d’Europe »
Hakan Kaplankaya, « La sécularisation du droit : le cas des minorités en Turquie »
Rachid Id Yassine, « Les musulmans des sociétés occidentales : mobilité et éclectisme culturels ? »
16h00- Conclusions
Valentine Zuber et Erkan Toguslu
Add comment octobre 18, 2009






