Millet and Minority
ΕΘΝΙΚΟ ΚΑΙ ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ
ΤΜΗΜΑ ΙΣΤΟΡΙΑΣ ΚΑΙ ΑΡΧΑΙΟΛΟΓΙΑΣ
ΗΜΕΡΙΔΑ
From millet communities to minorities:
Greek Orthodox in the Ottoman Empire / Turkey and Muslims in Greece, 1830s – 1939
Πέμπτη, 14 Ιανουαρίου 2010
Αμφιθέατρο «Ι. Δρακόπουλος»
Κεντρικό Κτήριο Πανεπιστημίου Αθηνών
Πανεπιστημίου 30
NATIONAL AND KAPODISTRIAN UNIVERSITY OF ATHENS
DEPARTMENT OF HISTORY AND ARCHAEOLOGY
ONE-DAY CONFERENCE
Thursday, 14 January 2010
Amphitheatre “I. Drakopoulos”,
Central Building, University of Athens
30 Panepistimiou Ave.
ΠΡΟΓΡΑΜΜΑ / PROGRAMME
9.30 Έναρξη / Opening address: Kostas Gavroglou
Transition process from ethno-religious to national communities
Συνεδρία Α΄ / Session A
Προεδρία / Chair: Paraskevas Konortas
10.00 – 10.20 Εισαγωγκή ομιλία / Keynote lecture:
Benjamin Fortna, The Ottoman Empire and after: from a state of ‘Nations’ to ‘Nation-states’.
10.20 – 10.40 Stefanos Katsikas, Millet legacies in a national environment: political elites and Muslim communities in Greece, 1830s – 1923.
10.40 – 11.00 Athanasia Anagnostopoulou, The process of hellenization of the Rum milleti in Anatolia, 19th century – 1923.
11.00 – 11.20 Efi Kanner, Who is who in the (Greek?) Orthodox community of Istanbul: poverty, wealth and power construction from the Reform Era to World War I.
11.20 – 11.40 ΣΥΖΗΤΗΣΗ / DISCUSSION
11.40 – 12.00 ΔΙΑΛΕΙΜΜΑ / BREAK
Συνεδρία Β΄ / Session Β
Προεδρία / Chair: Benjamin Fortna
12.00 – 12.20 Paraskevas Konortas, Nationalist infiltrations in Ottoman Thrace (ca. 1850 – 1910 ): the case of the kaza of Gumuljina.
12.20 – 12.40 Michalis Michael, The formation of a Greek national leadership of the Rum milleti in Cyprus during the second half of the 19th century.
12.40 – 13.00 Kostantinos Tsitselikis, Muslim communities in Greece after the Treaty of Athens (1913 – 1923): between the millet and the nation.
13.00 – 13.30 ΣΥΖΗΤΗΣΗ / DISCUSSION
13.30 – 15.00 ΔΙΑΛΕΙΜΜΑ / BREAK
The post – Lausanne national minorities building process
Συνεδρία Γ΄ / Session C
Προεδρία / Chair: Ayhan Aktar
15.00 – 15.20 Samim Akgönül, Ankara Agreement of 1930 and the Muslim- Turkish minority of Western Thrace: reconciliation or instrumentalization?
15.20 – 15.40 Elçin Macar, The policies of Turkey towards the Ecumenical Patriarchate: the Single-Party Era (1923 – 1945).
15.40 – 16.00 Dimitris Kamouzis, A minority in a state of flux: Greek communal education in Istanbul, 1923 – 1930.
16.00 – 16.20 ΣΥΖΗΤΗΣΗ / DISCUSSION
16.20 – 16.40 ΔΙΑΛΕΙΜΜΑ / BREAK
Συνεδρία Δ΄ / Session D
Προεδρία / Chair: Athanasia Anagnostopoulou
16.40 – 17.00 Ayhan Aktar, Tax me to the end of my life: an analysis of an anti-minority tax legislation, 1942 – 43.
17.00 – 17.20 Eleftheria Manta, The incorporation of the Chams into the Greek state: cultural and ethnological aspects.
17.20 – 17.40 ΣΥΖΗΤΗΣΗ / DISCUSSION
17.40 – 18.15 ΔΙΑΛΕΙΜΜΑ / BREAK
18. 15 – 19.15 ΣΤΡΟΓΓΥΛΗ ΤΡΑΠΕΖΑ / ROUND TABLE
Συντονίστρια / Coordinator: Athanasia Anagnostopoulou
Εισαγωγή / Introduction: Alexandre Popovic
Συμμετέχοντες /
Participants: Samim Akgönül, Benjamin Fortna, Paraskevas Konortas
19.15 Λήξη της Ημερίδας / End of the Conference
Οργανωτική Επιτροπή / Organising Committee
Ακαδημαïκός Υπεύθυνος / Head of the Organising Committee
Paraskevas Konortas
Μέλη / Members: Stefanos Katsikas, Dimitris Kamouzis
Με την ευγενή υποστήριξη του
Κοινωφελούς Ιδρύματος Ιωάννη Σ. Λάτση
With the kind support of
John S. Latsis Public Benefit Foundation
ΣΥΜΜΕΤΕΧΟΝΤΕΣ / PARTICIPANTS
Akgönül Samim, Marc Bloch University, Strasbourg, France.
Aktar Ayhan, Department of International Relations, Istanbul Bilgi University, Turkey.
Anagnostopoulou Athanasia, Department of History and Political Science, Panteion University of Athens, Greece.
Fortna Benjamin, Department of History, School of Oriental and African Studies, University of London, United Kingdom.
Gavroglou Kostas, Department of the Philosophy and History of Science, National and Kapodistrian University of Athens, Greece.
Kamouzis Dimitris, Department of Byzantine and Modern Greek Studies, King’s College London, United Kingdom.
Kanner Efi, Department of Turkish and Modern Asian Studies, National and Kapodistrian University of Athens, Greece.
Katsikas Stefanos, Department of History, Goldsmiths College, University of London, United Kingdom.
Konortas Paraskevas, Department of History and Archaeology, National and Kapodistrian University of Athens, Greece.
Macar Elçin, Department of Political Science and International Relations, Yıldız Technical University, Istanbul, Turkey.
Manta Eleftheria, Institute of Balkan Studies, Thessaloniki, Greece.
Michael Michalis, Department of Turkish and Middle Eastern Studies, University of Cyprus.
Popovic Alexandre, Department of Ottoman and Turkish Studies, EHESS, Sorbonne University, Paris, France.
Tsitselikis Kostantinos, Department of Balkan, Slavonic and Oriental Studies, University of Macedonia, Greece.
Add comment décembre 29, 2009
EŞİK
EŞİK
Bu yekpâre akış, durgun, derinden... Her aynada yalnız kendi görünen Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın Kendi cevherinde mahpus bir ânın Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak, Dalgın, unutulmuş sesleri uzak Bir uykudan bana tekrar dönenler, İçimde, dışımda hep aynı çember! Bin elmas parıltı oyun ve halka Küçük ve hiç değişmez dalgalarla Bende bana meçhul akşamlar yoklar! Gülen ve gömülen gölge ufuklar Acayip davetlerin rüzgârında Her lâhza yine kendi sularında!... Uzakta, aya çok yakın bir yerde, Çılgın ve muhteşem harabelerde, Büyük sükûtların fırtınası var. Mermer duvarlarda kırılmış sazlar, Çok genç uçuşunda ve hangi haşin Yıldıza gülerek çarptığı için Alnında bir siyah nokta geceden Kovulanlar ışık bahçelerinden, Bütün ayrılıklar hepsi orada Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada. Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü Göğsünde kanıyan bir zaman gülü Mahzun bakışlarla dinler derinde Olup olmamanın eşiklerinde. Garip telâşını, binlerce fecrin Ocağında nezir güvercinlerin Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru Çırpınır bu beyaz mahşere doğru! Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca Gölgesi güneşin üstünde uçan Dişi kuyruğunda ebedî yılan, Ve üstüste rüyâ! Bir ses yavaşça, Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin Zümrüt usaresi maviliklerin Suların üstünde arar kendini Yoklar, ömrün bütün sahillerini Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz Hep birden tutuşur, nârin kemerler Alevden sütunlar, altın, mücevher, Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar Büyük masalını aydınlıkların. Elele bir oyun bugün ve yarın Bütün pınarlara koştum cevap yok Tekrar bana döndü her attığım ok Her çığlık önümde tutuştu, yandı Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı, Yabanî otlarla örtüldü duvar... İlhamlı çehresi hilkatin sular Kaç kere değişti önümde böyle, Birbiri ardınca gün ve mevsimle... Ve kaç kere bahar güldü derinde Güllerin kanıyan bekâretinde Taze gülüşüyle toprağın suyun... Tılsımlı kadehi her susuzluğun Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl Yıldızların bize ördüğü masal Kaç kere yarattım tenhada seni Beyaz kollarını, sıcak buseni... Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün Ay altında bir gül nağmesi yüzün... Evet çok bekledim, kaç kere hazan, Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan Yeleler alevli, ağız köpüklü, Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü Geçtikçe batıya doğru önümden Zâlim ümitlerle ürperirdim ben, Duyardım her an uzlette bir yeni Âlemin yıkılıp devrildiğini Çılgın mahşerinde ses ve renklerin... Benden sor sırrını mesafelerin Benden sor ve benden dinle akşamı... Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı... Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın, Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın, Nakışlar gülmesin beyaz taşında Ölüme benzeyen bu susuzluğun Çağlayan hayâller yeter başında... Bir fikir, bir şekil dalında olgun Bu ağır sallanan hazan meyvası, Gurbet, mendillerin çırpınan yası, Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer, Her türlü ışığa kapanmış gözler, Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan Rengiyle toplanır bende ve akşam Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş Gelir ta kalbimde düğümlenir... -Boş... Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü Bu tenha çeşmede bir an yüzünü Seyredenler altın sazlar içinde Ruh muammasının ürperişinde Kaybolmuş sanırlar kendilerini... Bırak bu tesadüf bahçelerini... Hakikat çok uzak, karanlık, derin Bir dille konuşur, büyük köklerin Toprakla ezelden karışmış dili! Geceyle ölümdür asıl sevgili Bu ikiz aynada toplanır yollar Karanlık yaratır, ölüm tamamlar. Kaçalım seninle biz de geceye Ölümün kardeşi saf düşünceye... Yeter büyüsüne aldandığımız Güneşin...biraz da yalnızlığımız Kendi aynasında gülsün, gerinsin Güvercin topuklu sükût gezinsin.Ahmet Hamdi TANPINAR
Add comment janvier 11, 2010
Mésogeios
MESOGEIOS
Méditerranée
36 (2010)
Deniz Vardar
(Sous la Direction)
Hommage à Semih Vaner
Réflexions autour de la Turquie
Sommaire
Deniz Vardar, présentation 9
Faruk Bilici, Semih Vaner et ses recherches sur les partis politiques 17
Cengiz Cagla, La perception turque de la démocratie: une critique tocqvillienne 27
Deniz Vardar, Le populisme, un concept pluriel et persistant? Un essai d’analyse appliquée à la Turquie républicaine 41
E. Fuat Keyman, “Kurdish Question” in Turkey and a chance of democratic solution 65
Deniz Akagül, Europe(s) face à l’adhésion turque : des intérêts vers la passion 91
Hamit Bozarslan, Discuter de la Turquie, de l’Europe et de l’incertitude 111
Marilena Koppa, La perspective européenne de la Turquie et le Parlement européen 125
Samim Akgönül, Les Turcs et les Grecs, pérégrinations entre Eris et Eros 137
Jean Marcou, Les relations turco-arabes: nouvelle donne ou poursuite d’un scénario ancien 149
Gilles Bertrand, Un Arc conflictuel ? Réflexions sur quelques conflits, de la Bosnie au Cachemire 165
Jean-Paul Burdy, La religion à l’école : des « devoirs envers Dieu » à « l’enseignement du fait religieux » dans la République laïque (France, 1882-2009) 177
Add comment janvier 11, 2010
péril jeune
JEUNES ORIGINAIRES DE TURQUIE
Entre l’école et la communauté
Mahir Konuk
La présence de l’immigration provenant de Turquie, massifiée à partir des années 70, nous apprend beaucoup sur la société française en crise. En étudiant les parcours biographique d’une quarantaine de jeunes turques qui ont réussi à atteindre un niveau d’études supérieures, l’auteur s’interroge sur les dimensions spatio-temporelles multiples de cette crise, à savoir la communauté, la famille, l’école et la société ambiante.
ISBN : 978-2-296-10808-0 • janvier 2009 • 236 pages
Add comment janvier 11, 2010
Diversion
La diversité de la société française dans le media
avec
Isabelle Rigoni
Chef d’équipe Minoritymedia, MIGRENTER

Mercredi, 13 Janvier 2010
19h00-20h30
Lieu :
Plateforme de Paris
22, Rue de Turin
75008 Paris
Add comment janvier 10, 2010
Umut
Yeni yıl, tazelenemeyen umut
Samim Akgönül
BBC 09.01.2010
Strasbourg, Fransa
Genelde Noel ve Yeni Yıl dönemi daha bir umutlu geçer Fransa’da, bir senenin yorgunluğu, hayal kırıklıkları, üzüntüleri, sıkıntıları geride bırakılır bu peri masalı gibi iki hafta boyunca.
Yıl zor geçebilir

Korkular, endişeler yerlerini umuda, sevince, neşe’ye bırakırlar. Bunun bir hayal ürünü olduğu bilinse de, yeni sene yeni bir başlangıç olarak kabul edilir.
Daha net söylemek gerekirse yeni seneye bir şans verilir, daha başlamadan kutlanır ki iyi geçsin. Bir ümitle görevine yeni başlayan başkanlara Nobel Barış ödülü verilmesi gibi.
Bu sene nedense biraz farklı, Fransa 2010′a, diğer senelere nazaran daha bir karamsar, daha bir öfkeli, daha bir somurtkan giriyor gibi geldi bana.
Sanki umutların boşa çıkacağı önceden biliniyor gibi. Kamuoyu, basın, sokaktaki adam, öğrencilerim, meslektaşlarım, hepsinde bir takım gri bulutlar, hoşnutsuzluk.
Krizin kasveti
Bu atmosferin birbiriyle geçişli iki nedeni olduğu düşünülebilir. Bunlardan birincisi, elbette ekonomik kriz.
Teğet falan geçmedi Fransa’ya. Herhangi bir yere teğet geçtiği de söylenemez zaten.
Elbette kamu borçlanmasını katlayarak ve dolayısıyla iç borcu sonsuz derinleştirerek, halkın parasıyla bankalar batmaktan görece kurtarıldı.
Ancak bunun bile Fransız kamuoyunun psikolojisinde ters teptiğini söylemek mümkün.
Zira halkın kesesinden kesilen paralar sayesinde küresel ekonomiyi buhrana sürükleyenler, bankacılar, borsacılar, brokerlar, traderlar cezalandırılacaklarına ödüllendirildi.
Ekonominin yeniden canlanması önemli bir hedef

En azından emekçi sınıfta böyle bir algılama doğdu. Haksız da sayılmazlar.
Kriz işsizliği dopingledi, işyeri kapanma rakamları tavan yaptı.
Biliyorsunuz Fransa’da işsizlik istatistikleri UMP iktidarından beri hileli. Uzun süredir işsizlik maaşı alanların maaşı yavaş yavaş kesilmekle kalmıyor, işsizlik istatistiklerinden çıkarılıp apayrı bir gruba RSA denilen (Aktif Dayanışma Geliri) kategoriye katılıyorlar.
Bakmayın siz resmî rakamın %8′ler civarında olduğuna. Kaldı ki çalışanların alım gücü de sabit. Hatta düşüyor. En azından sokaktaki adam yaşam şartlarının gittikçe güçleştiğini fark etmekte.
Kimdik?
Elbette, ekonomik ve toplumsal sorunları olan Ulus-Devletlerin sarıldıkları bol dikenli bir dal var Fransa’da da: kimlik.
Kimlik sorunları her zaman iktidarın elinde ideal bir örtü oluşturmuştur. Ne zaman gerçek, gelir dağılımı, refah, insan hakları, eşitlik gibi konularda yapısal dengesizlikler kendini hissettirmeye başlasa, egemenler, ya da Devlet, ya da ikisi birden, bu kimlik konusunu ısıtıp ısıtıp atarlar kamuoyunun önüne.
Kimliğine odaklananlar kural olarak kavgaya tutuşurlar, gerilirler. Çünkü ben kimim sorusunun net ve sabit bir cevabı olmamasından öte, biz kimiz sorusu her yerde doğası gereği cevapsızdır.
Toplumlar, biz kimiz sorusunu sormaya başladıkları zaman, başka bir şey düşünemez olurlar, gerçek sorunlara sağlıklı odaklanamazlar.
Bilmem başka bir ülkeyi hatırlatıyor mu bunlar size.
Bu kural Fransa’da da bozulmadı. Son zamanlarda bir Ulusal Kimlik tartışması yaratıldı Fransa’da.
Tamamen sunî, tamamen yukarıdan inme, tamamen riyakâr bir tartışma oldu bu.
Fransız olmanın tanımı nasıl yapılmalı?

Amaç hedef göstermekti: Ekonomik krizin sebeplerinden biri ülkedeki yabancı kökenliler, dolayısıyla bu insanlar ekonomik refahımızı tehlikeye sokmakla yetinmiyorlar bir de ulusal kimliğimizi tehdit ediyorlar.
Zaten Nicolas Sarkozy’nin güdümünde tartışmayı « başlatan » bakanlığın isminden belli « Göç, Ulusal Kimlik ve Dayanışmalı Gelişme » bakanlığı.
Böylece göç ile ulusal kimlik arasında bir bağ kurulmakta. Bakanlık neresiyle dayanışma içerisinde o da belli değil.
Bugün Fransa’daki izlenim bu tartışmanın büyük bir fiyasko ile sonuçlandığı (daha doğrusu sonuçlandırılmadığı) konusu.
Zaten hükümet de bunu anlamış ki tartışma hakkında hiç tartışılmıyor artık. Herkes sus pus.
Bakan son açıklamasında tartışma için açılan İnternet sitesine gelen binlerce mesajdan « sadece » %25′inin ırkçı düşünceler içerdiğini bildirdi. Bir araştırma şirketine anket yaptırmışlar. Sadece %25!
Fransa’daki son gelişme bu bakanlığın kapatılması için açılmış bir imza kampanyası. Bakanlık mutlaka bir gün kapatılacaktır, saklanmak istenen konular azalınca, ekonomi düze çıkınca, günah keçilerine daha az ihtiyaç duyulunca.
Yeni Yıl yeni gelişmelere gebedir muhakkak. Herkesin umudu Fransa’nın Fransa’yı Fransa yapan geleneksel değerlerine tekrar sarılması.
Resmi binaların tümünün duvarlarını süsleyen Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik, mottosunun slogandan öteye geçip tekrar sıkı sıkıya bağlı olunan değerler haline gelmesi.
Add comment janvier 8, 2010
Yeni yıl dileği
Yeni yıl dileği
Samim Akgönül
Radikal 2
03/01/2010
Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, kadın, erkek, başörtülü, çağdaş, asker, sivil, bizden, bizden değil… tutturmuşum gidiyorum. Ne güzel.
Orta Asyalı mıyım, hem fehteden hem de fethedilen mi ? Mermer mi, mozaik mi ? Harman mı asil kan mı ? Ah bir şu Etiler ve Kızılderililer Türk olsalar. Türkler zaten, orası tartışılmaz da, ah bir herkesi buna inandırabilsem. Ne kadar güzel olacak değil mi herşey ?
Einstein da Türk olsa Basklar da. Çılgın olsam, beraber Dünya’yı kasıp kavursak, hükmetsem Türk olmayan herkese. Zaten bir kaşık suda boğulurlar, tükürüklerimle.
Üst kimlik olmasa, üstün kimlik olsa, alt kimlik olmasa, alttaki, en alttaki kimlik olsa. Kimlik istiflenen bir şey olsa. “Kim” zoru zamirine –lik ekini oturtsam, odunluk, kömürlük gibi. Ya Türk olsam ya da ölsem. Aradaki fark sadece iki nokta.
Kürtler de Türk olduklarını bir türlü kabul edemediler gitti, halbuki Anayasam bile söylüyor. İnsaf artık, Anayasa ! Kalın harflerle: MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Var mı itirazı olan ? Doğruyum, çalışkanım diyorsam doğruyumdur, çalışkanımdır. O kadar. Tartışmaya gerek yok.
Sevdiklerim ve dahi sevmediklerim beni hep sevse. Batılılar hep hayran olsalar bana. Ne kadar modernsiniz, aynı bizim gibisiniz, hatta bizden de zengin kültürünüz var deseler. Beni benim istediğim gibi sevseler, hep sevseler, başkasını sevmeseler, sevmeye yeltenmeseler. Benim altımdakiler, içimdekiler, beni, benim istediğim gibi sevmeyince, cezalandırsam, kötülük yapsam, ezsem, ötelesem. Ama onlar beni sevmeye devam etseler, hayran olsalar gene de mağrur gücüme. Tarihin derinliklerinden gelip bir kısrak başı gibi muasır medeniyetlere uzanan tek dişi kalmış canavarıma. Sakın çekip gitmeye, ayrılmaya yeltenmeseler.
Ama ben asla ve kat’a özür dilemesem. Her daim kuyruğu dik tutsam. Özür dilemeye yelteneni derhal hain ilan etsem, hedef göstersem. Sadece benim acılarım olsa, benim travmalarım dikkate alınsa, diğerlerininki yalan olsa, yanlış olsa, yanlış hatırlanıyor olsa, çarpıtılıyor olsa, propaganda olsa, komplo olsa. Yalnız kalsam bu Dünya’da, mümkünse yalnız ve güzel…
3 tarz-ı siyasetçi, Osmanlıcı, İslamcı, Türkçü, üçünü beraber olsam, aynı anda.
Osmanlıcı olsam, alsam avucumun içine Garbı, Şarkı, hükmetsem, hükmetsem, hükmetsem. Fransa Cumhurbaşkanı mektup yazsa bana, gel dese Avrupa Birliği’ne yalvarırım gir, gel ne olur beni kurtar Almanlardan dese, ben de “ben ki Hakanlar Hakanı” diye başlasam cevabıma. Pax Ottomana’yı ben yapsam, herkes bayılsa otoriteme. Herkesi barıştırsam… ben benle barışamasam da.
İslamcı olsam, değerlerime sahip çıksam, elhamdüllilah olsam, hâşâ olsam. İran’a benzemesem ama. Modern İslam olsam, ılımlı olsam, ama gene de taviz vermesem Sunnîliğimden. Alevilik elbette zenginlik olsa, aşure yesem arada sırada, Hacı Bektaş Veli’ye gitsem bayramlarda. Ama onlar da pek bana bu da bizim dinimizdir demeseler, Cem Evi de neymiş, cem yapılan ev olur, Cem Evi olmaz olsa. Alevilik Ali’yi sevmekse, ben de Aleviyim olsa.
Türkçü olsam, millî olsam, ulusal olsam, birlik olsam, bir olsam, birtek, aynı, tepeden tırnağa safi üniforma olsam, identical olsam. Kimlik demek değil mi bu Frenkçe ? Tek olsam iç ve dış düşmanlarımıza karşı. Her Türk Asker doğsam. Tek vücut, sırf kas.
Yanıbaşımdaki Gayri-Müslimleri kedi sever gibi sevsem, uzaktan. Ah desem, keşke gitmeselerdi İstanbul’dan, İzmir’den şu gökkuşağının renkleri. Zaten Beyoğlu’na da kravatsız girilemezdi olsa. Bu Kürtler gelmeden önce desem, ah desem, İstanbul İstanbul’du, şimdi dev bir köy oldu. Neden gittiler, neden geldiler hiç sormasam. Gittiler mi öldürüldüler mi, geldiler mi öldürüldüler mi, aklıma dahi getirmesem, titresem böyle saçma sapan sorular ucunu gösterince, tir tir.
Ama bu Rum, Ermeni, Yahudi tâifesi da haddini bilse, sevildiğini bilse, misafirperverliğimi sû’i istimâl etmese. Onlar için 66. madde geçerli olmasa. Sussalar, otursalar oturdukları yerde, biblo gibi. Arada şarkı söyleseler, meze yapsalar, fotoğraf çekseler, göğsümü kabartsalar yadellerde. Bu Türkler ne kadar hoşgörülü dese cümle âlem.
Hoşgörülü ama modern! Şık. Klas. Çingene mahallesini fıldır fıldır dönüştürsem, orası turistik olsa. Çingeneler de sadece göbek atsalar. Başka bir hayatları olmasa. Hatta yaşamasalar göbek attıkları zamanların dışında. Rehabilite etsem yeri göğü. Heryer Disneyland gibi olsa. Pembe kesme parke taşlı.
Erkek olsam sürüne sürüne, yiğit olsam, kadınımı sömürgecilerin sömürdüklerini korudukları gibi korusam, kol kanat gersem bu zayıf cinse. At, Avrat, Silah olsa. Arada iki tane çaksam ama onun iyiliği için. Namusuna önem versem. Kimin nerede nasıl başını kıçını örteceğine ben karar versem. Zinhar onun vücudu ona ait olmasa. Zaten kimsenin vücudu kendine ait olmasa. Ne demekmiş o? Hâşâ homoseksüel olmasam. Yok daha neler! Türkçesini bile yazamam, küfür olur. Olanları kovsam sokaklarından, evlerinden, sürüm sürüm süründürsem ellerimde bayraklarla, ağzımda 10. Yıl Marşı. Dağ, taş bayrak olsa, burasının benim olduğuna dair hiçbir şüphem kalmasa.
Şu ben kimim sorusunun yanıtını bulabilsem, ah bir bulabilsem, her şey ne kadar güllük gülistanlık olacak, ben de aya gideceğim, yaya degil, ben de Mersin’e gideceğim tersine degil. Aman eleştiri gibi oldu, lâkin biz bizeyiz, sakın yabancıya böyle şeyler söylemeyiniz. Kol kırılır… değil mi efendim? Zaten her taraf mihrak dolu, içi de var dışı da. Etraf gaflet ve dalâlet içinde olanlara dolu. Ve hatta… Bir izin vermiyorlar ki bulayım kendimi, şöyle bir silkineyim, inleteyim yeri göğü. İşleri güçleri bizi bölmek. Hepsi birleşmiş.
Ali Teoman Eşikte romanında yazmış[*]. “O anda birden anlıyorsun bunca zamandır aslında yalnızca kendi izini sürdüğünü ve kendi adresine imzasız mektuplar yollamaktan başka bir şey yapmadığını. Hiç ama hiçbir şey”. Anlamasam. Devam etsem böyle ilelebet. Ne güzel.
Omnia vulnerant, ultima necat
[*] Sel Yayıncılık, 2008
Add comment janvier 4, 2010








