RSS

Archives Mensuelles: novembre 2011

Server Tanilli’ye veda

Server Tanilli’ye veda

Dün hayata veda eden; Sosyoloji, siyaset bilimi ve anayasa hocası, Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Server Tanilli’ye veda için yarın saat 10.00′da Cumhuriyet gazetesinde tören yapılacak. Tanilli, törenin ardından Şakirin Camisi’nde kılınacak öğle namazı sonrası Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Prof. Dr. Server Tanilli, geçtiğimiz aylarda İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi’nde tedavi görmüş, vücudunda enfeksiyon ve ateşlenmelere bağlı olarak yaralar nedeniyle “greft (yamalama)” ameliyatı geçirmişti. Yazar, dün Tanilli Göztepe’deki evinde yaşamını yitirdi.

Server Tanilli 1980′den önce Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Devlet tatbiki Güzelsanatlar Yüksekokulu’nda "Uygarlık Tarihi" dersi veriyordu. 7 Nisan 1978′de silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa’ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi’nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yaptı ve Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazıları yayımlanıyor.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973)", "Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş" kitaplarını yazdı. "Uygarlık Tarihi" üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. Diğer kitapları arasında şunlar sayılabilir: "Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?", "Yüzyılların Gerçeği ve Mirası" (6 cilt), "Candide ya da İyimserlik", "Yaratıcı Aklın Sentezi: Felsefeye Giriş", "Değişimin Diyalektiği ve Devrim", "Dünyayı Değiştiren On Yıl", "Fransız Devriminden Portreler", "Anayasalar ve Siyasal Belgeler", "Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?", "İslam Çağımıza Yanıt Verebilir Mi?", "Din ve Politika", "Voltaire ve Aydınlanma". 2006 Sertel Demokrasi Ödülü’ne layık görülmüştür.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 30, 2011 dans News

 

Tags: , , ,

PAROS 2 ÇIKTI!

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 28, 2011 dans Media, News

 

Tags: , , , , ,

l’Avenir de la Turcologie

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 28, 2011 dans Manifestations scientifiques

 

Tags: , , , , , , , ,

La Turquie hésite à créer une "zone-tampon" en Syrie

La Turquie hésite à créer une "zone-tampon" en Syrie

Le nouvel ultimatum fixé au régime syrien par la Ligue arabe a expiré. Damas n’a pas réagi aux pressions de la ligue, qui menace de prendre des sanctions économiques. La Turquie, elle, se pose en arbitre.

La Syrie a un délai supplémentaire jusqu’à vendredi soir pour répondre à l’ultimatum de la Ligue arabe, mais c’est vers Ankara que tous les regards sont tournés, avec cette question centrale : la Turquie est-elle prête à intervenir en Syrie ?

Ce matin, le chef de la diplomatie turque a assuré que son pays était disposé à agir avec la Ligue arabe, si jamais Damas ne répondait pas à l’ultimatum par des signes de détente probants. Ahmet Davutoglu assistera en ce cas à la réunion de la Ligue arabe dimanche, et continuera ses pourparlers avec l’Union européenne, l’OTAN et l’ONU pour sortir de l’impasse syrienne. La crise a déjà fait plus de 3500 morts selon l’ONU, depuis le début des protestations à la mi-mars.

Ahmet Davutoglu, chef de la diplomatie turqueAhmet Davutoglu, chef de la diplomatie turqueLa Turquie dans une position délicate

Même si Ankara prend ses distances depuis quelques mois, la Turquie a été très proche du régime de Damas. Par ailleurs, la proximité géographique, elle, ne change pas. La Turquie a d’ailleurs accueilli déjà des Syriens qui ont fui les violences, dont un groupe de militaires déserteurs, l’Armée syrienne libre.

Les Frères musulmans syriens ont appelé Ankara à intervenir, estimant qu’une telle intervention serait plus « acceptable » par la population civile qu’un scénario occidental à la libyenne.

Conseil National de l'Opposition syrienneConseil National de l’Opposition syrienneQuel appui extérieur à une intervention?

Pas question pour la Turquie d’envoyer des troupes en solo. Celles-ci en effet risqueraient de s’embourber dans un conflit qui, de plus, pourrait déborder sur son propre sol, voire encourager des velléités indépendantistes chez les kurdes de la région.

Un compromis envisagé en ce moment par la Turquie serait d’établir une « zone-tampon » côté syrien, agrémentée d’une exclusion aérienne et de la fermeture de la frontière entre les deux pays. Cela présenterait de multiples avantages pour Ankara, qui pourrait ainsi limiter les frais, cantonner le terrain des hostilités au territoire syrien, éviter un afflux massif de réfugiés et étrangler économiquement le régime de Bachar el-Assad.

Les manifestations continuentLes manifestations continuentMais pour ce faire, la Turquie a besoin, encore une fois, d’un aval international. C’est là qu’elle se heurte notamment aux réticences chinoises et russes, qui font blocage au Conseil de sécurité. Et, pour garantir l’efficacité d’une telle « micro-intervention » , il faudrait sans doute aussi une aide logistique de l’OTAN, au risque de voir se coaliser en face les alliés traditionnels de la Syrie – notamment le Hezbollah et l’Iran, ce qui ne serait pas forcément une bonne nouvelle pour la paix dans la sous-région.

Ahmet Davutoglu, le chef de la diplomatie turque, regrette le silence de Damas à l’ultimatum. Il n’en reste pas moins qu’une intervention turque en Syrie est improbable, contrairement à ce qui s’était passé en Libye.

C’est ce qu’explique ci-dessous Samim Akgönül, historien et politologue, enseignant aux universités de Strasbourg et Istanbul.

Auteur: Sandrine Blanchard
Edition: Anne Le Touzé/Jean-Michel Bos

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 27, 2011 dans Media, News

 

Tags: , , , , ,

Sivas, Turquie, 2 juillet 1993

Sivas, Turquie, 2 juillet 1993

Sculptures et peintures d’Ismail Yildirim

Proposé par ACATS

Du 30 novembre au 17 décembre | De 15h à 19h

Espace Insight Strasbourg, Strasbourg

Entrée libre

Exposition de sculptures et d’oeuvres picturales dIsmail Yildirim en hommage aux victimes de Sivas du 2 juillet 1993, moment clé et point de départ des organisations Alévis en Europe.
Sivas est une ville symbole. Au premier quart du 20ème siècle, c’est là que se tient l’un des premiers congrès kémalistes.
En 1992, symboliquement, s’y retrouvent des intellectuels «progressiste » turcs : écrivains, journalistes, peintres, musiciens, danseurs et poètes. Des islamistes, plus de quinze mille, cernent leur hôtel et, pendant une journée entière, frappent et injurient. Au soir, l’hôtel est brûlé : trente sept intellectuels et artistes perdent la vie. L’Etat, qui avait admis le principe de symposium, n’a fait intervenir ni la police ni l’armée.
Pour Ismail Yildirim, le choc est bouleversant, générateur de colère et de rage, tant l’enracinement des contradictions de son peuple lui fait peur, tant le sacrifice froidement accepté de ses pairs le déchire.
Sa peinture, à cette époque, devient foisonnante et s’exaspère ; le mur et la toile, le panneau, le papier ne suffisent plus. Comme si le bois, le feu et la cendre s’accordaient davantage au souvenir, émerge alors le besoin de sculpter, la passion du volume qui hante l’espace.

Du lundi au samedi
Vernissage en présence de l’artiste le mercredi 30 novembre à 18h30
Un livre de photographies des oeuvres exposées sera présenté à l’issue de l’exposition.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 27, 2011 dans Manifestations culturelles

 

Tags: , , , , , , ,

Hâlbuki

Hâlbuki

Samim Akgönül

http://www.turkishgreeknews.org/tr

1986 mıydı? 1987 mi? Tam hatırlayamıyorum. Bir kitap okudum. Hayatım değişti. Baskın Oran isimli bir yazarın Batı Trakya diye bir yerle ilgili bir kitabıydı bu. Hatırlıyorum, « ne tuhaf ismi var bu adamın» deyişimi. Baskın diye isim mi olurmuş? Kitabı okudum, elbette Yunanlara, soydaşlarıma, kardeşlerime yaptıkları zulümden ötürü çok kızdım, neydi bu Yunanlardan çektiğimiz yahu? Ama… kitapta bir tuhaflık da yok değildi. Bir kere yazar alışık olduğum hamasi edebiyatı yapmıyordu. Her olayı analiz ediyor, kavramları açıklıyor, durumlara birkaç açıdan bakmaya çalışıyordu. Daha da önemlisi, Yunanistan’ı azınlık politikaları yüzünden eleştirirken, Türkiye’nin azınlık politikalarına da değiniyor, okuyucuyu hiçbir zaman rahat bırakmıyordu. Pusulamı biraz şaşırmıştım.

Ama kendimi hemen eğitim sisteminden gelen tatlısu kemalist milliyetçiliğinin şefkatli ve rahatlatıcı kollarına geri bıraktım. Türkiye’de azınlık yoktu bir kere. Bütün bunlar emperyalist güçlerin Türkiye’yi bölmek için uydurduğu şeylerdi. Evet efendim.

İçin için bu adama kızdım da. Beynime Türkiye’de kimlikleri yüzünden ezilen, baskıya uğrayan, sürülen, öldürülen insanlar olduğu kurdunu soktuğu için. Hele hele yazarın 12 Eylül’de, kendimi konumlandırdığım cenahtan olması sebebiyle çektiklerini öğrenince iyice karıştı kafam. Zaten kafa mı bırakmıştı Türkiye’de 12 Eylül ertesi lise eğitim politikası?

Bu ‘azınlık’ meselesi hakkında, bir de Türk-Yunan ilişkileri konusunda biraz biraz okumaya başladım. Türkçe şeyler okuduğum için her okuduğum kitap sonrası rahatlıyor ama her seferinde Baskın Oran’ın kitabını hatırlayıp, tekrar okuyup, gene kendi sinirlerimi bozuyordum.

Fakat vurucu darbe 1991’de geldi. Kitabı birine vermiştim herhalde. Geri gelmemişti. Bir baktım ikinci baskısı çıkmış. Hemen aldım. Bir de ne göreyim. Duble şok:

1) Kitaba Herkül Millas isimli biri eleştiri yazısı yazmış. Benim milliyetçilik karşıtı olarak gördüğüm kitabı beğendiğini ama gene de içinde milliyetçiliğin gizli, bilinçsiz izlerinin bulunduğunu örnekleriyle göstermişti. “Ne tuhaf bir ismi var bu adamın” dediğimi hatırlıyorum. Herkül diye isim mi olurmuş? Hem de Türkçe yazmış yazısını. İsmi Herkül olan bir kişi nasıl böyle Türkçe yazabilir ki? Hem de bu kadar ince bir analizle. Hem de beni rahatsız eden ama hayran olduğum kitaba.

2) Baskın Oran kızmamış, sinirlenmemiş, utanmamış, sıkılmamış, ikinci baskının sonuna bu eleştiri yazısını olduğu gibi almıştı. Yahu milliyetçilik karşıtı yazdığın kitabına adamın biri milliyetçi izler var diye eleştiri yazısı yazıyor, sen bu yazıyı kitabının içine sokuyorsun! Sokmakla kalmayıp bir de önsöz döşeniyorsun ikinci baskıya. Şu şu konularda haksızdır, ama şu şu şu konularda haklıdır, oraları düzelttim diyorsun. Hâlâ aklımdadır, kitap önümde yok, ezberden söylüyorum, bir de sonuna ekliyorsun: “Denizde ıslanmamak mümkün değil, ama boğulmamak mümkün”.

Ne medeni cesaretli, eleştiriye açık, dogmalardan uzak, bilimi içselleştirmiş, ama hümanizmi bir kenara bırakmamış insanlar varmış bu dünyada dediğimi de hatırlıyorum. 20 sene önce.

1991’den sonra bu iki kişinin yazdıkları her satırı okudum. Herkül Millas’ın Ankaralılığını, atletliğini, mühendisliğini, çevirmenliğini, edebiyat eleştirmenliğini hayranlıkla takip ettim. Yunanistan’da Türk imajının ne olduğunu, Türkiye’de Yunan imajının ne olduğunu burnumuza sokmasını keyifle okudum, öğrendim. Ama kim ne derse desin, Tencere dibin kara’yı hiçbir şeye değişmem.

Baskın Oran’ın İzmirliliğini, Mülkiyeliliğini, Azınlık ve Milliyetçilik uzmanlığını, bağımsız adaylığını, Birgün ve sonra Radikal yazarlığını hayranlıkla takip ettim. Bütün kitaplarını okudum, öğrendim. Türkiye’de bir sürü konuda çığır açtığını, ezberleri yerle bir ettiğini keyifle gördüm. Ama kim ne derse desin, Kenan Evren’in yazılmamış anıları’nı hiçbir şeye değişmem.

Türk Yunan ilişkilerine ve Azınlık konularına ilgimin kaynağında, ama daha da önemlisi dünyaya bakışımın şekillenmesinde Baskın ve Herkül’ün hem birbirleriyle ilişkileri hem de yazıp, çizip söyledikleri vardır. Unutmadan söyleyeyim, bu tuhaf isimli iki düşünürle 1998’de Oxford’da, 1923 Zorbalıklı Nüfus Mübadelesinin 75. Yıldönümü dolayısıyla yapılan bir toplantıda tanıştım. Onlarla sık sık beraber çalışma imkânım oldu, dahası, şanslı adamım ben, dostlarım oldular.

Öğrencilerim bilirler, hep tekrar ederim, Türkçe’de en sevdiğim kelime Hâlbuki. Anlamını severim bu kelimenin. Herşey o kadar basit değildir der, gerçeğin birçok yüzü vardır der, gerçek değişkendir der. Ama kelimenin kendisini de çok severim. Yapay “saflaştırma” kıyımına kurban gitmemiştir. Bu Türkçe kelimede “Hâl” Arapça, “Bu” Türkçe, “Ki” Farsçadır. Türkçe, üç dilden kelime alıp bir tek kelime üretebilmiş. Ne güzel.

Etrafımız, kendi yarattıkları denizlere girip boğulmakla kalmayıp, herkesi boğmaya çalışanlarla dolu. Milliyetçilik propagandası, benim kimliğim senin kimliğini döver söylemi dört bir yanımızı sarmış. Hâlbuki… Hâlbuki daha çok tuhaf isimli cesur insanlar olsa, onları daha çok dinlesek, daha çok okusak, onlarla daha çok dost olsak… belki bizler de boğulmaktan kurtulur, nefes alabiliriz.

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 25, 2011 dans Media, News

 

Tags: , , , , , ,

Sevval Sam

Plus qu’un jour pour l’inauguration du festival et le concert de Sevval Sam

Inauguration à 14h à la salle de la Bourse, vous êtes toutes et tous invités, entrée libre

Concert à 20h30 Cité de la Musique et de la Danse, billets en vente à l’ASTU, Salle de la Bourse et aux autres points de vente

 

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 25, 2011 dans Manifestations culturelles

 

Tags: , , , , , ,

Freedom of Religion and Rights of Religious Minorities

World Council of Churches

Commission of the Churches on International Affairs

International Study Consultation on

Freedom of Religion and Rights of Religious Minorities

Feronya Hotel / Taksim

 

Istanbul, Turkey

27 November to 2 December 2011

27th  November                 Arrival

28th  November                

09 :00-09 :30  Opening Session

Opening prayer,

Greetings  , Welcome,  Introductory Remarks, Orientation to the programme, Introductions

9.30 -10.30                           Session I                                                                                                    

Presentation on

Freedom of Religion and Rights of Religious Minorities:

International Parameters

10.30-11.00                          Tea/ Coffee

11:00-12:00    Session II

Situation Analysis-1

Religious Freedom and  Rights of Religious Minorities:

Presentation by: Ecumenical Patriarchate

12.00-13.00    Session III

Situation Analysis -2

Countries : Iraq,  Palestine

13.00-14.30                          Lunch

14:30-16:00    Session IV

Situation Analysis -3

Countries: Egypt, Syria, Lebanon

16.00-16.30                          Tea/ Coffee

16:30 -18:00   Session V

Situation Analysis -4

Countries: Pakistan, Bangladesh, Bhutan

18.00-18.15                          Break

18.15-19.30    Session VI

Discussion

29th  November                

08:30 – 09:00

Morning  prayer

09:00 – 10:30

Session VII

Situation Analysis -5

Countries: India, Sri Lanka, Nepal

10.30-11.00                          Tea/ Coffee

11:00 – 12:30

Session VIII

Situation Analysis -6

Countries: Malaysia, Indonesia, Caucasus region

12 :30 – 14.00                      Lunch

14:00 -15:30

Session IX

Situation Analysis-7

Countries: South Sudan, Nigeria, Eritrea

15:30-16:00

Tee/Coffee

16:30 – 18:30

Visit to the Ecumenical Patriarchate & Audience with His All Holiness, Ecumenical Patriarch Bartholomew, Archbishop of Constantinople, New Rome and Ecumenical Patriarch.

18:30 – 19.30  Session X

Discussion

30th  November

From Morning, till afternoon.       Feast of St. Andrews – Morning service at the Ecumenical Patriarchate

Visit to  Hagia Sophia

15:30 – 16 :30 Session XI

Situation Analysis-8

Countries: Madagascar, France

16:30- 18:00   Session XII

Situation Analysis-9

Countries:  Germany, Sweden, Serbia

18:00 – 18:15                       Break

18:15 -19:30   Session XIII

Discussion

1st December                     

08:30 – 09:00                        Morning Prayer

09:00 -10:30

Session XIV

Situation Analysis-10

Countries: Albania, Greece, Cyprus

10.30-11.00                          Tea/ Coffee

11:00 – 13:00

Session XV

Situation Analysis-11

Countries: Cuba,  USA, Turkey

13.00 -14.00                         Lunch

14:00 – 15:30

Session XVI

Plenary Discussion on

Identifying Priorities and  Action Plan

15.30-16.00                          Tea/ Coffee

16:00 – 17:30  Session XVII

Plenary Discussion on

Future direction of the Study Project

17.30-18.00                          Closing Session

2nd December                    Departure

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 25, 2011 dans Manifestations scientifiques, News

 

Tags: , , , , , , , ,

Towards A Transational History Of Kemalism In The Post-Ottoman Space Beyond Turkey

 
Poster un commentaire

Publié par le novembre 23, 2011 dans Manifestations scientifiques

 

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

"Türkiye’de araştıma ve öğretim özgürlüğü" uluslararası çalışma grubu

"Türkiye’de araştıma ve öğretim özgürlüğü" uluslararası çalışma grubu

Araştırma ve öğretim özgürlüğü için kritik bir durum

Türkiye’de akademik araştırma ve öğretime karşı yürütülen saldırılar ve hükümet baskıları, 2009’dan itibaren yoğunlaştı. Ekim 2011’de Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Belge Yayınları’nın editörü Ragıp Zarakolu, editör, çevirmen ve siyaset bilimi alanında doktora öğrencisi Deniz Zarakolu’nun ve 21 yaşındaki siyaset bilimi öğrencisi Büşra Beste Önder’in tutuklanmasıyla birlikte, bu baskılar dikkat çekici boyutlara ulaştı. PKK’nın şehir örgütlenmesi olduğu iddia edilen KCK’ya yönelik operasyonlarda göz altına alınan bu insanlara yöneltilen suçlamaların vardığı nokta, bağımsız entellektüelleri susturmak, araştırmacı, akademisyen ve öğrencileri tehdit etmek olmuştur. Gözaltına alınan kişilerin tutukluluk hallerini uzatarak, kimi tutukluları (örneğin Ragıp ve Deniz Zarakolu) yüksek güvenlikli cezaevlerinde tutarak, savunma makamının haklarını kısıtlayarak, bir çok kez aklanan sosyolog Pınar Selek veya Ergenekon davası kapsamında « terörizm » suçuyla yargılanan gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener örneklerinde olduğu gibi, sanıklar üstünde baskı kurarak ve davaları siyasi davalara dönüştürerek, Türkiye’deki adalet sistemi bu zulümlere ortak olmaktadır.

            Nisan 2009’dan beri keyfi tutuklamaların ve « terör örgütü üyeliği » suçlamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte, Türkiye’de bağımsız araştırmalar yürütme, bunların sonuçlarını üniversitede yayma ya da kamuoyuyla paylaşma imkanının kendisi tehlikeye girmiştir. Araştırmacıların, akademisyenlerin, öğrencilerin, çevirmenlerin, yayıncıların çalışmaları, fiziksel, mesleki ve ahlaki bütünlüklerinin tehdit altında olması sebebiyle zorlaşmıştır. Varolma ve çalışma özgürlükleri, tıpkı bunun temelindeki düşünce ve ifade özgürlüğü gibi, yoksayılmaktadır. Türkiye’de 70’e yakın gazeteci, « terör » suçu olarak değerlendirilen mesleki faaliyetlerinden ötürü tutukludur ; yaklaşık 8000 gözaltı ve 4000 tutuklamayla sürdürülen KCK operasyonları, yasal bir parti olan BDP’yi hedef almıştır. Bu baskı, Türkiye’de yalnızca Kürt hareketine ya da onları destekleyenlere yönelik değildir. Kimi liberal entellektüeller de hükümetin eylemlerine, dini cemaatlerin kamu kuruluşlarındaki rolüne ve devlet aygıtına bağlı pratiklere dair sorular sordukları için tutuklanmışlardır. PEN’in Hapisteki Yazarlar Komitesi, Türkiye’de yaklaşık 1000 akademisyen, yazar, yayıncı ve avukatın hapiste olduğunu belirtirken, Çağdaş Hukukçular Derneği halen tutuklu bulunan öğrenci sayısının yaklaşık 500 olduğunu saptamıştır.

            Sosyal bilimler – bugün özellikle siyaset bilimi – Türkiye’de verilen bu bilimsel ve entellektüel özgürlük mücadelesinde ağır bir bedel ödemektedir. Bundan böyle, « demokrasi » ya da « insan hakları » kavramlarını incelemek ya da tartışmak, Türkiye toplumunun kültürel çeşitliliği, devlet yapıları ya da azınlık tarihi üzerine kitaplar yayınlamak, suç delili olarak kullanılabilir. Bu araştırma ve tartışmaları yürütenler, sonu gelmeyen bir mahkemeyi beklemek üzere hapse atılabilir. Her ne kadar 2000’li yıllarda etkisi azalmış olsa da, korkutma mekanizmaları, Türkiye toplumunu ve onun entellektüel güçlerini bugün yeniden hareketsizleştirmektedir. Hatta bunları yok etmesi de mümkündür. Başbakan Erdoğan’ın, ifade özgürlüğünü hedef alan çok sayıdaki cezai işlemin yasallığını sorgulayanlara karşı yaptığı tehditkar açıklamaların da gösterdiği gibi, korkutma mekanizmaları devletin ve hükümetin zirvesine oturmuştur. Bir ülkenin bilimsel ve akademik evrenini canlı tutan tüm kesimler, araştırmacılar, akademisyenler, çevirmenler, öğrenciler, hayatta kalmak için kendilerini sansürlemek ya da hakaret niteliğindeki gazete kampanyalarıyla, polisle, mahkemelerle, davalarla uğraşmak zorundadırlar. Bu kabul edilemez. Bizler de, araştırma ve öğretim özgürlüğü ilkesini, yani bizi onlara bağlayan şeyi, onlar için ve onlarla birlikte savunuyoruz.

Uluslararası bir çalışma grubu girişimi

            Türkiye’li meslektaşlarımızla dayanışma içinde, tüm dünyadaki araştırmacı ve akademisyenleri, « Türkiye’de araştırma ve öğretim özgürlüğü » konusuna eğilecek uluslararası çalışma grubuna katılmaya ve kendi ülkelerinde bu grubun temsilciliklerini oluşturmaya davet ediyoruz. Bu grubun faaliyetleri, üniversiteler, yayınevleri ve araştırma merkezleri üzerinden yürütülecek, araştırmacıların, öğretim elemanlarının, öğrencilerin, çevirmenlerin ve editörlerin olağan çalışmaları kapsamında gerçekleştirilecektir. Türkiye’de araştırma ve öğretimin genel koşullarının çözümleneceği konferans ve seminer düzlenlenecektir. Bu faaliyetler, uzmanların çeşitli katkılarıyla, ortaya çıkacak yeni bilgilerle ve bunun yayılmasıyla görünür kılınacaktır. Bu ulusararası çalışma grubu, zulüm gören araştırmacıların, öğretim elemanlarının, öğrencilerin, çevirmenlerin ve editörlerin durumu hakkında belgelere dayalı bir bilgi akışı sağlayacaktır. İfade özgürlüğü olmaksızın araştırma ve öğretim özgürlüğünden de söz edilemeyeceğinden, çalışma grubumuz Türkiye’de ifade özgürlüğünün uygulanma koşulları üzerine yoğunlaşacaktır. Ayrıca, Türkiye’de entellektüeller üzerinde halihazırda uygulanan baskıyı ve tehdit altında veya hapishanede bulunan meslektaşlarımızın kişisel durumlarını gözler önüne seren bir bilgi platformu oluşturmayı amaçlamaktadır.

Türkiye’de araştırma ve öğretim dünyasını ilgilendiren bu olaylar, ülkedeki kamusal ve entellektüel özgürlüklerin genel durumu açısından ele alınacak, başka ülkeleri de ilgilendiren benzer vakalarla ve dünyadaki bilimsel/akademik meselelerle birlikte okunacaktır. Bu ilkeler ve pratikler etrafında bir araya gelmiş araştırmacıların, öğretim elemanlarının, öğrencilerin, çevirmenlerin ve editörlerin oluşturduğu « Türkiye’de araştırma ve öğretim özgürlüğü » uluslararası çalışma grubu, etkinliklerinin sonuçlarını anlaşılır bir dilde yayınlayan bir araştırma merkezi gibi iş görecektir. Grubun etkinlikleri, üyelerinin elinde bulunan tüm imkanlar seferber edilerek, bilimsel yayınlarla, internet ortamında takip edilebilecek araştırma günlükleriyle, konferans ve yuvarlak masa toplantılarıyla yayılacak ; bu veriler belli başlı medya organlarına nakledilecektir.

            Grubun temsilciliklerinin tüm ülkelerde oluşturulması hedeflenmektedir. Bunların her biri, yukarıda belirtilen amaçlar ve çalışma ilkeleri çerçevesinde, özerk biçimde işleyecektir. Bu tür bir ağın oluşması, grubun etkinliğini ve gücünü ifade edecektir.

« Türkiye’de araştırma ve öğretim özgürlüğü » uluslararası çalışma grubu, aşağıda ismi geçen araştırmacıların inisiyatifiyle hayata geçirilmiştir : Deniz Akagül, Lille Üniversitesi (ekonomi), Samim Akgönül,  Strasbourg Üniversitesi (tarih ve siyaset bilimi), Salih Akın, Rouen Üniversitesi (dilbilim), Faruk Bilici,  INALCO (tarih), Hamit Bozarslan, EHESS (tarih, sosyoloji), Cengiz Cağla, EHESS (siyaset bilimi), Etienne Copeaux, Türkiye tarihçisi, Philippe Corcuff, Lyon IEP (siyaset bilimi), Yves Déloye, Sciences Po Bordeaux ve Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi (siyaset bilimi), Fransız siyaset bilimi derneği genel sekreteri, Gilles Dorronsoro, Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi (siyaset bilimi), Vincent Duclert, l’EHESS (tarih), Paul Dumont, Strasbourg Üniversitesi (tarih), Ragıp Ege, Strasbourg Üniversitesi (ekonomi), Gülçin Erdi Lelendais, EHESS/Warwick Üniversitesi, Didier Francfort, Nancy Üniversitesi (tarih), Zeynep Gambetti, Boğaziçi Üniversitesi (siyaset bilimi), Eric Geoffroy, Strasbourg Üniversitesi (İslam araştırmaları), Diana Gonzalez, EHESS (sosyoloji ve tarih), Deniz Günce Demirhisar, EHESS/Paris 13 Üniversitesi (sosyoloji), İclal İncioğlu, Paris 7 Üniversitesi (sosyal psikoloji), Ali Kazancigil, Lilian Mathieu, CNRS/ENS (sosyoloji), Emine Sarıkartal Paris 10 Nanterre Üniversitesi (felsefe), Ferhat Taylan, Bordeaux Üniversitesi (felsefe), Murat Yıldızoğlu, Bordeaux Üniversitesi (ekonomi).

Bu ekip, çalışma grubunun ilk ayağını 21 Kasım günü Paris’te oluşturmuştur.

Çalışma grubunun Fransa temsilciliğine katılmak ya da başka bir ülkede temsilciliğini oluşturmak için, aşağıdaki adreslerden birine yazabilirsiniz :

akgonul@unistra.fr, hamit.bozarslan@ehess.fr,ccagla2002@yahoo.com,yvesdeloye@hotmail.com,duclert@ehess.fr, diana.gonzalez2@wanadoo.fr, ferhattaylan@gmail.com

Yapım aşamasındaki iki web sitesi var : www.gitinitiative.com, uluslarası düzeyde girişimi tanıtacak, temsilcilikleri örgütleyecek, çalışmaları bir araya getirecek ve etkinlikleri duyuracaktır ; www.gitfrance.com ise çalışma grubunun Fransa ayağı için aynı işlevi görecektir.

 
Un commentaire

Publié par le novembre 23, 2011 dans Calls / Appels, News

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
Suivre

Recevez les nouvelles publications par mail.

Joignez-vous à 828 followers

%d bloggers like this: