RSS

Archives Mensuelles: avril 2012

Turkey in the Mirror of Selek Case

A PANEL AT STRASBOURG

Turkey in the Mirror of Selek Case

Atalay, Alp Selek, Çalışlar, Karakaşlı, Direk, Pradel, Lauchbihler and Flautre discussed the judiciary problems in Turkey using Pınar Selek case as example.

Bianet

19 April 2012, Thursday

 

The international meeting about " Pınar Selek Case and the Judiciary Problems in Turkey" was handled in Strasbourg, France the other evening and Turkey’s judiciary problems and current developments in political sphere are discussed in detail.

The participants of the meeting were Pınar Selek case lawyer Akın Atalay, Pınar Selek’s father and lawyer Alp Selek, journalist and author Oral Calislar, journalist and author Karin Karakaşlı, philosophy professor and author Zeynep Direk, lawyer Martin Pradel from FIDH, Chairman of the EP Human Rights Subcommittee Barbara Lauchbihler and the President of the EU-Turkey Joint Parliamentary Commission Hélène Flautre.

The meeting was organized with the initiatives of Turkey origin Citizens’ Union of Associations (RACORT) and its member associations (Intercultural Citizens’ Movement at Strasbourg ASTU, Turkey origin Citizens’ Association at Paris, Turkish Workers Association Metz’de Moselle and L’ACORT ) at the House of Unions at Strasbourg in the evening of April 18th and it was leaded by historian and political scientist Samim Akgönül from Strasbourg University.

The importance of Selek Case’s symbolic meaning

 

Pınar Selek case has been on the agenda for 14 years. The symbolic meaning of this case in terms of Turkey’s democracy was discussed in the meeting and the participants called for support.

 

Chairman of the EP Human Rights Subcommittee Barbara Lauchbihler made the opening speech and mentioned that they were following the judiciary process of Pınar Selek case closely and they would continue to contribute to freedom of expression process in Turkey by the Progress Reports they issue.

 

Alp Selek and lawyer Akın Atalay examined the unlawful details of the ongoing case for fourteen years.

In the darkness of February 28

Alp Selek stated that even though it was clear that the explosion was because of the gas leak and Pınar Selek’s statements were taken under torture, they insistently try to convict her. They seized her scientific study about Kurdish movement and they convicted her by Egyptian Bazaar conspiracy.

He underlined the interventions of police headquarters, Foreign Ministry, Interior Ministry and Ministry of Justice to this case at the darkest period of Feb.28 and added that although Pınar Selek has been acquitted 3 times, there’s an inexplicably insistent attempt for the case to persist.

 

Lawyer Pradel from FIDH expressed that their organization is following this case closely; philosophy professor and author Zeynep Direk pointed out the extraordinary perspective of Pınar Selek as the sociologist.

 

While describing Selek’s studies, Direk said that Selek adopted the "asking independent questions towards groups of people who are exposed to violence due to their ethnic and sexual identities" method.

"The attitude of the media has changed"

 

Journalist and author Oral Çalışlar has been following the case closely for 14 years. He stated that media process began with targeting headlines and police cooperation but in time it evolved to a point of solidarity and the media began to give place to the facts. Oral Çalışlar indicated that primarily the press contacts of Alp Selek and the solidarity of all groups who want justice for Pınar Selek were effective on this. Oral Çalışlar also asked for support from abroad.

 

Finally journalist and author Karin Karakaşlı began to her speech by talking about Hrant Dink who introduced Pınar Selek to her.  She mentioned the process of targeting people who struggle for peace and she talked about the necessity to look for justice at the sense of community, as it cannot appear at Turkish courts. She underlined that the solidarity for Pınar Selek brought together many different groups in accordance with Selek’s philosophy of life and politics.  She finally expressed that when Pınar Selek is released, live happily and work productively in Turkey that will be the sign of democracy for Turkey. (IC)

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 28, 2012 dans Manifestations scientifiques, News

 

Tags: , , , , , , , ,

Identities and Minorities in Turkey and Greece

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 26, 2012 dans Manifestations scientifiques

 

Tags: , , , ,

Young Visions for Europe and Turkey

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 26, 2012 dans Manifestations culturelles

 

Tags: , , , , , ,

SİYASİ AİDİYET İLE ULUSAL AİDİYET ARASINDA FRANSA’DAKİ TÜRKİYE KÖKENLİLER

 

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 24, 2012 dans Manifestations scientifiques

 

Tags: , , , , , , ,

FRANSA’DAKİ TÜRKİYE KÖKENLİLERİN GÜNCEL KONULARDAKİ GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİ ARAŞTIRMASI

FRANSA’DAKİ TÜRKİYE KÖKENLİLERİN
GÜNCEL KONULARDAKİ GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİ ARAŞTIRMASI

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 20, 2012 dans Manifestations scientifiques

 

Tags: , , , , ,

Devletin ve Bireyin Sosyal-Ekonomik Hak ve Yükümlülükleri, Mülkiyet, Miras

Devletin ve Bireyin Sosyal-Ekonomik Hak ve Yükümlülükleri, Mülkiyet, Miras

Küçükkekmece Cennet Kültür Merkezi

Mehmet Bekaroglu / Maya Arakon

“Anayasamızı Hazırlıyoruz” başlıklı kamuya açık toplantılar dizisinin altıncısında “Devletin ve bireyin sosyal ve ekonomik hak ve yükümlülükleri, mülkiyet, miras” konularını tartışıyoruz. Sesimizi yeni Anayasa’yı yapacak TBMM’ne duyurmak için buluşuyoruz. İki de konuğumuz olacak. Her yaştan vatandaşları Anayasa yapımına katılmaya davet ediyoruz.”

ÜCRETSİZ

Etkinlik Tarihi:
20 Nisan Cuma Saat: 19.30

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 20, 2012 dans Manifestations scientifiques, News

 

Tags: , , , ,

Türkler içeride sağcı dışarıda sosyalist

Türkler içeride sağcı dışarıda sosyalist

Fransa, 22 Nisan ve 6 Mayıs’ta iki turlu seçimle yeni cumhurbaşkanını belirleyecek. Seçimler öncesi Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO), cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanma hakkına sahip Türkiye kökenli seçmenin nabzını tuttu. Türk kökenli seçmenler muhafazakar kimliklerine rağmen bulundukları ülkede sosyalist ya da komünistlere oy veriyor.

Fransa’daki Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 90′ı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyunu sosyalist aday François Hollande’ye vereceğini belirtiyor. İkinci turda Sarkozy’ye oy vereceğini söyleyenlerin oranı ise sadece yüzde 2.

 

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO), Doç.Dr. M. Murat Erdoğan yönetiminde, Berlin merkezli kamuoyu araştırma enstitüsü SEK-POL/Data4U ve Strazburg Üniversitesi’nden Prof.Dr. Samim Akgönül işbirliğiyle Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi “Fransa’daki Türkiye Kökenlilerin Güncel Konulardaki Görüş ve Düşünceleri" başlıklı bir araştırma yaptı.

 

Fransa’da yaşayan Türkiye kökenli her kesimden seçmenin görüşlerini ortaya koymak için 8 bin 195 haneden oluşan bir havuz oluşturuldu. Bu yılın şubat-mart-nisan aylarını kapsayan bir zaman diliminde 14 yaş üstü 1026 kişiyle gerçekleştirilen araştırmada, Türkiye kökenli seçmenlerin eğilimleri tespit edilmeye çalışıldı. Araştırmaya göre, Fransa’a 450-500 bin arasında Türkiye kökenli yaşıyor. Bunların yaklaşık 80 bini Fransa vatandaşı olmalarından doğan haklarını kullanarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandık başına gidiyor.

 

Türkiye kökenli seçmenler, Fransa’da sandık başına gittiğinde dünya görüşünü bir kenara bırakarak, oyunu verirken pragmatik davranıyor. Söz konusu seçmenlerin yüzde 80′i muhafazakar bir dünya görüşü benimsemesine rağmen, Fransa’da sandık başına gittiğinde oylarını sol parti adaylarına veriyor.

TÜRKLERİN TERCİHİ HOLLANDE

 

Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 65’ten fazlası, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu Sosyalist Parti adayına vereceğini belirtiyor. Yüzde 18 ise Komünist/Sosyalist Sol NPA’da destek vereceğini ifade ediyor. Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 80’den fazlası tercihlerini böylelikle sol-sosyalist-komünist partilerden yana kullanacağını vurguluyor.

 

Yine Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 77′isi birinci turda Sosyalist Parti adayı François Hollande’ye oyunu vereceğini dile getiriyor. Seçimlerin ilk turunda şimdiki cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy için oy kullanacağını belirtenlerin oranı ise yüzde 1’in altında kalıyor.

 

Fransa’da 6 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin ikinci turunda Sarkozy-Hollande ikilisinin yarışması halinde, Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 90′ı sosyalist aday Hollande’yi destekleyeceğini ifade ediyor. Bu turda Sarkozy’ye oy vereceğini belirtenlerin oranı ise yüzde 2′de kalıyor.

‘İNKAR YASASI’ TERCİHLERİ KISMEN ETKİLİYOR

 

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tercihiniz konusunda "Ermeni Soykırımını İnkârı Cezalandırma Yasası" ne kadar etkili olacak?” sorusuna verilen cevaplarda “kararımı bu yasa girişimi çerçevesinde vereceğim” diyenlerin oranı yüzde 30’da kalıyor. Söz konusu yasa, oy kullanırken tercihimi değiştirmeyecek diyenlerin oranı da yüzde 30′ün üzerinde seyrediyor.

 

Burada da yasanın iptali ya da yürürlüğe girmesinin tercihini etkileyeceğini söyleyenlerin oranı yüzde 26, etkilemeyeceğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 34 olarak tespit edildi. Bütün bu veriler, Türkiye kökenli seçmenin tercihini yasa girişiminin sınırlı oranda etkilediğini gösteriyor.

‘SARKOZY-ERDOĞAN İKİLİSİYLE İLİŞKİLER DÜZELMEZ’

 

HUGO-Fransa 2012 araştırmasında siyasi liderler konusunda da önemli bir soru yöneltildi. “Sarkozy liderliğindeki Fransa ile Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye ilişkilerinin düzeleceğine inanıyor musunuz?” sorusuna gelen cevapta “kesinlikle evet” ve “evet” diyenlerin oranı yüzde 17 civarında iken, “hayır” ve “kesinlikle hayır” diyenlerin oranı yüzde 55’i aşmaktadır. Bu durum, iki taraftan en az birinde lider değişikliği olmadan ülkeler arasındaki ilişkinin düzelemeyeceğine dair bir inancın olduğu şeklinde okunabilir.

FRANSA’DA SOLU TÜRKİYE’DE SAĞI SEÇİYOR

 

Araştırmada yurtdışında yaşayan Türkiye kökenlilerin siyasi tercihlerinin ne ölçüde siyasi bir ideolojiye, ne ölçüde pragmatik tercihlere dayandığını anlamaya yönelik sorulara da yer verildi. Bu bağlamda Fransa’daki ve Türkiye’deki siyasi tercihler arasındaki ilişkiye yönelik sorular yer aldı. Ortaya çıkan çarpıcı duruma göre, Türkiye kökenlilerin Fransa’daki ideolojik tercihleri ile Türkiye’deki tercihleri arasında ciddi bir farklılık olduğu ortaya çıktı.

 

“Türkiye’de bugün genel seçimler yapılsa ve oy verme imkanınız olsa hangi partiye oyunuzu verirsiniz?” sorusu karşısında Türkiye kökenli seçmenlerin yüzde 59′u AK Parti, yüzde 11′i CHP, yüzde 3.8′i MHP ve yüzde 3.6′sı BDP’yi tercih edeceğini belirtti. Aynı gruba “Fransa’da hangi partiye oy verdiniz” diye sorulduğunda ise merkez sol (Sosyalist Parti) için oy kullananlar yüzde 65′le birinci sırada yer alırken, Komünist/Sosyalist Parti yüzde 18′le ikinci sırada yer aldı.

TÜRKİYE KÖKENLİ SEÇMEN PRAGMATİK

 

Yani Türkiye’de AK Parti ve MHP gibi sağ partilere yüzde 70’in üzerinde destek veren Fransa’daki Türkiye kökenliler, Fransa’da oylarını yüzde 80’in üzerinde Sol/Sosyalist/ Komünist partilerden yana kullanıyor. Bu durum, ideolojik bir karmaşa olarak ya da pragmatik bir tercih olarak nitelenebilir. Ancak ortaya çıkan tablonun genel olarak yurtdışında yaşayan Türkiye kökenlilerin genel eğilimini yansıttığı da biliniyor.

HUGO NEDİR?

 

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO), iç ve dış göç alanında, özelikle de Avrupa’da yaşayan ve sayıları 5 milyonu aşan Türkiye kökenliler üzerine, düzenli ve sürekli araştırmalar yapan akademik bir kuruluş. HUGO’nun yaptığı çalışmalar, Avrupa’daki Türkiye kökenliler hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmayı, sorunlarını tespit etmeyi ve çözümler için öneriler geliştirmeyi amaçlıyor. Kısa bir süre önce Almanya’daki Neo-Nazi cinayetleri konusunda da önemli bir kamuoyu araştırması yapan HUGO’nun hedefi, akademik çalışmalarla, konunun bütün taraflarına, yani Avrupa’daki Türkiye kökenlilere, yaşadıkları ülkelere ve Türkiye’ye katkılar sağlaması olarak ifade ediliyor. HUGO çalışmalarına http://www.hugo.hacettepe.edu.tr adresinden ulaşılabilir.

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 19, 2012 dans Manifestations scientifiques, News

 

Tags: , , , , , , , ,

"Pınar Selek’e adalet, demokrasinin gereği"

"Pınar Selek’e adalet, demokrasinin gereği"

Fransa‘nın Strasbourg kenti dün önemli bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptı. Toplantıda, Türkiye demokrasisi açısından Pınar Selek davasının simge rolü vurgulandı.

"Pınar Selek Davası ve Türkiye’de Yargı Sorunları" başlıklı toplantı, Sendika Evi’nde, Türkiye kökenli Yurttaş Dernekler Birliği (RACORT) ve üye dernekleri (Strasbourg’da Kültürlerarası Yurttaşlar Haraketi ASTU, Paris’te Türkiye kökenli Yurttaşlar Meclisi, L’ACORT ve etz’de Moselle Türkiyeli İşçiler Derneği) girişimiyle düzenlendi.

Strasbourg Üniversitesi’nden tarihçi ve siyaset bilimci Samim Akgönül’ün yönettiği toplantı, Avrupa Birliği Türkiye Karma Parlamenter Komisyonu Başkanı Hélène Flautre’un destek mesajı ile başladı.

Lauchbihler: AB yakından takip ediyor

Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Başkanı Barbara Lauchbihler, yaptığı açılış konuşmasında, bir kitap projesi için birlikte çalıştığı Pınar Selek’le ilgili yargı sürecini yakından takip ettiklerini ve yayınladıkları İlerleme Raporları ile Türkiye’nin ifade özgürlüğü sürecine olumlu katkı sağlamayı sürdüreceklerini ifade etti.

Selek: Davaya müdahaleler yapıldı

Toplantıya konuşmacı olarak katılan Pınar Selek’in babası ve avukatı Alp Selek, 14 yıldır sürmekte olan davadaki hukuksuzlukları ayrıntılarıyla gözler önüne serdi.

Alp Selek, Kürt hareketine yönelik bilimsel çalışmasına el konulduktan sonra Mısır Çarşısı komplosu ile kuşatılan Pınar Selek’in patlamanın gaz sızıntısından olduğu ve hakkındaki ifadelerin işkence altında alındığının anlaşılmasına rağmen ısrarla mahkum edilmeye çalışıldığını anlattı.

Selek, 28 Şubat sürecinin en karanlık sürecinde davaya dönemin Emniyet, İçişleri, Dışişleri ve Adalet Bakanlığı tarafından müdahaleler yapıldığını ifade etti.

Atalay: Dava ısrarla devam ettirilmeye çalışılıyor

Avukat Akın Atalay, işkence altında verdiği Pınar Selek’le işbirliği yönündeki ifadeyi mahkemede reddeden Abdülmecit Öztürk’ün beraat kararının temyiz edilmemesine karşın, 3 kez beraat eden Pınar Selek üzerinden davanın ısrarla devam ettirilmeye çalışılmasının anlaşılmazlığını vurgulayarak, hukuk mücadelesine devam ettiklerini belirtti.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) sorumlusu avukat Martin Pradel, bağlı bulunduğu kuruluş adına bu davanın özel olarak ve yakından izlendiğini ifade etti.

Direk: Selek sistem tarafından tehlikeli görülüyor

Felsefe profesörü-yazar Zeynep Direk, Pınar Selek’in sosyolog olarak getirdiği farklı bakış açısına dikkat çekerek konuyu bilimsel boyutuyla tamamladı.

Direk, Selek’in cinsel ve etnik kimliği yüzünden şiddet gören insan gruplarına yönelik ve özgür sorular sorarak çalıştığını, resmi ideolojiyi eleştirdiği oranda da sistem tarafından tehlikeli görüldüğünü vurguladı.

Çalışlar: Medya süreci dayanışmacı bir noktaya evrildi

14 yıldır davayı yakından takip eden gazeteci-yazar Oral Çalışlar, hedef gösterici manşetler ve polis işbirliği içerisinde başlayan medya sürecinin aradan geçen zamanda gerçeklere yer veren, dayanışmacı bir noktaya nasıl evrildiğini anlattı.

Başta Alp Selek’in basın temasları olmak üzere, Pınar Selek için adalet isteyen bütün kesimlerin dayanışma çalışmalarının etkili olduğunu belirten Oral Çalışlar, yurtdışından da konuya destek ve duyarlılık istedi.

Karakaşlı: Barış için mücadele edenler hedef gösteriliyor

Son olarak söz alan gazeteci-yazar Karin Karakaşlı da, Pınar Selek’le kendisini tanıştıran Hrant Dink‘ten başlayarak, barış için mücadele edenlerin hedef gösterilme süreçlerini, Türkiye’de mahkemede tecelli etmeyen adaleti çeşitli platformlarda kamu vicdanında arama gerekliğini anlattı.

"Hala Tanığız Platformu"nun 14 yıllık macerasını paylaşan Karakaşlı, yurtdışı dayanışma hareketlerinin de yürütmeyi, sürece dair inisiyatif kullanarak bu hukuksuzluğa son vermesi açısından teşvik edebileceğini belirtti.

Pınar Selek dayanışmasının tam da Selek’in yaşam ve siyaset felsefesine uygun olarak birbiriyle ilgisi olmayan pek çok farklı kesimi bir araya getirdiğini vurgulayan Karakaşlı, Selek’in nihai olarak beraat ettiği, mutlu şekilde üreterek yaşayabildiği bir Türkiye’yi demokrasi açısından bir sağlama olarak gördüğünü ifade etti.

İzleyicilerinin yoğun ilgi gösterdiği toplantı sorularla noktalanırken, benzer dayanışma toplantılarının sürdürülmesi konusunda ortak kanaat ve irade ifade edildi.

 

Tags: , , , , , , , , , , ,

Justice pour Pinar Selek

Reblogué depuis MINORITY REPORT:

Cliquer pour accéder à l'original

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 16, 2012 dans News

 

Yeni anayasa Antalya’da değerlendirildi

Yeni anayasa Antalya’da değerlendirildi

Uluslararası Antalya Üniversitesi ve SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) işbirliğinde Yeni Anayasa hakkında önemli bir sempozyum düzenlendi.

14 Nisan 2012’de Antalya Rixos Otel’de düzenlenen etkinlikte, Uluslararası Antalya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Fettah Tamince, sempozyumun açılış konuşmasında, ülke genelinde yürütülen anayasa çalışmalarından birine ev sahipliği yapmaktan gurur duyduklarını, son on yılda yakalanan siyasi ve ekonomik istikrarın sayesinde kendisinin de aralarında bulunduğu genç müteşebbislerin de katkısıyla Türkiye’nin büyük mesafeler katettiğini belirtti. Uluslararası Antalya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cihat Göktepe ise, Türkiye’nin artık normal bir süreçte, STK, medya ve bilim dünyası başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşun yapacağı katkılar ile yeni bir anayasa yapabilecek durumda olduğunu belirtti. SETA adına açılış konuşması yapan SETA Dış Politika Direktörü Prof. Dr. Talip Küçükcan ise, Uluslararası Antalya Üniversitesi’ni kuruluş aşamasında böyle bir toplantıyı SETA ile beraber düzenlediği için kutladı.

ERGUN ÖZBUDUN: ANAYASADAKİ VESAYETÇİ RUH ORTADAN KALDIRILAMADI

Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun konuşmasında, olağan dışı, anti-demokratik ve şaibeli bir seçimle oluşturulan 82 anayasasının son derece vesayetçi bir yapıya sahip olduğunu, yapılan değişikler ile anayasanın vesayetçi ve otoriter yapısında önemli değişiklikler gerçekleştiğinin inkar edilemeyeceğini, bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, anayasadaki vesayetçi, devletçi ve yasakçı ruhun ortadan kaldırılmadığını ve günümüzde artık hiç kimsenin ne bu anayasaya ne de bu anayasayı yapanlara sahip çıkmadığını ifade etti.

Özbudun, anayasa literatüründe yeni bir anayasa yapılması ile anayasa değişikliği sürecinin farklı olduğunu kabul etmekle birlikte, bu anayasanın bütün maddelerini bu Meclisin değiştirmek durumunda kalması halinde ise “82 anayasının değişikliği olarak” değil “yeni bir anayasa” olarak adlandırılacağını, bu nedenle de zaman zaman gündeme gelen “asli kurucu iktidar-tali kurucu iktidar” tartışmalarının gereksiz olduğunu ifade etti. “Asli kurucu iktidar”ın darbe, devrim, iç savaş vb. durumlarla ortaya çıkacak hukuk boşluğunda ortaya çıkacağından yola çıkarak, yeni anayasa için beş generalin gelip darbe yapmasını beklemenin saçma olduğunu belirten Özbudun, halen bu argümanı ileri süren hukukçuların olmasını vahim olarak nitelendirdi ve İsveç, Finlandiya ve Macaristan örneklerini vererek son 30 yıllık süreçte Avrupa’nın en istikrarlı demokrasilerine sahip ülkelerin de anayasalarını değiştirebildiklerini, günümüzde bir milletin, bir halkın dilediği zaman anayasasını demokratik usullerle değiştirebileceği görüşünün kabul gördüğünü ifade etti.

HANGİ MADDELER DEĞİŞTİRİLEMEZ

“Hangi maddeler değiştirilemez” konusuna da değinen Özbudun, ilk üç madde içinde “fevkalade muğlak” ifadeler olduğunu, ikinci maddede “adalet” konusunu herkesin farklı yorumlayabileceğini, “yine bu bölümde başlangıç” bölümünün “oldukça şoven” olduğunu, ilk üç maddeyi değiştirilmez kılan iradenin halkın değil darbe konseyinin iradesi olduğunu, 30 yıl sonra bu maddelere bu derece kutsiyet addedilmesinin anlamsızlığını vurguladı. Özbudun, pek çok Batı anayasasında “değiştirilemez” madde olmadığını, olanların da Fransa örneğinde olduğu gibi sadece “Cumhuriyet” tanımı ile sınırlı olduğunu ifade etti. Venedik Komisyonu’nun raporuna da değinen Özbudun, değiştirilemez maddelerin önümüzdeki dönemde tartışılacak sorunlardan biri olduğunu belirtti.

SERAP YAZICI: DEMOKRATİK YAPI VESAYETİN TASFİYESİ İLE MÜMKÜN

Sempozyumun Doç. Dr. Tarık Oğuzlu’nun başkanlığında yapılan ilk oturumunda, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Serap Yazıcı ‘Vesayet Sisteminden Temsili ve Çoğulcu Demokrasiye Geçiş Zorunluluğu’ temalı ilk konuşmayı gerçekleştirdi. Türkiye’nin en önemli anayasal konularından birinin vesayet kurumları aracılığı ile hukuk devletinin aşındırılması olduğunu belirten Yazıcı, bu dönemde vesayet kurumlarının tasfiyesi ile demokratik bir devlet oluşturulabileceğini belirtti. Yazıcı anayasa mühendisliğinin demokrasinin ön koşullarından sadece biri olduğunu, demokrasi kültürü yerleşmeden sadece anayasanın değiştirilmesinin temel sorunları tamamıyla bitirmeyeceğini ifade etti.

Bir sonraki konuşmayı Çankaya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Turhan yaptı. ‘Yeni Anayasa ve Hükümet Sistemleri’ konulu konuşmasında Turhan, hükümet sistemleri üzerine yapılan tartışmalarda Başkanlık, Yarı Başkanlık vb. tartışmaların karşılıklı suçlamalar üzerinden yürütülmesinin yersiz olduğunu belirtti.

Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bekir Parlak ise ‘Yeni Anayasada Merkezi Yönetim ve Yerel Yönetim’ konulu konuşmasında, yerel yönetimlerin yeni anayasa ile yetkilerinin arttırılmasının hem sosyal hem ekonomik kalkınmanın önünün açacağı gibi toplumdaki dilsel, dinsel ve etnik taleplerin de karşılanmasını sağlayacağını ifade etti. Bu konudaki korkuları yersiz bulan Parlak, bu modelin idari bir yönetim modeli olduğunu, siyasi olmadığını, dolayısıyla devletin halen üniter yapısını koruyabileceğini belirtti.

Sempozyumun öğleden sonraki kısmında şu şekilde devam edildi: Ortadoğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Ögretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Dağı’nın başkanlığını yaptığı ikinci oturumda Atılım Üniversitesi’nden Prof. Dr. Levent Köker ‘Yeni Anayasada Genel Olarak Özgürlükler Rejimi’, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Doç. Dr. Bekir Berat Özipek ‘Din ve Vicdan Özgürlüğü’ ve Uluslararası Antalya Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Sezgin Seymen Çebi ‘İfade Özgürlüğü’ konularını elen sunumlar yaptılar.

SETA Siyaset Araştırmaları Direktörü Hatem Ete’nin başkanlığında toplanan üçüncü oturumda ise İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ‘Yeni Anayasa ve Vatandaşlık’, Dicle Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun ‘Kürt Meselesi ve Yeni Anayasa’ ve Strasbourg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Samim Akgönül ‘Yeni Anayasa ve Azınlıklar’ konulu sunumda bulundular.

Sempozyumun kapanış değerlendirmesini ise Uluslararası Antalya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Vekili Doç. Dr. Savaş Bozbel ve SETA Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü Yılmaz Ensaroğlu gerçekleştirdiler.

 
Poster un commentaire

Publié par le avril 14, 2012 dans Manifestations scientifiques

 

Tags: , , , , , ,

 
Suivre

Recevez les nouvelles publications par mail.

Joignez-vous à 828 followers

%d bloggers like this: